KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/7303 E., 2012/16453 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 356-2
Karar Metni
683 kelime·3 dk okuma
Dava, sigorta başlangıç tarihinin 01.10.1991 olduğunun ve aynı tarihte bir gün süreyle sigortalı çalışıldığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, davalı Okul yönünden husumet nedeniyle istemin reddine karar verirken, diğer davalı kurum yönünden ise, davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davalı Kurum nezdinde Emekli Sandığı iştirakçiliği bulunmayan ve sadece 1998 yılından itibaren 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığı bulunan davacı, davalı ... Lisesinde 01.10.1991 tarihinden itibaren vekil öğretmen olarak 2 yıl süreyle hizmet aktiyle çalıştığı halde, bu çalışmaların kuruma bildirilmediğini beyanla; sigorta başlangıç tarihinin 01.10.1991 olduğunun ve aynı tarihte bir gün süreyle çalıştığının tespitini istemiştir.
Mahkeme, davalı Okul idaresi yönünden husumetten davanın reddine karar verirken, diğer davalı Kurum yönünden ise, istemin kabulüne karar verilmiştir.
a)Husumet itirazı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 116.maddesinde (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 187.Maddesi) yer alan ilk itirazlardan olmadığı, davanın her safhasında, taraflarca ileri sürülebileceği gibi, kamu düzeniyle ilgili olduğundan mahkemece de re’sen göz önünde bulundurularak çözüme ulaştırılması gerekir.
Davalı ...’nin ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunmaması, giderek Milli Eğitim Bakanlığı adına bir vekilin de temsil etmemiş olması karşısında, davada temsilcide hata yapıldığı kabul edilerek; dava dilekçesinin, tüzel kişiliği haiz Milli Eğitim Bakanlığına tebliği için davacıya süre verilip iştirakinin sağlanması, bu davalının göstereceği deliller toplandıktan sonra oluşacak kanaate göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar tesisi isabetli görülmemiştir.
b)Mahkemenin, sigorta başlangıcı ve bir günlük çalışmanın tespitine dair hükmü de eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu gibi, davaya konu çalışmanın hak düşürücü süre kapsamında kalıp kalmadığı konusunda bir değerlendirme ve araştırma da yapılmamıştır.
Davacı ... Öğütmen’in, 506 sayılı Yasa kapsamında bir sigortalılık tescili bulunmadığı gibi, davalı işyerinden verilmiş bir işe giriş bildirgesi de yoktur.Davalı Okul İdaresinin ilgili makama hitaben yazılan yazılarında, davacının 01.10.1991-15.06.1993 tarihleri arası dönemde okulda vekil öğretmen olarak çalıştığı belirtilmiş ise de, yazı ekinde gönderilen ve sadece 1993 yılına ait olduğu görülen ücret ödeme belgeleri ve tahakkuk müzekkerelerinde, davacıya ödenen ücretlerden sigorta prim kesintisinin de yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Yasanın “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79.maddesinin onuncu fıkrasında; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır.
Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
Buna göre, işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın da söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur.Bununla birlikte değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak,
Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur.
Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiç biri gerçekleşmemiş olsa da Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz.
Şu halde yapılması gereken iş; davaya konu çalışmanın varlığına yönelik tüm işyeri kayıtları(özellikle 01.10.1991 tarihli çalışmayı ve prim kesintisini içeren ücret ödeme belgeleri, tahakkuk müzekkereleri, aylık hizmet belgeleri, dönem bordroları v.s) ile davalı Kurum görevlilerince yapılmış saptamalar(sigorta müfettiş tahkikatı, yoklama memuru raporu v.s) usulünce araştırılmalı, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte ve yeniden incelenip değerlendirilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Açıklanan maddi ve hukuki durumlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/7303, K. 2012/16453, 27 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama