KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/1371 E., 2024/5762 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Mayıs 2024
- Mahkemesi
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1695 E., 2022/1739 K.
- Karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- Bursa 10. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2016/600 E., 2021/644 K.
Karar Metni
1.814 kelime·9 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalıya ait iş yerinde çalışmakta iken 04.04.2015 tarihinde iş kazası geçirdiğini ve maluliyet oranının %28,2 olduğunu, kazanın meydana gelmesinde tüm kusurun davalı işverene ait bulunduğunu belirtmek sureti ile 79.772,70 TL maddi tazminat ile 40.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iş güvenliği ilke ve kurallarına aykırı şekildeki dikkatsiz davranışları ile iş kazasının meydana gelmesine kendisinin sebep olduğunu, davacıya mağdur olmaması için raporlu olduğu 8 ay boyunca 8.400,00 TL nakit avans ödemesi yapıldığını ve maddi olarak destek olunduğunu, tespit edilen maluliyet oranına itiraz ettiklerini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda davacının %20 davalı işverenlerin %80 oranında kusurlu olduğu, davacının davaya konu iş kazası nedeniyle %37,2 oranında sürekli iş göremezliğe maruz kaldığı kabulünden hareketle;
"Davanın kısman kabulü ile Talepde nazara alınarak 79.772,70 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 04.04.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının maddi tazminat yönünden fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına,
Davacının manevi tazminat yönünden fazlaya ilişkin talebinin reddine," karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; kişinin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceğini, kazada işverenin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kazalı işçinin kendi iş güvenliği ve sağlığını tehlikeye düşüren hareketi sonucu kazanın meydana geldiğini, davacının; kazadan sonra davalının yanında çalışmaya devam ettiği süreçte herhangi bir sıkıntısı olmadığını, davalı tarafından yapılan ödemeler; davacı tarafın zararını karşılamaya yönelik ifa amacı taşıyan ödemeler olduğundan bu ödemelerin nazara alınmamasının, maluliyet oranının %37,2 olarak kabulünün yerinde olmadığını, istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi
3. Değerlendirme A) Davalı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazları incelenmesi yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından.
Mahkemece hükme esas alınan 07.12.2021 tarihli hesaba dair 2. ek raporda davacının davaya konu iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik derecesinin ATK 2. Üst Kurulunun 08.04.2021 tarihli kararı ile belirlenen %51 oranı olarak esas alındığı, anılan raporda sonuç kısmında Kurum tarafından belirlenen sürekli iş göremezlik derecesi %46 olduğundan bu belirlemeye göre yapılan peşin sermaye değerli gelir ödemesi ile davacının ATK tarafından belirlenen sürekli iş göremezlik derecesine göre farazi olarak peşin sermaye değerli gelir bağlanması halinde miktarın bilirkişi tarafından resen hesaplandığı ve 2. seçenekli hesaplama yapıldığı,
iş bu 2. seçeneğin alt seçeneklerinde ise davalı tarafından davacıya kaza nedeniyle yapıldığı iddia olunan ödemelerin mahsubu hususunun takdirinin mahkemeye bırakılarak ihtimallere göre miktarların belirtildiği, Mahkemece hükmün gerekçesinde raporda yer alan 2. seçeneğe ödemelere dair mahsup hususuna değinilmeksizin itibar edildiğinin bildirildiği, ancak davacı talebi ile bağlı kalınarak fazlaya ilişkin haklar da saklı tutulmak suretiyle ıslah edilen miktar üzerinden karar verildiği anlaşılmıştır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 381 inci (HMK’nun 294 üncü) maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafları iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az aynı Kanun'un 388 inci (HMK’nun 297 inci) maddesinde belirtilen hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3 üncü maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde:
“(1) Hüküm "Türk Milleti adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren Mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bununla birlikte usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Ayrıca 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre tazminat alacaklısına ifa amacıyla yapılan ödemelerin hesaplanan maddi zarar tutarından indirilmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda, yukarıda yapılan açıklamalar gereğince hükümde taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde, infaza elverişli olarak gösterilmesi zorunlu olup, Mahkemece hükme esas alınan 07.02.2021 tarihli bilirkişi raporunun seçenekli olarak miktar belirten 2. seçeneğine atıf yapılarak hüküm kurulması hususu ile İlk Derece Mahkemesince 02.03.2017 tarihli celsede kurumca belirlenen sürekli iş göremezlik oranının %28,2 olarak bildirildiğinin taraf vekillerine tefhim edildiği ,
davacı vekilinin anılan celsede maluliyet oranına bir diyeceğimiz yoktur şeklinde beyanda bulunduğu, aldırılan 01.10.2018 tarihli kök hesap bilirkişi raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranının %28,2 oranı olarak esas alındığı, davacının iş bu rapora itiraz etmeyerek raporda belirlenen miktar üzerinden ıslah dilekçesi sunduğu,
takip eden 10.12.2018 tarihli celsede ise davalının maluliyete itirazlarının kabul edilmemesine dair davacı vekilince beyanda bulunulduğu açık olmasına rağmen davalı vekilince ileri sürülen itirazlar üzerine düzenlenen ATK 2. Üst Kurulu raporu ile tespit edilen %37,2 oranına itibar edilerek sonuca gidildiği ayrıca yine kök raporda davacı kazalının bakiye ömür tespitinde PMF-1931 tablosunun esas alındığı davacının yukarıda belirtildiği üzere anılan rapora itiraz etmediği,
akabinde davalı itirazları ile düzenlenen ve hükme esas alınan 07.02.2021 tarihli raporda ise TRH 2010 tablosunun esas alınması suretiyle bakiye ömür süresinin daha fazla tespit edildiği anlaşılmakla davalı lehine bu yönlerden oluşan usuli kazanılmış hak ilkesi ihlal edilerek sonuca gidilmesi hususları ve son olarak davacı kazalıya yapılan ödemelerin ifaya yönelik olup olmadığını değerlendirilmeksizin hüküm tesisi hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; yeniden hesap raporu aldırmak, alınacak raporda davacının bakiye ömür süresinin tespitinde itiraza uğramayan PMF-1931 tablosunun esas alınmasının gözetilmesi hususu ile davacı tarafça itiraza uğramayan ve davacı yönünden kesinleşen sürekli iş göremezlik oranının %28,2 olduğunu dikkate almak, davacı kazalıya çalışma karşılığı olmayan maaş ödemelerinin yapıldığı sonucuna varıldığı takdirde, bu ödemelerin ifaya yönelik olup olmadığını değerlendirmek, ödemeler ifaya yönelik kabul edilecek olursa hüküm altına alınan maddi tazminat tutarından,
tespit edilen ödemeleri ödeme tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek suretiyle tenzil etmek ile alınacak raporda davacının maddi tazminata ilişkin temyiz isteminin bulunmaması nedeniyle 07.02.2021 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak usuli kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre infaza elverişli şekilde karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Davalı vekilinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz talebi yönünden ;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/1371, K. 2024/5762, 22 Mayıs 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama