KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/13260 E., 2012/26629 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Aralık 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 298-196
Karar Metni
712 kelime·4 dk okuma
Davacı vekili önce dava dilekçesi ile davacının 02.08.1980 tarihinden 1981 yılı Şubat ayına kadar davalı şirkete ait işyerinde çalıştığının tespitini talep etmiş daha sonra talebini ıslah ederek sigortalılık başlangıc tarihinin 02.08.1980 olduğunun tespitini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, sigortalılık başlangıcının, tespiti istemine ilişkin olup; mahkemece, davacı tarafından fiili çalışma somut delillerle ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli değildir.
Davanın, yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 108. maddesinde sigortalılık süresi düzenlenmiş olup, sigortalı statüsünde bulunmayan bir kimsenin sigortalılık süresinden söz edilemez. Olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir.
Sigortalılığın zorunlu, kişiye bağlı, devredilemez niteliği gereğince bu tür davaların kamu düzenine ilişkin olduğu açık ve özel bir duyarlılıkla çözümlenmesi zorunludur. Yöntemince düzenlenip süresinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alındığını gösteren yazılı delil niteliğinde ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez.
506 sayılı Kanunun 2, 6. ve 108. maddelerindeki düzenlemelerde de belirtildiği gibi, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur ve fiili çalışma saptanmadıkça, sadece hizmet akdine dayanılması halinde dahi sigortalılık söz konusu olamaz. Bu kapsamda fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır.
İşe giriş bildirgesi Kuruma verilmesine karşın, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun.
09.06.2005 gün ve 2005/21-409 E. - 413 K. sayılı, 22.03.2006 gün ve 2006/21-43 E. - 2006/98 K sayılı, 12.03.2008 gün ve 2008/21-242 E. - 2008/251 K. sayılı, 23.12.2009 gün ve 2009/10-581 E. - 619 K. sayılı, 10.02.2010 gün ve 2010/10-72 E. - 2010/72 K. sayılı, 21.09.2011 gün ve 2011/10-527 E. – 2011/552 K. sayılı kararlarında da açıkça belirtildiği gibi, bildirgenin hangi tarihte Kuruma intikal ettiği, intikal ediş tarihine göre 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin geçirilip geçirilmediği,
bildirgedeki kimlik bilgilerinin, yaptırılacak grofolojik inceleme sonucuna göre bildirgedeki imza ve varsa fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, bildirge Kuruma teslim Edildiğinde davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olduğu ve bu numaranın sigortalının daha sonraki yıllarda gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı belirlenmeli, bulunabildiği takdirde, sigortalı ile birlikte çalışan kişiler ile,
aynı çevrede iş yeri olan işveren veya bu işverenlerin çalıştırdığı kişiler yöntemince saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde yöntemince araştırılarak, elde edilen bilgi ve belgelerin tanık anlatımlarında belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenip sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Somut olayda. Mahkemece; işe giriş bildirgesindeki sigortalı imzası üzerinde yapılan grofolojik inceleme sonucuna göre, bildirgedeki imza, davacıya ait değilse de, davacının 02.08.1980 tarihi itibariyle 14 yaşında olduğu ve yine, yapılan incelemede, işe giriş bildirgesindeki fotoğrafın davacıya ait olduğu.
Kurum yazısında, davacının sigorta sicil numarasının, işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiği yılın serilerinden olduğu ve bu numaranın sigortalının daha sonraki yıllarda gerçekleşen hizmetlerinde de kullanıldığı anlaşılmış; dinlenen tanıklardan, ...; babası ...'nın davalı şirkette 1980-1982 yılları arasında çalıştığını, diğer tanık ... ... ise; ... Oto Paspas ve Aks Paz. A.Ş'de çalıştığını, davacının çalıştığı ...
A.Ş' nin çalıştığı şirketin yan kuruluşu olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında; mahkemece, tarafların gösterdikleri tanık anlatımlarıyla yetinilmemeli, resen araştırma ilkesi ışığında; tanık ...'nın babası ...'nın tespit edilip beyanına başvurularak, davacı ile aynı işyerinde çalışıp çalışmadığı belirlenmeli, tanık ... ...'ın beyanı yönünden, davalı ... Lastik ve Plastik San. A.Ş'nin, ... Oto Paspas ve Aks Paz.
A.Ş'nin yan kuruluşu olup olmadığı, aralarında organik bir bağın bulunup bulunmadığı araştırılmalı, sigortalı ile birlikte çalışan kişiler ile, aynı çevrede iş yeri olan işveren veya bu işverenlerin çalıştırdığı kişiler yöntemince saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde yöntemince araştırılarak, elde edilen bilgi ve belgelerin tanık anlatımlarında belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenip, sonucuna göre bir karar verilmelidir
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/13260, K. 2012/26629, 21 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama