KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/21525 E., 2012/24747 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Aralık 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 588-531
Karar Metni
560 kelime·3 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ile davalı işveren vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, trafik iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir nedeniyle uğranılan Kurum zararının tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26/1. maddesidir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak, bozma sonrası alınan ek kusur raporuna dayalı olarak davalı işverenin % 50 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek taleple bağlı karar verilmiş ise de,bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bozma sonrası ilk raporu düzenleyen bilirkişilerden ek rapor alınarak; davalıya ait işyerinde tır şoförü olarak çalışan sigortalının Polonya'dan oto yedek parçası yüküyle dönerken trafik kazası yaparak ölmesi şeklinde meydana gelen iş kazasında, davalı işverenin, sigortalıyı eğitip bilgilendirmediğinden bahisle kusurlu bulunduğu anlaşılmış olup, bu haliyle kusur raporu hüküm kurmaya elverişsiz olduğu sonucuna varılmıştır.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesi olup, bu tür davalar kusur sorumluluğu esasına dayanmaktadır. Kusur durumu saptanırken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının 4857 sayılı Kanunun 77. maddesi hükmü doğrultusunda raporda tartışılması gerekir.
Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin giderilmesidir.
Uygulamada önemli olan, işverenin iş kazasına neden olmuş hareketinin işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığının tespiti işidir.
Bu konuda yapılacak ilk yargı işlemi, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat, alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti zorunluluğu açıktır. Bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı (=işverenin koruma tedbiri alma ödevi), alınmamışsa zararın bundan doğup doğmadığı, duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı (=işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü) ve bu doğrultuda tarafların kusur oranı saptanacaktır.
Sorumluluğun saptanmasında kural, sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini göz önünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.
Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, işverenin sorumluluğunun belirlenmesi için, trafik-iş kazasının ne şekilde olduğu, sigortalının yola çıkmadan önce yeterli dinlenme imkanına sahip olup olmadığı, yolun mesafesi ve kullanılan aracın niteliğine göre yardımcı şoförle seyir zorunluluğunun bulunup bulunmadığı ve yolculuk esnasında yeterli dinlenme molasının verilmesinin sağlanıp sağlanmadığı hususları tespit edilerek,
İşçi sağlığı ve İş Güvenliği mevzuatı ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman olup, ilk raporu düzenleyenlerin haricinde başka bilirkişilerden, iş güvenliği mevzuatına göre işverence hangi önlemlerin alınması gerekeceği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığı irdelenecek şekilde, kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınarak, varılacak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, salt soyut değerlendirmeler içeren ek rapora göre yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ile davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/21525, K. 2012/24747, 6 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama