KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/16679 E., 2012/15653 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Eylül 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 823-417
Karar Metni
562 kelime·3 dk okuma
Dava, aidiyet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, davalıya ait 99171 sicil numaralı özel bina inşaatı işyerinden yapılan 01.01.1981 ile 31.12.1982 tarihleri arasındaki döneme ait bildirimlerin kendisine ait olduğunun tespitini talep etmiştir.Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu kararın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlık, işe giriş bildirgesinin verilmemiş olması nedeniyle sicilsiz yapılan bildirimlerin davacıya ait olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dosya kapsamına göre, işveren tarafından işe giriş bildirgesi verilmediği, dönem bordrolarının ise işyerinin kapsamı dışına çıkarılmış olması nedeniyle imha edildiği anlaşılmış olup, davacıya ait sigorta hizmet cetvelinde ise, 01.01.1981 ile 31.12.1982 tarihleri arasında davalıya ait işyerinden yapılmış 720 günlük bildirim yapıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacı tanıklarının beyanlarına dayalı olarak karar verilmiş ise de, davacının 06.03.1981 ile 06.11.1982 tarihleri arasında asker olduğu askerlik şubesi tarafından bildirilmiş olup, tanık beyanlarına göre bile davacı ile davalı arasında hizmet akdi ilişkisi olduğu konusunda tereddüt oluşmuştur.
Bilindiği üzere 506 sayılı Kanunun 2'nci maddesinde, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı belirtilmiştir. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait iş yerinde veya iş yerinden sayılan yerlerde görülmesi, kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmamasıdır.
Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özelliği, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir.
Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. Hizmet akdi, çoğu kez istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir.
Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir.
Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir.
Öte yandan; çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması olanaklı bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.
Somut olayda; davacı ile davalı arasında hizmet akdi ilişkisi olup olmadığı, işveren sıfatının kime ait olduğu irdelenmeli, davacının askerde olduğu dönemde bina inşaatında nasıl çalıştığı üzerinde durulmalı, özellikle aynı isimde başka bir sigortalı olup olmadığı ve bu çalışmaların gerçekte kime ait olduğu, tarafların göstereceği deliller ile çalışmayı bilebilecek durumda olan başka tanıklar dinlenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır. O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/16679, K. 2012/15653, 20 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama