KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2013/19886 E., 2013/24394 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Aralık 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2013/107-2013/829
Karar Metni
554 kelime·3 dk okuma
Dava, tasarrufu teşvik kesintileri nedeniyle çıkarılan ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; dava dışı ticaret sicilinden terkin edilen Uzuner Meşrubat ve Gıda Sanayi Ticaret Limited şirketinin 1996/4-12, 1997/1-12 döneminde tasarrufu teşvik kesintisi borcu nedeniyle tasfiye memuru davacı hakkında 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, 2002/773 sayılı takip dosyasından 13.02.2010 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiş olup, 6183 sayılı Kanunun 58 inci maddesi uyarınca, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılan iş bu dava ile, ödeme emrinin iptal edilmesi istenmiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrasında yürütülen yargılama sürecinde; 6183 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca tasfiye memurunun sorumluluğu bulunduğu belirtilerek, davanın reddine karar verilmişse de; verilen hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
6183 sayılı 33. maddesinde; “ Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirmek mecburiyetindedirler.
Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, amme idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere ayırmadan önce tasfiye sonucunda elde edileni dağıtamazlar veya bunlar üzerinde her hangi bir şekilde tasarrufta bulunamazlar. Aksi halde tahakkuk etmiş ve edecek amme alacaklarından tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler şahsan ve müteselsilen mesul olurlar. Bu mesuliyet yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemez.
Bunların ödedikleri borçlar için amme alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılmış olanlara rücu hakları mahfuzdur.” hükmü yer almaktadır.
Öncelikle, kabule göre, madde de belirtildiği üzere, tasfiye memurunun sorumluluğu “yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemez” Bu konuda, Mahkemece herhangi bir araştırma ve irdeleme yapılmamıştır.
Diğer taraftan, tasfiye memurlarına ve tasfiyeyi yürütenlere getirilen sorumluluk, öncelikle, tasfiye sonucu yapılan dağıtım veya tasarruf tarihine kadar tahakkuk eden kamu alacakları ile ilgilidir. Ancak, madde, “…tahakkuk etmiş ve edecek…” ibaresi ile, o tarihe kadar tahakkuk etmemiş, daha sonraki bir tarihte tahakkuk edecek olan kamu alacaklarından dolayı da, tasfiye memurunu ve tasfiyeyi yürütenleri sorumlu tutmaktadır.
Bununla birlikte, ileride tahakkuk edecek kamu alacaklarından tasfiye memurlarını ve tasfiyeyi yürütenleri sorumlu tutabilmek için, kamu alacağının onlara, dağıtım veya tasarrufun yapıldığı tarihten önce bildirilmiş olması koşulunu aramak gerekir.
Önceki, döneme ait olup da, ileride yapılacak inceleme ve araştırma ile tespit edilebilecek olan ve, bu nedenle de tasfiye memurunun bilgisinde bulunmayan, doğumundan onun kusuru olmayan bir kamu alacağından dolayı, salt dağıtım yapmış olmasından bahisle tasfiye memurunun sorumlu tutulmasının hukuksal dayanağı yoktur. ( Turgut Candan, Açıklamalı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Maliye ve Hukuk Yayınları, Ocak 2011, sayfa 166)
Somut olayda, tasfiye memurunun 31.12.1998 tarihinde göreve başladığı, şirketin 06.11.2000 tarihinde terkin edildiği, davalı Kurumca 2002 yılında icra takibi başlatılarak şirkete ödeme emri gönderildiği, tebliğ edilememesi üzerine 2010 yılında davacı adına ödeme emri düzenlendiği anlaşılmaktaır. Davacının şirket ortaklığı ya da yöneticiliğinden dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmamakta ise, salt tasfiye memurluğu sıfatıyla kendisine dağıtım veya tasfiyeden önce bildirilmeyen kamu alacağından dolayı sadece tasfiyeyi yürütmüş olması nedeniyle sorumlu tutulamayacağının gözetilmesi gerekirken, eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/19886, K. 2013/24394, 13 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama