KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2015/14575 E., 2017/4127 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Mayıs 2017
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
588 kelime·3 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Sigortalının iş kazası uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda 818 sayılı Mülga Borçlar Kanunu'nun 50. ve 51. maddeleri (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) uyarınca teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları mevcut olup; aynı yasanın 146. maddesine (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmesi gerekir.
İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişinin sorumlu tutulması gerekir.
Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı;
kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir.
Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete de uygun olacaktır.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında, davalı işverenler ... A.Ş. ile ... Mad. A.Ş.’nin, 5510 sayılı Yasanın 21.madde hükmü kapsamında gelir yönünden teselsüle dayalı sorumlu olacağı tutar= 24.030,50 TL olup davalı üçüncü kişilerin ise sorumlu olacağı tutar =12.939 TL iken, hükmü temyiz eden davalı ...Ş.’nin fazla rücu alacağı ile sorumluluğuna karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kuşkusuz bu belirlemede, hükmü temyiz etmeyen davalı ... Mad. A.Ş. yönünden, davacı Kurum lehine oluşan usulü kazanılmış hak durumunun da gözetilmesi gerekecektir.
Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 6217 sayılı Kanunun 30'uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen geçici 3'üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 438'inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2015/14575, K. 2017/4127, 15 Mayıs 2017 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama