KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/21326 E., 2012/22673 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 86-198
Karar Metni
524 kelime·3 dk okuma
Dava, geç bağlanan yaşlılık aylığı nedeniyle işlemiş faiz alacaklarının tahsili istemini ilişkindir.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ile davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Davalı Kurum vekilinin temyiz istemi yönünden;
Mahkemece davanın reddi yönünde hüküm kurulmuş olup, avukatlık ücreti, yargılama gideri, karar ve ilam harcı konusunda davalı Kurum aleyhine herhangi bir hata da bulunmadığı belirgin olmakla, temyiz yoluna başvurulmasında hukuki yarar yokluğu nedeniyle davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin reddine;
2-) Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden;
Dava, kesinleşen tespit hükmü gereği 01.11.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanan ve 01.11.2005-16.04.2010 tarihleri arası biriken yaşlılık aylıkları 17.04.2010 tarihinde ödenen davacıya, toplu ödeme öncesi faiz hakkının saklı tutulduğuna ilişkin itirazi kayıt da gözetilerek, geç bağlanan aylıkların, işlemiş yasal faizlerinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkeme, 13.10.2009 tarihi itibarıyla kesinleşen Ankara 9.İş Mahkemesinin 737/105 sayılı dava dosyası içeriğini gözeterek, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.
Bir dava karara bağlanıp verilen hüküm kesinleştikten sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda, aynı sebebe dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Zira, bu durumda Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 237. Maddesi(Yeni 6100 sayılı HMK’nun 303.maddes)nde tarifini bulan (Kaziye-i Muhkeme) kesin hüküm söz konusudur.
Belirtmek gerekirse, bir dava hakkında kesin hüküm bulunmaması dava şartlarından olup bu durum kamu düzeni ile ilgili olması hasebiyle davanın her safhasında ileri sürülebileceği gibi, mahkemece de (re’sen) kendiliğinden nazara alınma zorunluluğu vardır.
Mahkemece kesin hükme konu yapılan davada;
07.01.2008 günlü ıslah dilekçesiyle birlikte davacı, maaş almayı hak ettiği tarihten geriye doğru 10 yıllık emekli maaşının ve bunun işleyecek yasal faizinin ve aylığa hak kazandığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizlerinin ödenmesi gerektiğini beyanla; ödenmeyen emekli maaşlarının ödenmesini, geciken emekli maaşlarının ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizlerinin ödenmesini istemiştir.
Mahkeme 20.03.2008 günlü kararla; davacının geriye dönük aylık talebinin ve işlemiş faiz talebinin aykırı olduğu, ancak 01.11.2005 tarihi ve sonrası yönünden aylık ile faiz istenebileceğinden bahisle, davanın kısmen kabulüne, davacıya 01.11.2005 tarihinden itibaren aylık bağlanması gerektiğinin tespitine, maaş alacağının faiziyle ödenmesi isteminin ise, reddine karar vermiştir.
Nitekim hükmün her iki taraf vekilince temyizi üzerine, Dairemizin 13.10.2009 günlü kararıyla; dava, yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespiti, aylığa hak kazanılan tarihten geriye doğru ıslahen 10 yıllık aylık ve bunun yasal faizinin tahsili istemi, şeklinde alınmak suretiyle, hüküm onanmıştır.
Dairemizin 13.10.2009 günlü Onama kararı içeriğiyle birlikte yapılan değerlendirmede; davacının, yaşlılık aylığına hak kazanılan 01.11.2005 tarihinden geriye dönük 10 yıllık süreye ilişkin olarak istenilen aylıklar ile bu aylıkların yasal faizlerine yönelik davacı istemlerinin kesin hüküm kapsamında kaldığı; ancak, 01.11.2005 tarihinden itibaren bağlanan yaşlılık aylıklarının, toplu ödeme tarihine kadarki işlemiş faiz alacağı yönünden ise, kesin hükümden bahsetmenin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, işlemiş faiz alacağına ilişkin olan davada, işin esasına girilerek yapılacak yargılama sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/21326, K. 2012/22673, 21 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama