KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/19007 E., 2012/25531 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Aralık 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 583-432
Karar Metni
1.025 kelime·5 dk okuma
Dava, kesilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanarak yasal faiziyle birlikte alınması gerektiğinin ve yersiz ödendiği ve karşılandığı ileri sürülen aylıklar ile sağlık sigortası giderleri yönünden borçlu bulunmadığının tespiti istemlerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1979 yılının Kasım ayında düzenlenen giriş bildirgesiyle, meslek kuruluşu kaydına dayanılarak davalı Kurum tarafından tescili gerçekleştirilip, 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılığı başlatılan davacının, 2000 yılının Ocak ayında, anılan sigortalılığı sonlandırılarak sigortalılık sürelerinin 03.12.1979 – 20.04.1982, 22.03.1985 – 30.12.1999 olarak belirlendiği,
2006 yılının Temmuz ayında söz konusu Kanunun yaşlılık sigortası hükümlerine göre aylık tahsis başvurusunda bulunması üzerine 01.08.2006 gününden itibaren kendisine aylık bağlanan davacının, 2010 yılının Mayıs ayında Kurumca yapılan kontrol ve yeniden değerlendirmede 01.01.1981 – 31.12.2009 tarihleri arasında Fransa’da, anılan ülke sosyal güvenlik kurumuna tabi işçi statüsünde çalışması belirlenerek,
işbu çalışma süresi ile çakışan sigortalılık sürelerinin ve giderek başlangıç tarihi itibarıyla aylığının iptal edilip, yersiz ödenen aylıklara ve karşılanan sağlık sigortası giderlerine ilişkin borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmakta olup, herhangi bir vergi ve esnaf ve sanatkarlar sicil memurluğu kaydı bulunmayan davacının yağlı boyacılık mesleğine dayalı olarak 03.12.1979 – 30.12.1999 döneminde Esnaf ve Sanatkarlar Odası’nda üyeliğinin bulunduğu, sigorta prim borçlarını ise 20.12.1979, 22.07.1998, 09.08.1999, 28.12.1999 tarihlerinde ödediği belirgindir.
Davanın yasal dayanağı olan ve 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24. ve 25. maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler, meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren zorunlu sigortalı sayılmış iken, anılan maddelerde 2229 sayılı Kanun ile yapılan ve 04.05.1979 günü yürürlüğe giren değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma olgusu sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.
Daha sonra, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunla değişik 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinin (1) numaralı bendinin (a) ve (h) fıkralarında, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için, esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı,
gelir vergisinden bağışık olanlar yönünden kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı bulunma koşulu getirilmiş; anılan madde 22.03.1985 günü yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunla bir kez daha değiştirilip kapsam genişletilerek, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar (vergi kaydı bulunanlar) veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olanlar zorunlu sigortalı olarak kabul edilmiş, anılan düzenleme 4956 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar geçerliliğini korumuştur.
4956 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değiştirilen hükümle 02.08.2003 gününden itibaren zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden bağışık tutulanlar yönünden ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, vergi, kanunla kurulu meslek kuruluşu, esnaf ve sanatkârlar sicil memurluğu kayıtları zorunlu sigortalılığın dayanak belgeleri niteliğinde olup, anılan kayıtlara sahip kişiler yönünden ancak, “(diğer) sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalma” ve “herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma” olgularının birlikte gerçekleşmesi durumunda zorunlu sigortalılık söz konusu olabilir. Başka bir anlatımla, yöntemince oluşturulmuş belirtilen kayıtların yokluğunda veya kayıtların varlığına karşın sözü edilen olguların kanıtlanamadığı durumlarda zorunlu sigortalılıktan söz edilemez.
Diğer taraftan, anılan sigortalılık niteliğine sahip olunmadığı döneme/sürelere ait prim borçlarının daha sonraki tarihlerde Kurumca hatalı olarak geriye dönük tahsil edilmesi, ödemeler icra takibi sonucu gerçekleşmediği veya 06.03.1992 günü yürürlüğe giren 3780 sayılı Kanun ile 16.05.1997 tarihinde yürürlüğe giren 4247 sayılı Kanun hükümleri kapsamında primler yatırılmadığı sürece ilgili yararına usulü kazanılmış hak olgusunu da oluşturmaz.
Ancak, 1479 sayılı Kanunun 79. maddesi, zorunlu sigortalı sayılmayanların isteğe bağlı sigortalı olabileceklerini öngörmekle, bu yönde tescil istemi olmamasına karşın, zamanında ödenen primlere karşılık gelen sürenin isteğe bağlı sigortalılık olarak değerlendirilmesi sosyal güvenlik ilkelerine uygun düşmektedir.
Bu gibi durumlarda, ödenen primlerin karşılığı olan süre yöntemince saptanmalı ve ilk ödeme günü esas alınarak anılan süre kadar isteğe bağlı sigortalılığa karar verilmelidir.
Ayrıca; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. maddesi “Dürüst davranma” başlığını taşımakta olup, dürüstlük ( = objektif iyi niyet) kuralının yer aldığı maddede, herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı açıklandıktan sonra “İyi niyet” başlıklı 3. maddesinde ise, kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olanın iyi niyetin varlığı olduğu, ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamayacağı bildirilmiştir.
Anılan yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında, üstü örtülü olarak sigortalılık sürelerinin tespiti istemini de içeren dava değerlendirildiğinde.
1479 sayılı Kanunun somut olayda uygulanması gereken 24. maddesi gereğince, dava konusu dönemler yönünden zorunlu sigortalılık için vergi veya esnaf ve sanatkârlar sicil memurluğu kaydı aranmamakta ise de, yukarıda açıklandığı üzere meslek kuruluş kaydının varlığı yeterli olmayıp, herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi de zorunludur.
Bu bakımdan, yağlı boyacılık mesleğine dayalı oda kaydı bulunan sigortalının, uyuşmazlık konusu dönemlerde Fransa sosyal güvenlik kurumuna tabi işçi olarak yurt dışında gerçekleşen çalışmaları karşısında, özellikle, zorunlu sigortalılığın dayanağı olan kayıt ve meslek dikkate alındığında 1479 sayılı Kanun hükümleri yönünden “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmış kişi” ve dolayısıyla “zorunlu sigortalı” olarak kabul edilemeyeceği, ayrıca, sigorta primlerinin ödenme tarih ve aralıkları gözetildiğinde,
zorunlu sigortalılığın söz konusu olmadığı döneme ait primlerin Kurumca uzun süre kullanımından ve 4721 sayılı Kanunun anılan maddelerinin davacı yararına uygulanma olanağından da söz edilemeyeceği açıktır. Şu durumda, çekişme konusu dönemlerde ilk prim ödemesini 22.07.1998 günü gerçekleştiren davacının, anılan tarihten itibaren isteğe bağlı sigortalılığı benimsenmek suretiyle yapılacak irdelemeyle elde edilecek sonuca göre istemler hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, davanın aynen kabulü yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/19007, K. 2012/25531, 13 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama