KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/12338 E., 2023/11974 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2023
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/391 E., 2022/1 K.
- Karar
- Kısmen kabul
Karar Metni
1.723 kelime·9 dk okuma·13 bölüm
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesi hükümlerinde yer alan teşvikten yersiz faydalandırılma nedeniyle Kurumca tahakkuk ettirilen prim borcunun istirdadı davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili tarafından Mahkememize verilen dava dilekçesinde Kurumca müvekkilinin 4447 sayılı Kanun'un Geçici 10 uncu maddesi gereği faydalandığı teşvikin iptal edilerek indirim tutarının gecikme zammı ile ödenmesinin istendiğini, Kurumca yapılan hesaplamanın yasal olmadığını ileri sürerek müvekkilinden tahsil edilen 26.171,92 TL'nin ödeme tarihinden faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili davaya verdiği karşılıkta delillerin Kurum kayıtları olduğunu, davacı hakkında yapılan işlemlerin yerinde olduğunu, dava açılmadan Kuruma müracaat edilmediğinden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin bozma öncesi verilen kararı ile dosyada mevcut Kurum cevabından davacının 2011 yılı Mayıs ayında 360, Ağustos ayında 392, Ekim ayında 425, Kasım ayında 411, 2012 yılı Mart ayında 506, Nisan ayında 505, Mayıs ayında 557 sigortalısı olduğu, davacı işverenin sigortalı sayısını artırdığı, ay bazında bakıldığında da asıl işveren ve alt işverenliklerin toplam işçi sayılarının da artış gösterdiği anlaşılmaktadır. Davacının işçi sayısındaki sürekli artış gözetildiğinde ortala işçi sayısı yönünden davacı açısından 4477 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin uygulanmasına engel görülmemektedir.
2011/45 sayılı Genelgede alt işvenliklerle asıl işverenliğin işçi sayısının ortalamasının nazara alınacağı yönünde düzenleme yapılmış ise de Kanun metninde bu tür bir kısıtlama yapılmadığından, geneldeki asıl işverenin borcu nedeniyle teşvikten faydalanamaması halinde dahi alt işverinin teşvikten yararlanacağı yönündeki düzenlemede de her işverenin kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini gösterdiğinden yasal düzenlemede her işverenin teşvikten faydalanması öngörüldüğünden genelge hükmünün Kanun hükmüne aykırı olduğu davacının teşvikten faydalanması gerektiği kanaatine varılarak davacı tarafça teşvikin iptali nedeni ile ödenen
16.380,70 TL'nin ödeme tarihi olan 17.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan alınarak davacı tarafa ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin ilk kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin bozmaya konu kararı ile davacı vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizce; Ek 17 nci maddenin yürürlüğe girmesi ile birlikte “5510 sayılı Kanun veya diğer Kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun ile birlikte anılan ilgili Kanunların teşvik veya destek hükümlerinde yer alan yararlanma şartlarının irdelenmesi gerekmekle birlikte, değiştirme veya oluşabilecek fark prim tutarlarının iadesi istemleri hakkında yapılacak değerlendirmede; aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki hükümlerin de uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Diğer taraftan Ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir.
Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Anayasa'nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre, Türk Hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir Kanun maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur.
Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir.
Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Eldeki davada ise Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de Ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının iptali ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ve davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılma, fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından ek 17 nci maddenin ilk üç fıkrası dâhil yasal tüm dayanaklar irdelenmeli ve şartlarının varlığı incelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir" denilmiş ve kararın bozulmasına dair karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Karşı Direnilmesine dair Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi verdiği ikinci kararı ile maddenin değiştirilmeden önceki ve değiştirildikten sonraki hallerinde prim teşviki destek ve indiriminden yararlanabileceği halde yararlanmamış olanlara ilişkin bir düzenleme getirildiği anlaşılmış dolayısıyla işverenlerin tercihlerine bağlı olarak daha öncesinde Kurumdan herhangi bir taleplerinin olmaması sebebiyle yararlanmamaları halinde maddenin uygulanması gerektiği değerlendirilmiş,
iş bu davaya konu uyuşmazlık konusunda ise davacının sigorta primi teşvikinden faydalandığı halde Kurumca yersiz olarak yararlandığı gerekçesiyle iptal işlemi yapıldığı yani davacının söz konusu teşvik indiriminden tercihine bağlı olmaksızın Kurumun yaptığı iptal işlemleri neticesinde yararlanamadığı, uyuşmazlığın temelini davacının teşvikten faydalanıp faydalanamayacağı hususunun oluşturduğu dolayısıyla ilgili madde düzenlemelerinin davacı hakkında uygulanamayacağı değerlendirilmiş olmakla, bozma ilamına karşı direnilmesine ve davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
C.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca Verilen Karar 1. Mahkemenin ikinci kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Hukuk Genel Kurulun kararı ile somut olayda İlk Derece Mahkemesince davacının teşvikten faydalanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara ilişkin davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş, bu karara yönelik davalı Kurum vekilinin temyiz yoluna başvurması üzerine kararın Özel Dairece 5510 sayılı Kanun’un Ek 17 nci maddesine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal edildiğine değinilerek oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ve davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılması,
fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından Ek 17 nci maddenin ilk üç fıkrası dâhil yasal tüm dayanakların irdelelenip şartların varlığının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasından sonra İlk Derece Mahkemesince 5510 sayılı Kanun’un Ek 17 nci maddesi değerlendirilerek davacının teşvik indiriminden Kurumun yaptığı iptal işlemler nedeniyle yararlanamadığı, ilgili madde düzenlemelerinin davacı hakkında uygulanamayacağı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Görüldüğü üzere İlk Derece Mahkemesince bozma kararı kapsamında irdeleme yapılarak bozmanın gereği eylemli olarak yerine getirilmek suretiyle yeni bir karar verilmiştir.
Bu durumda ortada Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmesi gereken direnme kararı değil bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni hüküm bulunmaktadır.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2023 tarihli ve 2023/10-250 Esas, 2023/257 Karar, 17.11.2022 tarihli ve 2022/10-969 Esas, 2022/1530 Karar, 02.11.2022 tarihli ve 2021/10-319 Esas, 2022/1419 Karar, 2021/10-600 Esas, 2022/1420 Karar ile 29.06.2022 tarihli ve 2022/10-462 Esas, 2022/1080 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.
Hâl böyle olunca yeni hükme yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmelidir.
Bu nedenle dosya Özel Daireye gönderilmesine dair karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; 2011/45 sayılı Genelge uyarınca alt işverenin 4447 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinde öngörülen teşvikten yararlanması için asıl işveren ve alt işveren işyerlerinde çalıştırılan sigortalı sayılarının ortalamalarının değerlendirilmesi gerektiğini, bu yöntemle yapılan değerlendirme sonucu alt işverenin teşvikten yararlanamayacağını savunmuş, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı hakkında davalı Kurumca yapılan işlemlerin hukuka uygun olup olmadığı ile davacının istemi hakkında mahkemenin verdiği kararın yerinde olup olmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
Eldeki davada, Mahkemece bozma sonrası yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmakta ise de öncelikle Ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir.
Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir.
Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup karar 05.05.2020 tarihli ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olduğu hususunun dikkate alınması ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında,
yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu gözetilmeli, bu anlamda olmak üzere, davalı Kurumun Ek 17 nci madde kapsamında resen veya davacı şirketin başvurusu üzerine, işlem yapıp yapmadığı, yapmış ise anılan Ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkra hükümleri dışında, ilk üç fıkra hükümleri gereğince işlem yapılarak,
davanın konusuz kalıp kalmadığı hususları yeniden ve usulünce irdelenmesi ile davalı Kurumun başvuruyu kabul etmemesi veya işlem yapmamış olması halinde ise davacının iddiası ve Kurumun yaptığı işlemin yerindeliği bakımından, öncelikle davalı Kurumdan davacının ilave istihdam şartını ne surette ihlal ettiğinin ve buna ilişkin hesaplama ilke ve yöntemlerini belirtir belge ve bilgilerin celp edilmesi ve ilave istihdam şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu üzerinde durularak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/12338, K. 2023/11974, 28 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama