KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2015/1606 E., 2016/12400 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Ekim 2016
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Karar Metni
745 kelime·4 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-İş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma gelen sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri, sigortalının yaşı, gelirin kesilme olasılığı ve iskonto oranı gözetilerek belirlenen tutarı ifade etmektedir. 506 sayılı Yasa'nın 92. maddesi ise, "Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir." düzenlemesini içermektedir.
Eldeki davada, mahkemece hak sahibi sıfatıyla ...’a bağlanan gelirin, 506 sayılı Yasanın 92. maddesi uyarınca yarıya indirildiği nazara alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedeni ise de temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır.
3-Dava teselsül hükümlerine dayalı olarak açılmıştır. Teselsüle dayanan davalarda; Kurum, sigortalının hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının tümünün tazminini bütün sorumlulardan birlikte veya sorumluların herbirinden ayrı ayrı yada sadece birinden istemek hakkına sahiptir. Nitekim, olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 50 ve 51'inci maddelerinde birden fazla kişinin bir zararın
oluşumuna sebebiyet vermiş olmaları hali ile muhtelif sebeplerden dolayı aynı zarardan birden ziyade şahsın sorumlu tutulmalarını gerektirir durumlarda, zarar verenlerin herbirinden zararın tümünün tazminini talep hakkı olduğu düzenlenmiştir. Borçlar Kanundaki teselsül hükümleri ve 506 sayılı Kanunun 26. maddesi gözetildiğinde, tüm davalıların kusurları nedeniyle, teselsül hükümlerine göre rücu alacağından sorumlu tutulması gerekirken, yazılı şekilde kusurları karşılığı sorumlu tutulmuş olmaları, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
4-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.06.2005 tarih, 2005/10-390 E., ve 2005/431 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere, rücû davalarında faiz başlangıç tarihlerinin; aylık/gelirler yönünden onay, diğer giderler yönünden ise sarf ve tediye tarihleri olduğu gözetilmeksizin, Kurum alacağının birleşen dava ve ıslahla istenen kısmına ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletmek suretiyle yazılı biçimde karar verilmiş olması; isabetsiz bulunmuştur.
Ne var ki; bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 6217 sayılı Kanunun 30'uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen Geçici 3'üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 438'inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2015/1606, K. 2016/12400, 13 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama