KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/14781 E., 2012/17902 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 57-455
Karar Metni
520 kelime·3 dk okuma
Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma giren sigortalıya bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi gereğince davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili ile, davalılardan ...Orman Ürünleri Dğt. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, “iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda,
yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereğince, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir.
Davacı Kurum tarafından, davalılar aleyhine rücuan alacak talebi ile açılmış olan davanın yargılaması sırasında yine aynı davalılar aleyhine kazalı sigortalı tarafından açılmış ve kesinleşmiş olan tazminat davasında alınan kusur raporunda, davalıların toplam %60 kusuruna göre, hüküm kurulmuş olup, iş bu dosyada da, bu oranlar esas alınarak hüküm kurulmuştur. Aynı olay nedeni ile açılan ceza davasında ise, kazalı 7/8 oranında, davalı şahıslar da sanık sıfatı ile toplam 1/16’şar oranında kusurlu bulunarak cezalandırılmışlar, Bakanlık müfettiş raporu ile de, kazalı %60, işveren ise, %40 oranında kusurlu bulunmuştur. Kusura ilişkin tüm bu tespitler incelendiğinde açık çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararı kapsamında, Kurumun rücu hakkının, halefiyet ilkesine dayanmayıp, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı, ya da, hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, tazminat davasında alınan kusur raporunun, iş bu rücu davasında bağlayıcılığından söz edilemeyeği gibi, Borçlar Kanununun 53. maddesi uyarınca hukuk hakimi ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olup, kusur oranları ile bağlı değildir.
Bu nedenle, kusur tespitine yönelik tüm bu tespitlerde irdelenerek, olay tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 26. maddesine de uygun, soyut ifadelere dayanmayan, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığı ve dayanağı mevzuat hükümleri ayrıntılarıyla irdelenerek, mevcut çelişkiyi giderecek şekilde, iş kazasının olduğu meslek kolu ile iş ve işçi güvenliği konusunda uzman bilirkişi kurulundan alınacak kusur raporu ile sonuca gidilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanlış değerlendirme ile, tazminat dosyasındaki kusur raporunun esas alınarak hüküm kurulması isabetsizdir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekili ile, davalılardan ...Orman Ürünleri Dğt. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/14781, K. 2012/17902, 8 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama