KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/11953 E., 2012/22563 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2007/434-2009/975
Karar Metni
1.288 kelime·6 dk okuma
Dava, yersiz olarak tahsil edilen 188.667,17 TL kanuni faizin tahsil tarihlerinden itibaren yasal faizi ile tahsili istemine ilişkindir. Mahkeme, 16.146,89 TL ana para 15.290,52 TL faiz alacağına ilişkin olarak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı şirket avukatı ile davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı şirkete ait ...786 sicil sayılı Özel Hastane işyerinin, 1999-2000, 2001 ve 2002 yılı 1. ay hariç diğer tüm aylar yönünden ödenmeyen prim, işsizlik primi, eğitime katkı payı ve özel işlem vergisi ile bunların gecikme zammına ilişkin olarak 2000/180-952-1386, 2001/547-1785-2315-2716, 2002/522-902, 2003/709-1213 takip no’lu 11 ayrı dosya ile icra takibine geçildiği,
ödeme emirlerinin tebliği ile takiplerin itirazsız olarak kesinleştiği, davacı şirket tarafından ilki 30.12.2005 diğeri 31.03.2006 tarihli olmak üzere toplam 14 adet tahsilat makbuzuyla 2001/2716, 2002/522-902, 2003/709-1213 takip dosyalarına ilişkin olarak kanuni faiz ve diğer kalemlerden oluşan toplam 460.147,30 TL’nin Kurum veznesine ödendiği, anılan tahsilat makbuzlarına göre bu ödemenin 174.229,70 TL’sinin sadece kanuni faize ilişkin olduğu, Kurumun bila tarihli iç yazışmasında;
tahsilat makbuzlarına konu tutarlar üzerinden yapılan hesaplamalar sonucu 172.091 TL’nin “kanuni faiz” olarak alınmış olduğunun, ancak, bu durumun düzeltilip, 506 sayılı Yasanın 80. Maddesinde 4958 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik gözetilerek Eylül 2003 öncesi 6183 sayılı Yasanın 51. maddesi kapsamında gecikme zammı, 1 Ekim 2003 sonrası ise Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanarak DİBS faizine dönüştürüldüğünün, dolayısıyla “kanuni faiz” olarak alınan tutarın davacı iddiası gibi 188.667,17 TL olmayıp 16.146,89 TL’den ibaret bulunduğunun bildirildiği,
hükme dayanak kılınan 28.09.2009 tarihli bilirkişi raporunda.
Kurum savunmasına yönelik herhangi bir değerlendirme ve hesaplama yapılmadığı, Kurum savunması doğrultusunda 172.091 TL kanuni faizin DİBS faizine dönüştürüldüğü belirtilerek ve kanuni faiz de Kurum savunması gibi 16.146,89 TL kabul edilerek bunun dava tarihine kadar yasal faizi 15.290,52 TL belirlenerek bu tutarlar yönünden davanın kabulü gerektiğinin bildirildiği, mahkemece de rapor gibi davanın kısmen kabulüne hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 80’inci maddesinin ilk şekline göre Kurumun prim alacağının tahsili, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılmakta iken, 08.12.1993 günü yürürlüğe giren 3917 sayılı Kanunun 1’inci maddesi uyarınca yapılan değişiklik ile 6183 sayılı Kanun hükümlerine tabi kılınmıştır.
Buna göre maddenin dördüncü fıkrası, “Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.” hükmünü içermekte olup, anılan fıkra, 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 38’inci maddesi ile değiştirilerek.
Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanunun 51’inci maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı, Kurumun, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanacağı, Kurumun prim ve diğer alacakları süresi içinde ve tam olarak ödenmezse, ödenmeyen kısmının sürenin bittiği tarihte % 10 oranında artırılacağı, bulunan bu tutara, ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar,
her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizinin, bileşik bazda uygulanarak gecikme zammının hesaplanacağı, ancak ödemenin yapıldığı ay için gecikme zammının günlük hesaplanacağı yönünde düzenleme yapılmıştır.
Daha sonra, 01.02.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5073 sayılı Kanunun 12’nci maddesi ile fıkrada yer alan “Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak” ibaresinden sonra gelmek üzere "bir önceki aya ait" ibaresi eklenmiş, 06.07.2004 günü yürürlüğe giren 5198 sayılı Kanunun 11’inci maddesi ile de fıkradaki “51 inci maddesi” ibaresi “51 ve 102’nci maddeleri” olarak değiştirilmiştir. Söz konusu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere.
Kurumun prim alacakları 6183 sayılı Kanun hükümlerine tabi kılınıp kamu alacağı derecesine getirilerek, takip ve tahsilde, 2004 sayılı Kanun hükümlerine göre çabukluk ve sadelik sağlanmak istenmiş olup, süresinde ödenmeyen prim ve diğer Kurum alacaklarının cebren takip ve tahsil yetkisinin bizzat Kuruma tanınmış olması da aynı amacın gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Bununla birlikte. 6183 sayılı Kanunun “Ödeme emri” başlıklı 55’inci maddesinin ilk fıkrasında; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı.
“Ödeme emrine itiraz” başlığını taşıyan 58’inci maddesinin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi; “menfi tespit” niteliğindeki ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali davasının yedi günlük hak düşürücü süre içerisinde açılması zorunlu olduğu gibi, kendisine ödeme emri gönderilen borçlunun itirazları da üç nedenle sınırlandırılmıştır.
Kanun koyucu tarafından, tahsil edilmesi istenen alacak, kamusal nitelikte imtiyazlı olduğundan sürüncemede kalması önlenerek, hızla tahsilinin sağlanması istenmiş, bu nedenle kamu alacağına ilişkin takip kesinleştikten sonra yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılması yönünde herhangi bir hüküm öngörülmemiştir. Başka bir anlatımla.
6183 sayılı Kanunda, 2004 sayılı Kanununun 72’nci maddesine koşut bir düzenleme bulunmadığı gibi, 6183 sayılı Kanunda menfi tespit davasına, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi” başlıklı, 08.04.2006 günü yürürlüğe giren 5479 sayılı Kanunun 5’inci maddesi ile değiştirilen 79’uncu maddesinde “...
Herhangi bir nedenle itiraz süresinin geçirilmesi halinde üçüncü şahıs, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır.” düzenlemesi ile yalnız üçüncü kişiler yönünden yer verilmiş, bu hak ve olanak, kamu alacağı borçluları için tanınmamıştır.
Buna göre; takibin itiraz edilmeksizin/dava açılmaksızın kesinleşmesi veya itirazın/davanın, hak düşürücü sürenin geçirilmesi nedeniyle reddine karar verilmesi durumunda kamu alacağı borçlusunun, aynı konuda menfi tespit veya geri alım (istirdat) davası açabilmesi olanaksız olup, ancak, koşulları gerçekleştiği ve kanıtlandığı takdirde 506 sayılı Kanunun 84’üncü maddesine dayalı olarak açılacak dava ile primler Kurumdan geri istenebilecektir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.04.2006 gün ve 2006/21-198 Esas, 2006/249 Karar; 03.10.2007 gün ve 2007/21-623 Esas, 2007/717 Karar, 27.02.2008 gün ve 2008/21-139 Esas, 2008/204 Karar numaralı ilâmlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Diğer taraftan.
506 sayılı Kanunun “Yersiz olarak alınan primlerin geri verilmesi” başlığını taşıyan 84’üncü maddesinin ilk fıkrasında; yanlış ve yersiz olarak alınmış olduğu anlaşılan primlerin, alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise, payları oranında işverenlere ve sigortalılara geri verileceği, ikinci fıkrasında, işverenlere geri verilecek primler için Kurumca yasal faiz ödeneceği ve faizin, primin Kuruma yatırıldığı tarihi izleyen ay başından geri vermenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanacağı açıklanmıştır.
Önceki paragraftaki açıklamalar gözetildiğinde, anılan madde anlamında Kurumun geri verme borcunun kapsamına ilişkin olarak ise, yalnızca prim ve gecikme zammını hesaplama yöntemi yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir. Daha açık anlatımla.
Kurumca tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı tutarının doğru yöntem izlenerek, yasal mevzuat hükümleri çerçevesinde olması gerektiği şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı irdelenip, herhangi bir matematiksel hata yapılıp yapılmadığı saptanacak, 6183 sayılı Kanunun 58’inci maddesinde yazılı olan borcun bulunmadığı, kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı yönündeki iddialar ileri sürülemeyecek veya dinlenmeyecek, kamu borçlusunun gerçekleştirdiği ödemeler dahi dikkate alınmayacaktır.
Diğer taraftan, gecikme zammı; özünde yeterli bir müeyyide ve faiz niteliğindedir.
Kaldı ki, 6183 sayılı Kanunun 51 ve 52. maddeleri gecikme zammına faiz tahakkuk ettirilmesine cevaz vermediği gibi, Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2004 gün ve 2004/10-104 Esas 2004/94 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, “506 sayılı Yasanın değişik 80. maddesinde Kurumun prim ve benzeri alacakları için genel kuraldan ayrılan bir temerrüt faizine yer verilerek gecikme zammından söz edilmekte ise de, prim borcunun zamanında ödenmemesi hâlinde, Kurumca talep edilecek karşılık, kamu hukuku karakterli bir para alacağı için öngörülen (nitelikli) temerrüt faizinden ibaret olup,
genel ilke uyarınca buna ayrıca temerrüt faizi yürütülmesine yasaca olanak bulunmamaktadır.” Mahkemece, yukarıda belirtilen şekilde, Kurum tarafından çıkarılan borçların gecikme zammına temerrüt faizi yürütülüp yürütülmediği araştırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.
O halde, davacı şirket avukatı ile davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/11953, K. 2012/22563, 20 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama