KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2016/1938 E., 2016/8127 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Mayıs 2016
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
946 kelime·5 dk okuma
Islah edilen dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Kanunun 21/1-4. maddelerine istinaden 11.09.2009 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu hayatını kaybeden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir nedeniyle uğranılan Kurum zararının teselsülen tahsili istemine ilişkin açılan eldeki davada, 06.03.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile hak sahiplerine bağlanan içerisinde artışlar bulunan gelirin peşin sermaye değerinin %80’ine isabet eden 18.964,29 TL. tutar yönünden ıslah edilmiştir.
Mahkemece, davalı işveren şirketi %60, davalı Kamyon sürücüsü ...’yı %20, sigortalıyı %20 kusurlu kabul eden kusur raporu esas alınarak, ıslah edilen tutar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, mahkemenin anılan 30.03.2012 tarihli hükmünün davalı ... şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce hüküm bozulmuş, mahkemece, bozma ilamına uyularak,
yapılan yargılama sonucunda, hak sahiplerine bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelirin yarısının %20’sine isabet eden kısım yönünden davalı ... şirketi ve diğer davalıları teselsülen, ilk peşin sermaye değerli gelirin %60’ına isabet eden kısım yönünden ise davalı işveren şirket ve davalı ...’nın teselsülen sorumluluğuna yönelik davanın kısmen kabulüne dair hüküm kurulmuştur.
İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir.
Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise,
gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, üçüncü kişi konumundaki davalı ... şirketinin sorumluluğunu 5510 sayılı Kanunun 21/4. Maddesinde belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, öngörülen ilkeler çerçevesinde irdelenmeksizin, yine ilk hükmü temyiz etmeyen davalı işveren şirket ve davalı ... yönünden davacı Kurum lehine usuli kazanılmış hak doğduğu gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme sonucunda Kurum zararının da noksan hesaplanarak, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Ne var ki; bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 6217 sayılı Kanunun 30'uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen Geçici 3'üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 438'inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2016/1938, K. 2016/8127, 12 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama