KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2022/7837 E., 2022/13676 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Kasım 2022
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- —
Karar Metni
986 kelime·5 dk okuma
Asıl ve birleşen davalar, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde ilamında belirtilen gerekçelerle asıl ve birleşen davanın ... yönünden reddine, davalı şirket yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava; 29.05.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda kazalıya bağlanan gelir, geçici iş göremezlik ödeneği ve tedavi masraflarından oluşan kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 10, 26. ve 87. maddeleridir. Mahkemece, 506 sayılı Kanun'un 10. maddesi de uygulanmak suretiyle olayın meydana gelmesinde davalı şirketin %85 kusurlu olduğu tespitiyle asıl ve birleşen davaların davalı şirket yönünden kısmen kabulüne, davalı ... yönünden husumet nedeniyle usulden reddine dair hüküm tesis edildiği görülmüştür.
Dosya içindeki belgelerden iş kazasının, davalı taraflar arasındaki sözleşme kapsamında meydana geldiği anlaşılmakla, öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin, bir başka ifade ile asıl işveren – alt işveren (taşeron) ilişkisinin olup olmadığının saptanmasıdır.
506 sayılı Yasa'nın 26. maddesinde davalıların sorumluluğu kusur sorumluluğu ilkesine dayanmaktadır. 506 sayılı Yasa'nın 26/1. maddesinde, kastı, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılabilir bir eyleminin varlığı halinde işverenin rücû alacağından sorumluluğu olanağı tanınmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “İş kazası veya meslek hastalığı, 3'üncü birkişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olan 3'üncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir.” hükmü getirilmiştir.
506 sayılı Kanunun 87. maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir.
Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde, ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
Asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı sorumluluğun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması ya da anahtar teslim iş olduğu ibaresinin konulmuş olması; bu sözleşmenin tarafı olmayan Kurumu bağlamaz.
İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur.
Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır.
Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır.
Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.
İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
Bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde; müfettiş raporunda davalı ...'nın ruhsatı kendisine ait binanın kaba işçiliğinin yapılmasının ... şirketine sözleşme ile verildiği,10.03.2003 tarihli sözleşme konusunun kaba inşaat yapımı olduğu, "inşaat SSK'sı mal sahibine aittir" düzenlemesine yer verildiği, söz konusu raporda özel bina inşaatı mahiyetiyle davalı ... adına kayıtlı 11214338 sicil numaralı işyeri üzerinden işverenin ... olduğu tespiti yapıldığı,
kazalının şantiye şefi ... ve demirci ustası ... ile sözlü olarak anlaşarak işe başladığını beyan ettiği, kazalı ile arsa sahibi davalı ... arasında imzalanan "Durum tespiti ile ilgili beyandır" başlıklı belgede arsa sahibinin işbaşında olmayıp ...'de çalıştığı, bu nedenle arsa sahibinin bilgisi dışında getirildiği ve kazalının arsa sahibini tanımadığı ve ondan iş almadığının yazılı olduğu ancak tüm dosya kapsamı ve yapılan işle alakalı olarak davalı ... adına işyeri kaydı bulunması,
bu işyerinden bildirimi yapılan ... ... ve ... ... adlı 2 işçinin de inşaatta çalışmaya devam ettikleri hususları karşısında davalı ...'nın inşaat işlerine katıldığı anlaşılmakla; kaba inşaatın davalı şirkete verilmesi şeklindeki hukuki ilişkinin asıl/alt işveren ilişkisi olduğu açık olup bu hukuki duruma göre kusur oranı yeniden belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmekte olup bozma sonrası yapılacak yargılamada kararı temyiz etmeyen şirket yönünden davacı kurum lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/7837, K. 2022/13676, 3 Kasım 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama