KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/22298 E., 2012/26213 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Aralık 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 135-28
Karar Metni
887 kelime·4 dk okuma
İnşaat işyerinde bildirilmesi gereken asgari işçilik tutarının bildirilmesi nedeniyle Kurumca re'sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davacı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.09.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir.
Duruşma günü davacı Adına Av. ... ile karşı taraf adına Av. ... geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava inşaat işyerinden bildirilmesi gereken asgari işçilik tutarının bildirilmemesi nedeniyle Kurumca re’sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptali istemine ilişkindir. Mahkemece; hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı ile davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava konusu somut olayda; inşaat işyerinden bildirilmesi gereken asgari işçilik tutarının bildirilmemesi nedeniyle Kurumca re’sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun davacı şirkete tebliğ edilmesi üzerine Kurum ünitesine itiraz edildiği, Kurumca itirazın reddine karar verildiği, red kararının 09.04.2010 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiği, Kurum kararının iptali için 20.04.2010 tarihinde idare mahkemesine dava açıldığı, idare mahkemesinde açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği;
bu itibarla, iş mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlığın idare mahkemesince esastan incelenerek sonuçlandırılmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği, ilgili kararın davacıya 18.05.2010, davalıya 20.05.2010 tarihinde tebliğ edildiği, kararın tebliğini izleyen 30 gün içinde Danıştay’a temyiz yoluna gidilmediği, bu kez görevli iş mahkemesinde 30.06.2010 tarihinde eldeki davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece; idare mahkemesinin davacıya tebliğ edildiği tarihten itibaren davacı açısından kararın 18.06.2010 tarihinde kesinleşeceği, davanın açıldığı tarihe göre HUMK’nun 193/3. maddesi gereği 10 günlük süre içinde davanın açılmadığı, 506 sayılı Kanunun 80 maddesi gereğince hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 80. maddesi, Kurum alacakları yönünden tebliğ edilen prim borcuna karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Kurum kararına karşı dava açma hakkını bir ay ile sınırlandırmıştır.
İtiraz davası için öngörülen bir aylık süre hak düşürücü nitelikte olup, adli yargıda açılması gereken bir davanın (yanlış yargı yoluna başvurularak) idari yargıda açılmış olması halinde, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine, adli yargı mahkemeleri arasındaki göreve ilişkin uyuşmazlıklarda başvurulan.
HUMK’nun 193. maddesi hükmünün kıyasen uygulanması sonucu, davacının, kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren on gün içinde yeniden dilekçe vererek görevli mahkemede dava açması halinde, mahkemede açılan dava, görevsiz mahkemede açılmış olan davanın devamı niteliğinde olduğu, görevsiz mahkemede dava açılması ile kazanılmış hakların saklı tutulmuş olacağı, hak düşürücü sürenin de, hatalı yargı düzenine bağlı mahkemede davanın açıldığı tarihe göre belirleneceği konusunda kuşku bulunmamaktadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 27.02.2008 tarih, 2008/21-140 E., 2008/205 K. sayılı kararları da bu yöndedir.
Mülga 1086 sayılı HUMK’nun 193. maddesinde, görevsizlik kararının temyiz süresinin sona erdiği veya Yargıtayın onama kararının tebliğ edildiği, bir başka ifade ile kesinleşme tarihinden itibaren on gün içinde yeniden dilekçe verilmesi veya yeniden çağrı kâğıdı gönderilmesi gerektiği aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Görevsizlik Veya Yetkisizlik Kararı Üzerine Yapılacak İşlemler” başlıklı 20. maddesinde ise;“ Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” Hükmü öngörülmüştür.
Açıklanan yasal düzenlemeye göre, görevsizlik ve yetkisizlik kararı verilmesi halinde, her iki taraf yönünden temyiz süresinin sona erdiği tarih esas alınarak belirlenecek tarihten itibaren, on günlük sürenin başlaması gerektiğinin kabulü gerekir.
Somut olayda; idare mahkemesince verilen hüküm, son tebliğ tarihine göre, 22.06.2010 tarihinde kesinleşmiş bulunmaktadır. 30 günlük temyiz süresi ise, 21.06.2010 günü mesai saati bitiminde sona ermiştir. Davacı vekilinin 30.06.2010 tarihinde yeniden dilekçe vererek görevli mahkemede dava açmış olması karşısında HUMK’nun 193/3. fıkrasında öngörülen on günlük süre içinde davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece; 10 günlük süre içinde açılan davanın görevsiz mahkemede açılmış olan davanın devamı niteliğinde olduğu, görevsiz mahkemede dava açılması ile kazanılmış hakların saklı tutulmuş olacağı, komisyon kararının tebliğinden itibaren 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde belirtilen bir aylık süre içinde açılan davada, hak düşürücü sürenin geçmediğinin kabulü ile işin esasına girilip, davacının itirazları doğrultusunda inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur.
2-Kabule göre de; karar tarihinde yürürlükte bulunana Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 12. Maddesi uyarınca, konusu para veya para ile ölçülebilen davalarda vekalet ücretinin tarifenin üçünde kısmında belirtilen nispi tarifeye göre taktir edilmesi gerekeceği hükmü dikkate alınarak, davalı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu tarifeye göre vekalet ücretine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı ile davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/22298, K. 2012/26213, 18 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama