KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/1921 E., 2023/4340 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Nisan 2023
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/1598 E., 2023/56 K.
- Hüküm/karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- ... 8. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/175 E., 2021/221 K.
Karar Metni
1.921 kelime·10 dk okuma·11 bölüm
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, davalı şirkette 01.04.2016-30.11.2017 tarihleri arasında satış temsilcisi olarak çalıştığını, ancak çalışmalarının Kuruma bildirilmediğini ileri sürerek 01.04.2016-30.11.2017 tarihleri arasında davalı nezdinde çalışmalarının tespitini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Araştırma Geliştirme Merkezi Eğitim Hiz. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından sunulan kapıdan satış sözleşmelerinin matbu olarak koçan halinde acente ve bağımsız pazarlama elamanlarına verilmesi, temininde zorluk bulunmaması, her zaman tek taraflı düzenlenebilecek nitelikte olması,
şirket kayıtlarında bulunup bulunmadığının belli olmaması dikkate alındığında yapılan satış işlemlerine ilişkin risk ve masrafların kendisinde olduğunu, tüketici kanunu çerçevesinde kapıdan satış sureti ile gerçek ve tüzel kişilerin mallarını iş akdi ile bağlı olmaksızın bunlar adına kapı kapı dolaşmak sureti ile komisyon prim vb ödemeler karşılığı satan kişilerden olduğunu, salt satış sözleşmesi düzenlenmesinin hizmet akdine bağlı çalışıldığı anlamına gelmediğini, davacının hizmet akdi ile çalışmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
2. Feri müdahil SGK vekili, cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğunun kabulünün gerektiği, yapılan satışlar üzerinden belli oranda prim ödenmesinin kararlaştırıldığı, ücret ödemesi yapılmadığı, hizmet akdinin ücret ve kişisel bağımlılık unsurlarının gerçekleşmediği,
bordro tanıklarının bir kısmı davacının, davalıya ait iş yerinde satış elemanı olarak çalıştığını, davacının maaş ve prim üzerinden ücret aldığını öne sürmüşlerse de bu tanıklar ile davalı arasında davaların bulunması ve arada husumet olması nedeni ile bu tanıkların beyanlarına dayalı olarak hüküm kurulamayacağı, HMK nın 26 ıncı maddesi uyarınca taleple bağlı olunduğu, davacı vekilinin, 08.10.2019 tarihli oturumda davanın esasını hizmet tespiti olarak belirttiği, bu nedenle incelemenin bu taleple sınırlı olarak gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
Davacı vekili, istinaf dilekçesinde; mahkeme hakimince gerek bilirkişi hakkında yapmış olduğumuz şikayet ve gerekse bilirkişi raporuna itirazlarının hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, günlük randevu listelerinin şirket tarafından oluşturulduğu, bu randevu listelerinin e-posta ile davacı çalışana gönderildiği,
davacını çalışanın da bu liste doğrultusunda günlük müşteri ziyaretlerini yapmış olduğunu, Davalı şirketler grubunun patronu olan ...'ın bizzat yazdığı çalışma şeklinin adeta ikrar niteliğinde olduğunu, satış sonrası müşteri ilişkilerinin davalı şirket merkezinin koordinasyonu ile davacı çalışan tarafından giderildiğini, Çalışması için gerekli olan araç, telefon vs her türlü ekipman işveren tarafından sağlandığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdi olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "dosyadaki bilgi-belgelere ve dinlenen tanık beyanlarına göre somut olayda, davacının davalı şirket ile arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu" gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
A) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda 448-460 maddeleri arasında "pazarlamacılık sözleşmesi" özel bir sözleşme türü olarak öngörülmüş olup, bu sözleşmenin ...pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlandığı,
sözleşmenin bir tarafındaki pazarlamacının, aldığı talimata uymamasını zorunlu kılan haklı bir sebep olmadıkça, kendisine verilen talimata uygun olarak müşterileri ziyaret etmek yükümlülüğü olduğu, işverenin izni olmadıkça, kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamayacağı, aracılık edemeyeceği, işlem yapmaya yetkiliyse, sözleşmenin diğer tarafınca verilen talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorunda olduğu ve sözleşmenin diğer tarafı razı olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamayacağı, pazarlama faaliyetleri ile ilgili olarak düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek,
aldığı siparişleri işverene derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle yükümlü olduğu, aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacının, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkili olduğu, işlem yapmaya yetkili kılınmışsa yetkisinin, bu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve fiilleri kapsadığı ve özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamayacağı, ödeme günlerini de değiştiremeyeceği belirtilmiştir.
Yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere.
Borçlar Kanunu hükümleri gereğince pazarlamacılık yapan şahısların taraflar arasındaki hukuki ilişki ayrıntılarıyla ortaya konulmaksızın doğrudan kendi nam ve hesabına pazarlamacı, 193 sayılı Gelir Vergisinden muaf olmaları veya 4077 sayılı Kanun gereği satış yapmaları nedeniyle kendi nam ve hesabına çalıştıklarının ve bu nedenle hizmet akdi ile çalışmadıklarının ve sigortalı sayılmalarının mümkün olmadığının kabul edilmesi isabetsiz olacaktır.
Her durumda, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sigortalılığa konu olabilecek nitelikte olup olmadığı irdelenmelidir. Zira taraflardan birisi gelir vergisinden muaf olsa veya kapıdan satış sözleşmeleri akdetmiş olsa da, bu durum hizmet akdine tabi olarak çalışmadıkları anlamına gelmeyecektir. 506 sayılı Kanun'un 2 vd. maddelerine göre hizmet akdine tabi çalışmaların varlığının tespiti halinde sigortalılığın da tespiti gerekecektir.
B)Acente YTTK’nın 102 nci maddesi uyarınca “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlanmıştır.
Bu tanıma göre, acentelik ilişkisinin unsurları, acentenin, ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmesi veya bunları o tacir adına yapması; acentenin aracılık veya sözleşme yapma faaliyetlerinin yasal dayanağı olan bir sözleşme ilişkisine dayanması, bu faaliyetlerin süreklilik göstermesi ve acentenin bu faaliyetleri meslek olarak sürdürmesi, bu kapsamda, acente müvekkilin ticari işletmesi ile ilgili sözleşmelerde aracılık faaliyetleri yürütmekte veya bu faaliyetleri müvekkil hesabına gerçekleştirmektedir.
Müvekkil ve acente arasındaki ilişki bu bakımdan özel bir temsil ilişkisi olarak da değerlendirilebilir.
Gerçek veya tüzel kişi olarak acentenin, hukuken acentelik iş ve işlemlerini müvekkilin talimatlarına ve menfaatlerine uygun şekilde gerçekleştirmesi gerekmektedir.Yeni Ticaret Kanununun 105 inci maddesinde ise, "Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir.
Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir. Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz." hükmünü içerdiği anlaşılmaktadır.
C-) 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) İşin işverene ait yerde yapılması, c) Kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Bu nedenle dava konusu olayda öncelikle "hizmet akdinin varlığı" araştırılmalıdır;
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1 inci (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393/1) maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurlarına yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8 inci maddesinde, “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır.
Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır.
Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar.
Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
3. Değerlendirme Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava irdelendiğinde, Mahkemece verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.
Acentelik ilişkisinin ana unsurları, acentenin, ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmesi veya bunları o tacir adına yapması; acentenin aracılık veya sözleşme yapma faaliyetlerinin yasal dayanağı olan bir sözleşme ilişkisine dayanması, bu faaliyetlerin süreklilik göstermesi ve acentenin bu faaliyetleri meslek olarak sürdürmesi olarak sayılabilecekken, hizmet akdinin unsurları ise, hizmetin belirli veya belirli olmayan bir zaman içinde görülmesi, hizmet akdinin konusu olan edimin işverene ait işyerinde yerine getirilmesi,
edimin ifası sırasında işverenin denetim ve gözetimi altında bulunması ve edimin ücret karşılığında yapılması ve ücretin zaman esası üzerinden saptanmasıdır. Ücret zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği takdirde dahi belirli ya da belirli olmayan bir zaman için alınmış veya çalışılmış oldukça hizmet akdi yine mevcuttur. Hizmet akdinin belirleyici ve ayırıcı unsurları zaman ve bağımlılıktır.
Zaman ve bağımlılık unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde çalışmanın varlığı halinde aradaki ilişkinin hizmet akdine dayalı olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, davacının, davalı şirketin acentesi olarak çalıştığı, başka bir deyişle aralarındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı ile dava dışı Koçak Yayıncılık A.Ş arasında imzalanan "Komisyon usulü acente çalışma sözleşmesi" başlıklı sözleşme ile davacının davalı Araştırma Geliştirme Merkezi Eğitim Hiz. Tic. A.Ş yetkilisi sıfatıyla tüketicilerle yapmış olduğu sözleşmeler bulunmaktadır.
Günlük randevu listelerinin şirket tarafından oluşturulduğu, bu randevu listelerinin e-posta ile çalışana gönderildiği, çalışanın da bu liste doğrultusunda günlük müşteri ziyaretlerini yapmış olduğu, davacıya prim verildiği ve davalı şirkete ait araçlardan tahsis edildiği iddiaları bulunmaktadır. Davacı tarafından 05.12.2017, 28.11.2017, 22.11.2017 tarihleri olmak üzere ihtilaf konusu döneme ait müşteri listelerinin bulunduğu e-postalar sunulmuştur.
Bir kısım tanıkların anlatımları, davacının davalı şirket adına hareket ettiği yönündedir.
Bu durumda; acentelik sözleşmesi içeriği ile anılan diğer deliller arasında çelişki söz konusu olduğundan, yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar nazara alınmak sureti ile, davacının davalı işverenden veya müşteriden aldığı prim tutarları, toplam satış cirosu belirlenmeli; davalı şirkete ait araçlardan tahsis edilip edilmediği araştırılmalı; davacının aynı iş kolunda vergi, oda, Kurum kaydı bulunup bulunmadığı araştırılmalı; gerekirse dinlenecek tanıklar marifeti ile taraflar arasındaki bağımlılık unsuru tespit edilmeli;
davacının davalı işverenden ayrı kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması bulunup bulunmadığı ve nihai olarak aralarındaki ilişkinin hizmet akdinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı belirlenmek sureti ile deliller toplanıp takdir edilerek, elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Mahkemece; eksik inceleme ve araştırma ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/1921, K. 2023/4340, 24 Nisan 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama