KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/13000 E., 2012/16737 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 435-485
Karar Metni
595 kelime·3 dk okuma
Dava, 02.12.1991 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir. Mahkeme, davanın kısmen kabulüyle 01.09.1992 tarihinden itibaren davacıya yaşlılık aylığı bağlanmasına karar vermiştir. Hükmü, davalı Kurum avukatının temyiz etmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
21.11.1984 tarihli talebine istinaden 1479 sayılı Kanun kapsamında 01.12.1984 tarihinden 31.01.1990 tarihine kadar isteğe bağlı sigortalı olan ve 15.06.1942 tarihinde doğan davacının, 21.11.1984 tarihinde (nüfus kaydını eklemek suretiyle 2229 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 40 yaşını doldurduğu beyanıyla) talep ettiği 10 yıl geriye doğru borçlanma istemini davalı Kurumun 05.12.1984 tarihinde kabul etmesiyle, 3 yılda eşit taksitlerle yasal sürede borcunu ödediği ve 05.08.1992 tarihli yaşlılık aylığı bağlanması isteminin, yaş şartının oluşmaması nedeniyle,
10 yıllık borçlanması iptal edildikten sonra bakiye 15 yıllık hizmetin olmaması nedeniyle 08.09.1992 tarihinde reddine karar verildiği. Kurum işleminin iptali için, 1992 yılında idare mahkemesinde açılan davada, yargı yolu yanlışlığı nedeniyle dava dilekçesinin reddine, 20.01.1993 tarihinde karar verildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanunun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanaklarından olan 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 19.04.1979 tarihli 2229 sayılı Kanunun 34. maddesiyle eklenen 1479 sayılı Kanunun Ek Geçici 4. maddesinde "Bu Kanuna göre isteğe bağlı sigortalı olanlardan, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kadın iseler 40, erkek iseler 45 yaşını geçenler, sigortalı oldukları tarihten geriye doğru 10 yıllık süreyi sigortalılığın tescilinden itibaren bir yıl içinde talepte bulunmak kaydıyla borçlanabilirler. Borçlanma primleri seçtikleri basamak üzerinden hesaplanır, defaten veya 3 yıl içinde yıllık eşit taksitler halinde ödenir.“ hükmünü içermektedir.
Belirgin olduğu üzere, 2229 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle davacı 40 yaşını geçmemiş olmasına ve bu yönde geriye doğru 10 yıllık süreyi borçlanmasının mümkün olmamasına karşın, mahkeme, güven ve umut duygusu verilen, bu yönde iyiniyetli olan davacının yanıltmadığı Kurumun gerekli araştırma ve inceleme görevini yerine getirmediği, iptalin objektif iyinetle bağdaşmayacağı gerekçesiyle borçlanmanın geçerli olduğunu kabul etmiştir.
Belirtilmelidir ki, Kurumun hatalı işlemine dayalı olarak davacının iyiniyetli olmasından kaynaklanan bir kazanılmış haktan bahsedebilmek için Hukuk Genel Kurulu’nun 25.06.2003 gün ve 2003/21-406 E., 2003/424 K. ile 21.09.2011 gün ve 2011/10-439 E., 2011/540 K. sayılı kararlarında da belirtildiği gibi; bir hakkın elde edilmiş olması, objektif bir hukuk kuralının kişiye uygulanması, hakkın elde edilebilir, Anayasa ve diğer Kanunlarla korunmaya değer duruma gelmiş olması ve idarece tek taraflı tasarrufla geri alınamayacak durumda bulunması gerekir.
Hukuki değerden yoksun işlemler, açık hataya dayalı işlemler, iradeyi fesada uğratan nedenlere dayalı işlemler, kazanılmış hak doğurmadığı gibi, idarenin yapmış olduğu olumsuz veya açıklayıcı işlemleri de kazanılmış hak doğurmaz.
Somut uyuşmazlık, bu yönden incelendiğinde; 40 yaşını doldurduğuna ilişkin davacı beyanına göre geriye doğru 10 yıllık borçlanma istemi kabul edilmiş olup, yukarıda açıklandığı gibi davacının yaş şartını yerine getirmemesi nedeniyle, yapılan işlemin hatalı bildirime dayalı ve hukuki değerden yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, hukuki değerden yoksun ve hatadan kaynaklanan Kurum işlemine dayalı olarak herhangi bir hak kazanılması mümkün değildir.
Bu nedenledir ki; yerel Mahkemenin, Kurumun hatalı işlemi sonucu çıkarılan borçlanma tutarını ödeyen davacının iyiniyetli olduğunu kabul ile geriye doğru 10 yıllık sürenin borçlanmasının geçerli olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Hal böyle olunca, davacının istemesi halinde; isteğe bağlı sigortalılığın bittiği günü takip eden 01.02.1990 tarihinden itibaren fazla ödemenin karşıladığı süre kadar davacı 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalı kabul edilerek yaşlılık aylığı bağlama koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/13000, K. 2012/16737, 1 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama