KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/16263 E., 2012/18984 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Ekim 2012
Karar Metni
774 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
... ile ... arasındaki dava hakkında Kayseri 3. İş Mahkemesinden verilen 21.10.2010 gün ve 1303/632 sayılı hükmün, Dairemizin 01.03.2012 gün 14953/3736 sayılı ilamı ile BOZULMASINA karar verilmiştir.
Bozma sonrası, Mahkemenin verdiği 31.05.2012 gün ve 186/358 sayılı Karar ile önceki kararında 6100 sayılı HMK’nın 373/(5). maddesi uyarınca direndiği anlaşılmış olmakla ve Direnme üzerine yapılacak işlemlerin neler olduğu 6100 sayılı HMK’nın 373’ncü maddesinin (5). fıkrasında; “ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.
(6) fıkrasında da; “(6) Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur.” şeklinde ifade edilmiş olmakla birlikte 5 Temmuz 2012 gün ve 28344 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 40. maddesi ile 5521 sayılı Kanuna eklenen Geçici 2’nci maddedeki;“ Bölge adliye mahkemelerinin, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar,
Yargıtayın bozma kararlarına karşı verilen direnme kararının temyizi halinde dava dosyası, önce kararı veren daireye gönderilir. Direnme kararları daireler tarafından öncelikle incelenir.
Kararı veren daire, direnmeyi yerinde görürse kararı düzeltir; yerinde görmezse talebi on gün içinde Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna iletir.” şeklindeki düzenleme karşısında, direnme kararının süresi içinde temyizen incelenmesi davalı Kurum avukatınca talep edilmesi üzerine dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, hükmün Dairemizce “6183 sayılı Yasanın 58. maddesinde belirtilen 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılmadığından ” bahisle bozulduğu, Mahkemece, “Davanın süresinde açıldığı ve alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle ödeme emrinin iptali” yönünde direnme kararı verildiği, Dairemiz kararının yanılgıya dayalı olduğu anlaşılmakla, Dairemizin ilamının ortadan kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Dairemizin bozma ilamı kaldırılmalıdır.
SONUÇ
1- Mahkemece verilen direnme hükmünün açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğu anlaşıldığından, Dairemizin Mahkemenin anılan kararının bozulmasına ilişkin 1.3.2012 gün ve 2010/14953 Esas ve 2012/3736 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA;
2-Hükmün esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; ... tarafından, 1999/617 takip sayılı dosyaya istinaden ... İşhanı Kat Malikleri Kurulu Başkanlığının idari para cezası borcu nedeniyle 01.03.1999 tarihli ödeme emri gönderilmiş, Kat Malikleri Kurulu Başkanlığı olmadığı gerekçesiyle tebligat iade edilmiştir. Kat malikleri, Kurumca, belediyeden sorulup, davacı ... ...nin ismi verilmesi üzerine 24.02.2009 tarihli ödeme emri, ... (... Kat Malikleri Kurulu Başkanlığı) yazılarak tebliğe çıkarıldığı ve yetkili Dağıstan Közel’e 30.06.2009 tarihinde tebliğ edildiği, davanın 7 günlük hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmaktadır.
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 34. maddesi hükmü gereğince, kat malikleri, ana gayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışarıdan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye "Yönetici", kurula da "Yönetim kurulu" denir. Ana gayrimenkulün sekiz veya daha fazla bağımsız bölümü varsa, yönetici atanması mecburidir. Bu durumda, mevcut ise apartman yöneticisi tarafından dava açılabileceği açıktır. Eldeki davada, Kurumca, kat maliki sıfatıyla, tüm kat maliklerine ait olan borcun davacıya tebliğ edildiği anlaşılmakta ise de mahkemece öncelikle davacının kat maliki olup olmadığı araştırılmadan eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm verilmiştir.
6183 sayılı Yasanın 55. maddesi, vadesinde ödenmeyen kamu alacaklarının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesi olanağını öngörmüş olup; itiraz prosedürü tamamlanmadığı halde, takibe konu edilen idari para cezası mevcut ise, 5510 sayılı Yasanın 102. (506 sayılı Yasanın 140) maddesi uyarınca, başlamış olan prosedür bulunup bulunmadığı araştırılarak, mevcut ise, sonuçlanması beklenip; kesinleşen ve Kurum alacağına dönüşen idari para cezasının takibe konu edildiğinin tespiti halinde ise, bu miktara ilişkin ödeme emri yönünden, 6183 sayılı Yasanın 58. maddesinde sınırlı olarak sayılmış nedenlere, “böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı” dayalı incelemeyle sonuca varılmalıdır.
Mahkemece, ödeme emrine konu idari para cezasının 6183 sayılı Yasanın 102. Maddesine göre 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğundan bahisle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davaya konu idari para cezasına ilişkin borcun doğduğu tarihte yürürlükte bulunan, 506 sayılı Yasanın 06.05.1993 tarih ve 3910 sayılı Yasa ile değişik 140/son fıkrası “İdari para cezalarının tahakkuk ve tahsilâtında 10 yıllık zamanaşımı uygulanır.” Hükmünü içermekte olup; anılan fıkra hükmüne göre, zamanaşımı süresi 10 yıl olduğu gözetilerek zamanaşımı konusu irdelenmelidir.
Mahkemece yapılacak iş, ödeme emrine konu takip dosyası getirtilerek borcun dayanakları belirlenmeli, davacının kat maliki olduğunun anlaşılması halinde kendisine gönderilen ödeme emrine konu borç nedeniyle sadece kendi payına düşen hisse kadar ödeme emrinin iptali istemiyle dava açmada hukuki yararı olduğu, aksi halde borçlu sıfatının bulunmadığı düşünülmeli, Kurum alacağına dönüşmüş kesinleşmiş bir idari para cezasının varlığı halinde yukarıdaki esaslar çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılmadan eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/16263, K. 2012/18984, 15 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama