KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/18896 E., 2012/24744 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Aralık 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 63-697
Karar Metni
432 kelime·2 dk okuma
Dava, yersiz ödendiği ileri sürülen sağlık harcamalarının geri alınması istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava, Bağ-Kur sigortalısı eski eşinin sağlık sigortası üzerinden tedavi olan davalıların murisi için yersiz yapılan harcamaların tahsili istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 599’uncu maddesinde, mirasçıların, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanacakları ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olacakları belirtilmiştir.
Kural olarak, bir kimsenin ölümü ile mal varlığının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden külli halefiyet gereğince, miras bırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, düşünsel ve bedeni yetenek ve özellikleri göz önünde bulundurularak yapılmış, borcun bizzat miras bırakan tarafından yerine getirilmesi gereken kişisel edim borçları dışında, malvarlığından ifa durumunda olan maddi edim borçları mirasçılara intikal etmektedir.
Miras bırakanın borçları, ölümünden önce yaptığı hukuki işlemlerden, gerçekleştirdiği haksız eylemlerden, mal varlığında oluşan sebepsiz zenginleşmeden ve ölüm anına kadar meydana gelen bir takım olgular nedeniyle doğrudan doğruya kanundan doğabilmektedir ve mirasçıların sorumluluğu yönünden borcun kaynağı önemsizdir. Bu sorumluluk, mirasın kesin olarak kazanılması ile başlamaktadır ve borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizlerini de kapsamaktadır.
Şu durumda, taraflar arasında çekişme konusu yapılan ve miras bırakanın sebepsiz zenginleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen alacak tutarı, murisin mal varlığına ve terekesine dahil olup, ölümünden sonra mirasçılarına karşı ileri sürülmesine kural olarak herhangi bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2008 gün ve 2008/21-235 Esas, 2008/248 Karar sayılı ilâmında da aynı yaklaşım ve görüş benimsenmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 12.09.2006 tarihli oturumda davalılar vekili mirasın hükmen reddine ilişkin olarak (3.) Asliye Hukuk Mahkemesi’de açılan 2004/538 Esas numaralı dava dosyasının bekletici mesele yapılmasını talep ettiği anlaşılmış olup, her nekadar Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesine dosyanın devrinden sonra verilen 6.5.2010 tarih ve 2010/37 esas- 2010/303 sayılı karar ile mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davanın reddedildiği anlaşılmışsa da, redde ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulmamıştır.Zira o davada verilecek olan kararın eldeki davanın sonucunu etkileyeceğinden, mirasın reddine ilişkin davanın kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı gerekçeyle, davanın reddine ilişkin karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/18896, K. 2012/24744, 6 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama