İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /10. Hukuk Dairesi

YARGITAY · 10. HUKUK DAİRESİ

İçtihat Metni

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2018/6332 K.2019/4573

10.06.1998 tarihinin 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılık başlangıç tarihi olduğunun tespiti istemiyle açılan davada yapılan yargılama sonucu, ... 1. İş Mahkemesince davanın esastan reddine dair verilen hükme karşı davacı avukatınca istinaf yoluna…

Esas2018/6332Karar2019/4573Tarih21 Mayıs 2019Okuma11 dk · 2.103 kelime

KÜNYE

10. Hukuk Dairesi 2018/6332 E., 2019/4573 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
21 Mayıs 2019
Mahkemesi
... 1. İş Mahkemesi
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.103 kelime·11 dk okuma·8 bölüm

10.06.1998 tarihinin 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılık başlangıç tarihi olduğunun tespiti istemiyle açılan davada yapılan yargılama sonucu, ... 1. İş Mahkemesince davanın esastan reddine dair verilen hükme karşı davacı avukatınca istinaf yoluna başvurulması ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın temyizen incelenmesi davacı avukatınca istenilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

I-İSTEM

Davacı vekili dilekçesinde özetle; 10.06.1998 tarihinden itibaren başlayan esnaf odası kaydına rağmen kurumca tescilinin bu tarih itibari ile yapılmadığını, bu durumun 1479 sayılı Yasanın 26. maddesine aykırı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/21-10 esas sayılı kararında da aynı hususun belirtildiğini ileri sürerek davacının Bağ-Kur sigortalılık başlangıcının 10.06.1998 tarihi olarak tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II-CEVAP

Davalı Kurum vekili, davacı hakkında 1479 geçici 18. ve 5510 sayılı Yasanın geçici 8. maddeleri hükümlerine göre yapılan Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III-MAHKEME KARARI

A-İLK DERECE MAHKEME KARARI

Davacının ... Semt Pazarcılar Esnaf Odası'na 10.06.1998 tarihinde kaydının yapıldığı, 1479 sayılı Kanunun 4956 sayılı Kanunla eklenen Geçici 18. Maddesi hükmü gereğince 04.10.2000 tarihinden İtibaren 1479 sayılı Kanuna tabi Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, ... Vergi Dairesine kaydının bulunduğunu, 10.06.1998 tarihinden itibaren ... Semt Pazarcılar Esnaf Odasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.

10.06.1998 tarihinden itibaren oda kaydının yapılmasına rağmen davalı kurum tarafından Bağ-Kur sigorta tescilinin yapılmadığını, sigortalılık başlangıç tarihinin oda kayıt başlangıç tarihi olan 10/06/1998 tarihinden itibaren tespitine karar verilmesini talep etmiş ise de 04/10/2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin "Geçici madde1" başlıklı maddesinde.

1479 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde, bu kanın hükmünde kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu kanun hükmünde kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar." hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı kanunun uygulanmasıyla ilgili 2013/11 sayılı ... genelgesinin " 01/10/2008 tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalılar" alt başlığı altında konuyla ilgili, " Kanunun geçici 8 inci maddesine göre 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendine tabi tarımsal faaliyette bulunan sigortalılar hariç 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 1479 sayılı Kanun gereğince 01/10/2008 tarihinden itibaren başlatılacaktır." denildiği,

buna göre, 04/10/2000 tarihinde davacının 4/1-b tescil müracaatı bulunmadığından, 01/01/1992-31/03/1992 ve 24/06/1993-12/09/1994 tarihleri arası sürelere 4/1-b tescili açılamadığı, aynı şekilde 01/10/2008 öncesi müracaatı bulunmadığından da 25/07/2008 tarihinde tescilin yapılamadığı, 4/1-b tescilinin 5510 sayılı yasa gereği de 01/10/2008 tarihinde başlatıldığı, anılan yasa gereği 4/1-b tescilinin 01/10/2008 öncesine çekilmesine yasal imkan bulunmadığı kanaatiyle davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı tarafından, 1479 sayılı Yasanın, 24. ve 25. maddeleri kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin kabul edilmesi gerektiği, bu durumda olanların resen tescil yükümlülüğünün davalı Kurumda bulunduğu nedenleriyle, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 06.09.2018 günlü ilamı ile;

Sigortalılığın tespiti mahiyetinde bulunduğundan kamu düzenine ilişkin davada Hukuk Muhakemeleri Kanununun 355'nci maddesindeki düzenleme uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle bağlı olunmaksızın yapılan incelemede:

1479 sayılı Kanun’un 26'ncı maddesi sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği kuralıyla birlikte, sigortalılara 3 ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak, Kuruma ise re'sen tescil işlemi yapma yükümlülüğünü; aynı Kanunun 25'inci maddesi, yasal şartların gerçekleştiği tarihte sigortalılığın kendiliğinden başlayacağını; 24'üncü maddesi ise, anılan Kanun kapsamında sigortalılık şartlarını düzenlemiştir.

Ancak.

1479 sayılı Kanunda sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemelere yer verilmiş; bu kapsamda, 4956 sayılı Kanunun 47'nci maddesiyle, Bağ-Kur Kanununa eklenen Geçici 18'inci maddesine göre, 4956 sayılı Kanunun yürülüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden önce Kurum kayıtlarına intikal eden bildirge, prim ödemesi ve sigortalılık talepleri bulunanlar yönünden 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25'inci maddeleri çerçevesinde yapılacak değerlendirme ile 04.10.2000 tarihinden önceki döneme ilişkin sigortalılık nitelikleri belirlenirken, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılması durumunda,

Kanunda tanınan süreler içinde borçlanma hakkının kullananlar borçlanma şartlarına göre 04.10.2000 öncesinde sigortalı sayılacak ancak borçlanma hakkını süresinde kullanmayanlar yönünden artık geriye dönük olarak 04.10.2000 tarihi öncesine ilişkin herhangi bir sigortalılık tespiti ya da borçlanması söz konusu olamayacaktır.

Davaya konu somut olayda; seyyar sebze ve meyve ticareti faaliyetinden 03.02.1999 - 30.09.2001 ve 06.07.2006 - 15.03.2012 tarihleri arasında vergi, 10.06.1998 - 28.05.2002 tarihleri arasında esnaf odası ve 26.10.1999 tarihinden itibaren esnaf sicil kaydı bulunan davacının, 05.10.1999 tarihinde davalı Kurum kayıtlarına intikal eden isteğe bağlı sigortalılık bildirgesi bulunduğu ve herhangi bir ödemesi olmadığından isteğe bağlı sigortalı kabul edilmediği.

21.08.2003 tarihinde davalı Kurum kayıtlarına intikal eden bildirge ile 04.10.2000 tarihinden itibaren zorunlu Bağ-Kur sigortalılık tescili yapılarak vergi kaydı bulunan dönemlere hasren 04.10.2000 - 30.09.2001 ve 06.07.2006 - 15.03.2012 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı kabul edildiği.

03.05.2012 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesi kapsamında sigortalılığının başladığı ve sair dönemlerin uyuşmazlık konusu olmadığı; zorunlu sigortalılık kapsamında olmak üzere 02.08.2003 tarihinden önce herhangi bir tescil başvurusu ve prim ödemesi bulunmadığı gibi 1479 sayılı Kanunun Geçici 18'inci maddesi kapsamında herhangi bir borçlanma talebi de bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle hakkında 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25'inci maddelerinin uygulanması mümkün bulunmadığından; uyuşmazlık konusu 10.06.1998 - 04.10.2000 tarihleri arasındaki dönem yönünden davanın reddine ilişkin ilk derece Mahkemesinin kararı usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V-TEMYİZ NEDENLERİ

... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen karar, davacı avukatı tarafından, davacı hakkında yapılan işlemlerin yerinde olmadığı sigortalı olması gerektiği gerekçesi ile temyiz edilmiştir.

V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ

Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015/21-840 E. 2017/1042 K. Sayılı İlamında belirtildiği üzere, uyuşmazlık; 1479 sayılı Kanun (Esnaf Bağ-Kur) kapsamında 10.06.1998 tarihinin davacı için sigorta başlangıcı sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle hukuki yarar ve sigortalılık başlangıcı kavramlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır.

Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, R.; aktaran: Hanağası, E., Davada Menfaat, ... 2009, önsöz VII).

Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır.

Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, E., a.g.e, s.135).

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.

Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6. maddesi ve 1982 Anayasasının 36. maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır.

Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, ... 2011, s.297).

Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir.

Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.

Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.

Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma, diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. (Kuru/ Arslan/ Yılmaz- Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, ... 2011, 22. baskı, s.274)

Davaya konu uyuşmazlıktaki tespit istemi 1479 sayılı Kanun kapsamında sigorta başlangıcı kavramına dayalı olup, istemde hukuki yarar bulunup bulunmadığının irdelenmesi gereklidir.

Sigortalılık başlangıç tarihi, talep eden açısından Kanun kapsamında sigortalı sayılmasını gerektirecek biçimde ilk defa çalışmaya başladığı tarih olmakla birlikte, sigortalı açısından önemi "sigortalılık süresi" yönünden taşıdığı değerdir.

Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası bir (1) günlük çalışmanın tespiti niteliğinde olduğundan hizmet tespiti davasının bir türüdür. Bu dava türleri hizmet tespiti davaları gibi kamu düzenine ilişkindir.

01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren 17.07.1964 tarih ve 506 sayılı Kanun'unda uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 108. maddede “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.

Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile, sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Ayrıca 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 38. maddede “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı;

sigortalının, mülga 2.6.1949 tarihli ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununa, mülga 4.2.1957 tarihli ve 6900 sayılı Malûliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Hakkında Kanuna, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa,

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edilir. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklıdır.

Bu Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dâhil edilir.

Aylık bağlama işlemlerinde dikkate alınan sigortalılık süreleri, sigortalılığın başlangıç tarihi ile sigortalının aylık bağlanması için yazılı istekte bulunduğu, aylık bağlanması için istekte bulunmayan sigortalılar için ise ölüm tarihi arasında geçen süredir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından sigortalılık süresi; sigortalılığın başlangıç tarihi ile 48 inci maddeye göre yetkili makamdan emekliye sevk onayının alınarak görevi ile ilişiğinin kesildiği ayın son günü arasında geçen süredir.” şeklinde düzenlenmiştir.

506 sayılı Kanunun 108. maddesi ve 5510 sayılı Kanunun 38. maddesi değerlendirildiğinde sigorta başlangıcının yaşlılık aylığından yararlanma şartları arasında olan “sigortalılık süresini” doğrudan etkilediği görülmektedir.

Ne var ki 2.9.1971 tarihli 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ve 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında sigorta başlangıcının talep eden açısından hukuki sonucu olarak “sigortalılık süresini” belirlemesi yönünden etkisi bulunmamaktadır. Çünkü her iki kanun kapsamında da yaşlılık aylığına hak kazanmak için sigortalılık süresi değil, primi ödenmiş günler asıldır.

Eldeki dava bakımından ise, davacının 10.06.1998 tarihinin 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılık başlangıç tarihi olduğunun tespiti istemi bakımından, hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle Mahkemece dava şartlarından olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370/2. maddesi gereğince verilen karar, düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılması ile ... 1.İş Mahkemesinin 27.04.2018 tarihli hükmünde yer alan “davanın reddine” ibaresinin çıkartılarak, yerine “Dava şartı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle, davanın usulden reddine” ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren ... 1.İş Mahkemesine gönderilmesine, 04.12.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2018/6332, K. 2019/4573, 21 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I-istem
  4. Iı-cevap
  5. Iıı-mahkeme Kararı
  6. A-ilk Derece Mahkeme Kararı
  7. İstinaf Sebepleri
  8. B-bölge Adliye Mahkemesi Kararı
  9. V-temyiz Nedenleri
  10. V-ilgili Hukuk Kuralları Ve Esasın İncelemesi
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2018/6332
Karar No
2019/4573
Tarih
21 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 17. Ceza Dairesi E.2018/6333 K.2019/7703
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E.2018/6333 K.2019/6436
  • Yargıtay 15. Ceza Dairesi E.2018/6333 K.2019/5715
  • Yargıtay 17. Ceza Dairesi E.2018/6334 K.2019/7704
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E.2018/6335 K.2019/6551
  • Yargıtay 17. Ceza Dairesi E.2018/6335 K.2019/7705

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.