KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2015/4339 E., 2016/8340 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Mayıs 2016
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Karar Metni
663 kelime·3 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan ... avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurumun temyiz itirazlarının reddine; 2-... avukatlının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (dış tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas - 2006/106 Karar sayılı kararı ile 26’ncı maddedeki “sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere” ibarelerinin Anayasaya aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiştir.
Anayasa’nın 153’üncü maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi ve giderek elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanmasının zorunlu olması; iptal kararının Resmi Gazetede yayınlandığı 21.03.2007 gününden sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 76’ncı maddesi uyarınca yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay’ın yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulünün doğal bulunması.
26’ncı maddedeki anılan ibarelerin iptali
ile Kurumun rücu hakkının, kanundan doğan, kendine özgü, sigortalı veya hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, sosyal yardım zammı dahil ilk peşin değerli gelirin (9.061,17 TL + 112,87 TL); tazmin sorumlularının kusuruna(davalıların toplam %80 kusuruna) isabet eden miktarıyla sınırlı şekilde hüküm kurulması gerekli iken artışlı gelir esas alınarak hüküm tesisi;
2-Hükmün gerekçesinin son kısmında, dava ile ilgisi olmayan kusur dağılımının yazılmış olması;
3-Alt işveren olduğu anlaşılmakla ve rücu davalarında alt işverenlere ilişkin zamanaşımı değerlendirmesinin, asıl işverenlerde olduğu gibi Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği, buna göre zamanaşımı süresinin on yıl olduğu, başlangıcının ise Kurum açısından alacak hakkının, bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, gelir bağlama onay tarihi olarak esas alınması gerektiği, somut olayda onay tarihi ile dava tarihi arasında anılan sürenin geçmemiş bulunduğu anlaşılsa da, ilk celse ara kararında zamanaşımı definde bulunulmadığına karar verilmiş ve gerekçeli kararda irdelenmememiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, hükmü temyiz etmeyen yönünden Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu da gözetilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi gereği, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2015/4339, K. 2016/8340, 24 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama