KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/6697 E., 2012/24967 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Aralık 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
- No
- 10-417
Karar Metni
543 kelime·3 dk okuma
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalıların vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, 03.02.1991 tarihinde doğan davacının, davalı işyerinde 18.09.2005-28.02.2008 tarihleri arası dönemde tüm sigorta kollarına tabi şekilde çalıştığının tespiti istemine ilişkin olup, Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne; davacının, davalıya ait işyerinde 01.08.2006-28.02.2008 tarihleri arasında eylemli çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanun’un 2'nci maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6'ncı madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde. “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanunun 35'inci maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.
Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi, çırağı; “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır. Kanunun 10'uncu maddesine göre çırak olabilmek için 14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak gerekir.
Ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir. Kanunun 13'ncü maddesi hükmüne göre ise.
“Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanununun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanununun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.” Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır.
Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
Dosyadaki kayıt ve belgelere göre; davacının, 01.08.2006 işe başlama tarihli işe giriş bildirgesinin Siirt Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğü tarafından yasal süresinde kuruma intikal ettirildiği ve çırak olarak kuruma bildirim yapıldığı; anılan Müdürlüğün 03.03.2010 günlü yazısına göre, davacının 01.08.2006-30.11.2006 ile 01.02.2007-21.05.2007 tarihleri arasında kalan dönemlerde çırak öğrenci statüsünde eğitim gördüğü; davacının babası ile davalı işveren arasında 28.08.2006 tarihli çıraklık sözleşmesi imzalandığı anlaşılmış olup; dinlenen tanıklardan bir kısmı; davacının, dava konusu dönemde çırak olarak çalıştığını beyan etmişlerdir.
Yukarıdaki bilgiler ışığı altında 03.02.1991 doğumlu olan ve dava konusu dönemin başında yaklaşık 15 yaşında olan davacının, davalı işyerinde çırak olarak çalıştığına dair yazılı sözleşme ve Siirt Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğünün yazıları ile tanık beyanları gözetildiğinde; çalışmanın meslek ve sanat eğitimine yönelik olduğu, diğer bir deyişle davacının çırak olduğu belirgin bulunduğundan tüm sigorta kollarına tabi bir çalışma olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla aksini öngören mahkeme kabulü hatalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir
O halde, davalıların vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/6697, K. 2012/24967, 7 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama