KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2013/23439 E., 2013/24655 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Aralık 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2009/984-2012/964
Karar Metni
588 kelime·3 dk okuma
Dava, rucüan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece; ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davacı Kurum, ıslahen 27.06.1997 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yaralanan sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan yardımlardan oluşan kurum zararının yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, işveren Ak-gün İnş. Tic. San. A.Ş. ‘ne %90, sigortalıya %10 kusur izafe eden ve davalılardan ...’ün kusur ve sorumluluğunu irdelemeyen kusur raporu esas alınmak suretiyle, talep gibi davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamına göre; ... 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 1997/1581 esas sayılı ceza dosyasında, alınan kusur raporunda; şirket yetkilisi davalı ... 4/8, sigortalı 4/8 kusurlu bulunmuş, Mahkemece, davalı ...’in para cezası ile cezalandırılmasına dair verilen karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 26’ncı maddesi olup, kusur sorumluluğuna dayandığından, kusur oran ve aidiyetlerinin maddi olayla uyum içinde olması gerekir.
Bunun yanında, Borçlar Kanununun 53.maddesi hükmü uyarınca hukuk hakimi, ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı değilse de, kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır.
Bu durumda yapılacak iş; ceza dosyasındaki kusur raporlarıyla saptanan maddi olgular da gözetilerek, zararlandırıcı sigorta olayının gerçekleşmesinde kusurları bulunanların kusur oranlarının, iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirten ve kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümlerini gözetilerek, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti ile mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti ile,
bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı (=işverenin koruma tedbiri alma ödevi), alınmamışsa zararın bundan doğup doğmadığı, olaya, işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı (=işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü) ve bu doğrultuda tarafların kusur oranlarının saptanmasıdır.
Mahkemece, yukarıdaki bilgiler ışığı altında; iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan, yukarıda sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yeniden yapılacak incelemeyle; yargısal denetime elverir biçimde irdelenip, çelişkiden uzak rapor alınması gereği üzerinde durulmaksızın, davalı ...’ün kusur ve sorumluluğunu irdelemeyen, eksik ve yetersiz incelemeye dayalı kusur raporu esas alınmak suretiyle sonuca varılması, isabetsizdir.
2- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve Esas: 2003/10, Karar: 2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının,
yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, ilk peşin değerli gelirlerin; tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı şekilde hüküm kurulması gerekmektedir.
Eldeki davada; dava dilekçesine ekli 29.02.2005 onay tarihli ilk peşin sermaye değerli gelirin 95.134,42-TL, sosyal yardım zammı ise 286,11TL olarak bildirildiği, yargılama aşamasında ise kurum tarafından 11.06.2010 havale tarihli yazısı ile 15.02.2008 onay tarihli ilk peşin sermaye değerli gelirin 82.161,26TL, sosyal yardım zammı ise 267,72TL olarak bildirildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, her iki peşin sermaye değerli gelir tabloları arasındaki çelişki giderilerek, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/23439, K. 2013/24655, 17 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama