KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/11154 E., 2012/25390 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Aralık 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2010/773-2012/344
Karar Metni
690 kelime·3 dk okuma
Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin 15.04.1980 olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, 15/04/1980-15/10/1980 tarihleri arasında geçen hizmet süresinin tespitini talep etmiş; yargılama aşamasında talebini daraltarak sigortalılık başlangıç tarihinin 15.04.1980 olduğunun tespitini istemiş; Mahkemece, tek başına işe giriş bildirgesinin çalışmayı kanıtlayamayacağı, eylemli çalışmanın kanıtlanması gerektiği, davacı tarafça herhangi bir delil sunulamayacağının bildirildiği, dosyada başkaca delil de bulunmadığı göz önüne alınarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Bu durumda uyuşmazlık somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 108. maddesi sigortalılık süresini düzenlemekte olup, sigortalılık niteliği taşımayan bir kimsenin sigortalılık süresinden de söz edilemez. Olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlaması ile edinilir. Bu maddelerde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur.
Fiili çalışma saptanmadıkça, sadece hizmet akdine dayanılması halinde sigortalılık söz konusu olamaz. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez.
Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir.
Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.
Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir.
Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; eylemli çalışmanın bordro ya da komşu işyeri tanıkları veya yazılı belgelerle kanıtlanması gerektiği, davacı tarafça herhangi bir delil sunulamayacağının bildirildiği, dosyada başkaca delil de bulunmadığı göz önüne alınarak karar verilmiş ise de; bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulduğunda yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
O halde yapılacak iş. Bu tür 1 günlük sigortalı hizmetin belirlenmesine ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup, mahkemece, tarafların sunduğu deliller ile yetinilmemeli, kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmeli, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için mutlak koşul niteliğindeki hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır.
Bu amaçla; davacının çalıştığını ileri sürdüğü işyerine ait işe giriş bildirgesindeki kimlik bilgilerinin, grafolojik inceleme sonucuna göre bildirgedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı tespit edilmeli, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olduğunun belirlenmeli, varsa kurum görevlileri tarafından düzenlenen rapor ve tutanaklar getirtilmeli, bildirgenin verildiği işyerinden Kuruma verilen dönem bordrosu olup olmadığı araştırılarak,
bordroda kayıtlı tanıklar dinlenmeli, kurum kayıtlarına geçen tanık bulunamaz ise, davacının çalışmasının geçtiği iddia edilen işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinin sahipleri ve bildirge tarihinde anılan işyeri çalışanları kurum veya zabıta marifetiyle tespit edilerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bu yönde yapılacak araştırmadan da bir sonuca varılamadığı takdirde ise, davacı tarafından gösterilen tanıklar dinlenmeli, ifadeleri hükme dayanak kılınan tanıkların dava konusu yapılan tarihte iş yeri sigortalısı veya komşu işyeri işvereni veya çalışanı olup olmadığı araştırılmalı,
bu araştırmada gerekirse kurum veya zabıta aracı kılınmalı, elde edilen bilgilerin tanık anlatımlarında belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenerek sonucuna göre karar vermelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/11154, K. 2012/25390, 11 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama