KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/358 E., 2012/19130 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 527-357
Karar Metni
587 kelime·3 dk okuma
Davacı, davalı işveren yanında 01.01.2005–15.08.2008 tarihleri arasında bekçi olarak hizmet akdine dayalı çalışmasının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesi uyarınca. "Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Aynı Kanunun 294-301 maddelerinde ise mahkeme kararlarının nasıl olması gerektiği belirlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.
Kanunun 297. maddesinin (2). fıkrasında “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükümleri öngörülmüş olup, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294. maddenin (4) fıkrasındaki “zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir.” hükmü gereği zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli süre içinde yazılması mümkündür.
Bu gibi hallerde de Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 ve 297’inci maddelerine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur.
Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa'nın 141’inci maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır.
Davaya konu olayda; davacının 08.04.2009 havale tarihli dava dilekçesi ile 01.01.2005- 15.08.2008 tarihleri arasındaki çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini ve ayrıca aynı dönemde işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır.
Mahkemece 14.04.2009 tarihli tensip kararıyla davacının işçilik alacağı talebi hakkında ayırma kararı verilerek yeni bir esasa kaydedilmesine dair karar verildiği, daha sonra ise, 18.05.2009 tarihinde davacının tüm taleplerinden feragat ettiğine dair dilekçe sunduğu, ancak, ilk celsede davacı vekilinin yargılamaya devam iradesi nedeniyle mahkemece, davanın resen araştırma ilkesine tabi olduğu da göz önünde tutularak yargılamaya hizmet tespiti davası olarak devam edildiği ve 01.12.2011 tarihli duruşmada da yargılamayı sonlandırarak kısa kararında, “davanın reddine” karar verildiği,
sonradan yazılan gerekçeli kararda ise, tefrik edilmiş davadaki talep ile ilgili olarak “1)Alacak davasının feragat nedeniyle reddine, 2)Hizmet tespiti davasının sübut bulmadığından reddine,” şeklinde hüküm kurularak, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturacak şekilde hüküm kurulduğu görülmektedir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/358, K. 2012/19130, 15 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama