KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/20811 E., 2012/26208 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Aralık 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 226-179
Karar Metni
835 kelime·4 dk okuma
Dava, 1978 yılından itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
26.08.1978-devam şeklinde Şoförler Oda kaydı, 30.01.2002-19.09.2002 tarihleri arasında vergi kaydı olan davacının, Kurum kayıtlarına 06.01.2003 tarihinde intikal eden giriş bildirgesine istinaden 30.01.2002 tarihinden geçerli olmak üzere zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davanın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7. maddesi gereğince mülga 1479 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, söz konusu mevzuat hükümlerine göre yapılan inceleme sonucunda; davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanunun 26. maddesi ile, sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, bu Kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğu, aksi durumda, Kurumca re'sen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Buna karşın, 1479 sayılı Kanunda sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler de yer almaktadır. Bunlardan ilki, “Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler” başlıklı Ek-Geçici 13. madde hükmünde, tescilleri yapılmamış, ancak, sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Yasanın tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 20.04.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.
619 sayılı KHK’nin Geçici 1. maddesi hükmünde ise. “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar.
Ancak, 1479 sayılı Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.04.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” denilmekte olup, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de,
Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca 619 sayılı KHK. tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.
Bu konuda benzer düzenlemeyi öngören 4956 sayılı Kanunun 47. maddesiyle değişik 1479 sayılı Kanunun Geçici 18. maddesinde. “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49 uncu ve ek 15 inci maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmünü içermekte olup,
söz konusu düzeleme Kanunun yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nun 04.02.2009 tarih 2009/10-52 sayılı kararında da belirtildiği üzere, davacının, Kuruma, zorunlu Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil iradesini ortaya koyduğu 31.10.2000 tarihinde; 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 1. maddesi Anayasa Mahkemesinin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren kararı ile iptal edilmiş olmasına ve 4956 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanuna eklenen geçici 18. madde hükmü ise, Kanunun yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunmasına göre; her iki hükmün de somut olayda uygulanma olanakları bulunmamaktadır.
22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde yapılan değişiklikle "gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar sicilinde kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlar"dan, gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler ile dava konusu dönemde, 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik 1479 sayılı Kanunun 24. maddesindeki yasal düzenleme gözetilerek, davacının zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur kapsamında olup olmadığı değerlendirilerek, uyuşmazlık konusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur.
Öte yandan, Kuruma bir başvurusu ve re'sen tescili de bulunmaksızın, almış olduğu giriş bildirgesindeki 176...996 sicil numarasına, davacının 07.07.1980 tarihinde giriş keseneği ve prim borcunu ödeyip, buna ilişkin banka dekontunu ibraz etmiş olması karşısında, anılan prim ödemesi ile zorunlu sigortalılık süresinin başlatılması,
Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde ifadesinin bulan iyiniyet ilkesi gereği olup, ilk prim ödemesini takip eden aybaşından itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında tescili gereken davacının, kendi nam ve hesabına çalışması sebebiyle belirlenecek sigortalılık süresi hakkında, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda değerlendirme yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerektiğinin de gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/20811, K. 2012/26208, 18 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama