KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2013/9997 E., 2013/25166 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Aralık 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
- No
- 2010/150-2013/46
Karar Metni
492 kelime·2 dk okuma
Dava hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece ilamda belirtildiği şekilde davanın kabulüne hükmedilmiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, 1990, 1991, 1992 ve 1993 yıllarında Savur İlçe Tarım Müdürlüğünde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespitini istemiş olup, Mahkemece, davacının Kuruma bildirilen çalışmaları dışında 15/09/1989-14/01/1990 tarihleri arasında 120 gün, 15/06/1990-14/01/1991 tarihleri arasında 184 gün, 01/05/1991-07/09/1991 tarihleri arasında 126 gün, 01/05/1992-30/11/1992 tarihleri arasında 150 gün, 15/09/1993-16/12/1993 tarihleri arasında 90 gün olmak üzere toplam 670 gün SGK'ya bildirilmeksizin çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de; yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan kanıtlar karar vermeye elverişli değildir.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin 10. fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden bu maddeyle getirilen süre,
doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir
saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki, değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur.
Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz.
Belirtilmelidir ki, uygulama yapılırken, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak beş yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde; kamu kurum ve kuruluşu niteliğindeki davalıya ait işyerinde gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa da davacıya ödenen ücret üzerinden sigorta primi kesintisi yapılıp yapılmadığı yöntemince saptandıktan ve buna göre hak düşürücü süre uygulaması irdelendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/9997, K. 2013/25166, 20 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama