KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/7627 E., 2024/10370 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Kasım 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2020/1717 E., 2021/668 K.
- Karar
- Esastan Ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 16. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2015/306 E., 2020/104 K.
Karar Metni
2.451 kelime·12 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki iş kazasından maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine,Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı şirket tasfiye memuru vekili tarafından temyiz edilmekle, yapılan ilk inceleme neticesinde dosyada tespit edilen noksan hususun ikmali için dosya mahalline geri çevrilmiş, geri çevirme gereği ikmal edilerek dosya dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi ... 'nun Türk Bayraklı MV ... gemisinde baş aşçı olarak çalıştığını, Yunan karasularında geminin alabora olarak batması neticesinde ... 'nun vefat ettiğini müvekkili olan sigortalının eş ve çocuklarının destekten yoksun kaldıklarını beyanla;
dava dilekçesi ekinde sunulan hesap raporuna itibarla eş ... lehine 153.337,18 TL, çocuk ...’ün 16.076,37 TL, çocuk ...’nın 27.451,71 TL ve çocuk ...’ın 45.025,31 TL maddi ve 50.000 TL'şer manevi tazminatın davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemlerini ıslah etmek suretiyle eş lehine 187.606,30 TL'ye, çocuk ... için 61.615,98 TL'ye artırdığını belirtirken diğer çocuklar için maddi istemlerini azaltmak suretiyle 3.000 TL'şer olarak hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Bakırköy İş Mahkemelerinin yetkili olduğunu, olayda işverenin kastı veya işçilerin sağlığını tehlikeye düşürücü herhangi bir hareketinin olmadığını, müteveffanın geminin aniden alabora olması nedeniyle vefat ettiğini, müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, talep edilen maddi-manevi tazminat taleplerinin fahiş olduğunu, olayın meydana gelmesinde kaçınılmazlık faktörünün rol oynadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
1.Dava İstanbul 52. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış olup Mahkemenin 02.05.2013 tarih ve 2012/332 Esas - 2013/141 Karar sayılı kararı ile uyuşmazlığın çözümünde Deniz İş Kanunu'nun uygulanacak olması nedeniyle görevsizlik karar verilerek dosya İstanbul İş Mahkemesi görevli olduğu belirtilerek bu Mahkeme lehine görevsizlik kararı verilmiş, karar 01.04.2014 tarihinde kesinleşmiş, davacı vekili süresi içerisinde 17.03.2014 dilekçesi ile dosyanın görevli iş mahkemesine gönderilmesi talebinde bulunmuştur.
2.Görevsizlik kararı üzerine dosyanın intikal ettiği İstanbul 16. İş Mahkemesinin 2014/278 Esası üzerinden tensiben verilen kararda davalı işyerinin Zeytinburnu ilçesi olması nedeniyle Bakırköy İş Mahkemesi yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, 02.07.2014 tarihinde kesinleşme şerhi düzenlenmiş, davacı vekili süresi içerisinde 02.07.2014 dilekçesi ile yetkili iş mahkemesine gönderme talebinde bulunmuştur.
3. Bakırköy 8. İş Mahkemesi 18.07.2014 tarih ve 2014/301 E. - 318 K. ile geminin bağlama limanı İstanbul Mahkemeleri yargı alanına girdiğinden karşı yetkisizlik kararı verilmiştir.
4. Dosyanın merci tayini için gönderildiği Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10.04.2015 tarihli kararı ile davanın ilk açıldığı ve bağlama limanı olan İstanbul 16. İş Mahkemesi yetkili olduğuna karar verilmiştir.
5. İstanbul 16. İş Mahkemesinin esas hakkında yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında özetle.
Mahkememizce alınan 26.09.2017 tarihli teknik bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan kusur raporunda; kazanın meydana gelmesinde davalı işveren Şirketin %100 oranında, ... ... 'nun kusursuz olduğunun tespit edildiği, kusur raporu, müteveffanın geliri, ilk peşin sermaye değeri, hak sahiplerinin durumu dikkate alınarak hazırlanan 15.07.2018 tarihli hesap raporu neticesinde davacı ...'nun 187606,30 TL, davacı ...'nun 61615,98 TL maddi zararının bulunduğu tespit edildiği,
somut olayda davacıların mirasçısı ... 'nun 19.05.2012 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle vefat ettiği, iş kazasının meydana gelmesinde davalının iş hukuku bakımından çalıştıranın sorumluluğu esas alınarak toplamda %100 oranında kusurunun bulunduğu anlaşılmakla 15.07.2018 tarihli hesap bilirkişi raporunda hesaplanan maddi tazminat ile davacıların manevi zararlarının tazminine dair karar verildiği gerekçeleriyle.
Eş ... için 187.606,30 TL, Çocuk ... için 61.615,98 TL net maddi tazminatın tazminatının kaza tarihi tarihi olan 19.05.2012'den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak bu davacılara verilmesine, çocuklar ..., ..., ... için talep edilen maddi tazminat taleplerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin kabulü ile eş ve çocuklar lehlerine 50.000 TL’şer manevi tazminatın dava tarihi tarihi olan 07.09.2012'den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olayla ilgili uzmanlığa sahip olmayan kişilerden oluşan bilirkişi heyeti tarafından hiçbir hukuki dayanak gösterilmeksizin müvekkiline kusur atfedilmesinin ve tüm itirazlarına rağmen heyet tarafından oluşturulan raporların yerel Mahkemede yeterli görülerek haksız ve hatalı belirlenen kusur oranları üzerinden hesaplama yapılıp hüküm oluşturulmasının hukuka aykırı olduğunu, dosyada mübrez hesap bilirkişi raporlarında yapılan tazminat hesaplamalarının taraflarına haksız olarak atfedilen kusur oranı üzerinden yapıldığını,
söz konusu tazminat miktarlarının fahiş tazminatlara hükmedilmesinin müvekkili şirkete isnat edilen kusurun hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle adaletsizliğe yol açtığını, yerel Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarlarının fahiş ve hukuka aykırı olduğunu, manevi tazminatın bir ceza aracı olamayacağını, tazminat miktarının lehine tazminata hükmedilen bakımından zenginleştirici olmamasının gerektiğini, beyanla istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "M/V ... Gemisi Donatanı olan ... Denizcilik Taş. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı işyerinde gemide aşçı olarak çalışan ... işçinin, 19.05.2012 günü ambarlarındaki yükün kayması sebebiyle dengesi bozularak batması neticesinde vefat ettiği, İlk Derece Mahkemesince alınan 26.09.2017 tarihli kusur bilirkişi raporunda, kazanın meydana gelmesinde M/V ... Gemisi Donatanı olan davalı ... Denizcilik Taş.
San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin %100 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, aynı kaza olayına ilişkin SGK'nın davalı şirkete karşı açtığı rucüen alacak dava dosyasında alınan 25.05.2015 tarihli heyet raporunda davalı şirketin %50, gemi kaptanı ... 'in %50 kusurlu olduğunun, aynı dosyada alınan bila tarihli heyet raporunda ise gemi kaptanı ve 2. kaptanın müştereken %100 oranında kusurlu olduklarının belirlendiği, M/V ... Gemisi Donatanı olan davalı ... Denizcilik Taş. San. ve Tic.
Ltd. Şti.'nin, 6102 sayılı TTK'nın 1062 nci maddesi uyarınca çalıştırdığı gemi adamlarının ve dolayısıyla gemi kaptanı ve 2. kaptanının vazifelerini yaparken işledikleri kusurlar nedeniyle üçüncü kişilere verdikleri zararlardan kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, kazanın meydana gelmesinde davacıya atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığından, davalı ... Denizcilik Taş. San. ve Tic. Ltd.
Şti.'nin meydana gelen iş kazasından %100 oranında sorumlu, tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Manevi tazminat davalarında tazminata hükmedilirken miktar yönünden davalıların kusur oranlarının matematiksel bir oranla tespiti gerekmeyip az da olsa kusurlu olmaları durumunda manevi tazminat verilmesi gerektiği, 22.06.1966, 66/7-7 sayılı İBK içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimi, hak ve nesafet kuralları, davacıların murisinin iş kazasında ölmesinden sonra duymuş oldukları elem ve ızdırabın derecesi, psikolojik olarak etkilenme durumları, ölen işçinin yaşı ve davacıların manevi tatmin duygularının giderilmesi,
ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, bunların yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak davacıların manevi tatmin duygularının giderilmesi yanında belirlenen miktarın caydırıcılık uyandırma oranı gözönüne alınarak davacılar için İlk Derece Mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarlarının dosya kapsamına uygun olduğu görülmüştür." gerekçeleriyle "Davalının istinaf kanun yoluna başvuru taleplerinin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan
reddine" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket adına tasfiye memuru vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı şirket tasfiye memuru vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili kusuru olmadığını, kaçınılmazlığın kusur raporunda değerlendirilmediğini, geminin neden alabora olduğu tespit edilememekle birlikte geminin 1- 1,5 dakika gibi kısa bir süre içerisinde battığından, yaşanan hadiseden müvekkilin ve mürettebatın önüne geçemeyeceği bir olayın meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiğini, bu nedenle, gerek yüke gerekse mürettebata karşı sorumluluğu bulunan müvekkilinin kendisine yüklenen sorumluluklar dışında hareket ederek,
sırf kar elde etmek maksadı ile sermayesi olan geminin batmasını ve mürettebatının hayatını kaybetmesini istemeyeceğinin aşikâr olduğunu, maddi tazminat miktarının haksız olarak atfedilen kusur nedeniyle fahiş olduğunu, dosyada mübrez hesap bilirkişi raporlarında yapılan tazminat hesaplamalarının taraflarına haksız olarak atfedilen kusur oranı üzerinden yapıldığını, söz konusu tazminat miktarlarının fahiş tazminatlara hükmedilmesinin müvekkili şirkete isnat edilen kusurun hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle adaletsizliğe yol açtığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazasında vefatı nedeniyle destekten yoksun kalanların maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Destek tazminatı alacağından sorumluluk ve tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleridir. "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleridir. "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında işyerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı Kanun'un maddeleridir.
3. Değerlendirme a) Davalı vekilinin manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 22.04.2021 karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan kesinlik sınırının 78.630,00 TL olup, manevi tazminat hükümlerinin birbirlerinden ve maddi tazminat hükümlerinden bağımsız birer dava olarak değerlendirildiğinde, kısmen kabul edilen miktarların kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla, bu hükmü temyiz eden davalı vekilinin bu hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
b) Davalı vekilinin maddi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere özellikle davacılar desteğinin iş kazasının gerçekleşmesinde kusuru olmayıp davalının, destekten yoksun kalan davacılara karşı %100 düzeyindeki kusurdan sorumlu olduğu,
bu kusur içerisinde dava harici kişilerin sorumluluğunun ise davalı ile sorumluluğu bulunan üçüncü kişiler arasında ileride açılması imkanı bulunan rücu davasında tartışılarak karara bağlanmasının mümkün olmasına göre bu hususun bozma sebebi yapılamayacağı gözetilerek; davalı şirket tasfiye memuru vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 149 uncu (HMK’nın 28 inci) maddesinde de bu husus belirtilmiştir.
3.Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 üncü maddesi gereğince Mahkeme, hazır olan tarafları iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az aynı Kanun'un 297 inci maddesinde belirtilen hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur.
4.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır.
5.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde ise:
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)Hükmü veren Mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, Mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
6.Yine Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 298 inci maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüte yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı gibi, Mahkeme hükmünü gerekçesi ile birlikte tam olarak yazmış olsa bile, bunu duruşma tutanağına tamamen yazdırması ve okunması gerekir. Bir başka ifade ile Mahkeme hükmünün hukuki varlık kazanabilmesi için onun tefhim edilmesi, verilen kararla, ne şekilde tefhim edildiğinin duruşma tutanağına yazılması zorunludur. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür.
7. Dava dosyasının incelenmesinde maddi tazminat alacağının tespiti noktasında hükmedilen tutarlar gözetildiğinde 15.01.2019 tarihli ek hesap raporunun dikkate alındığı açık olmasına karşın, kararın gerekçesinde bu durumla çelişir şekilde 15.07.2018 tarihli kök hesap raporuna itibar edildiğinin belirtilmesi hatalı olmuştur.
8. Aynı zamanda davalı şirketin ticaret sicil müdürlüğüne 13.12.2017 tarihinde tescil edilen 06.12.2017 tarihli kaydına göre tasfiye aşamasında olması ve kanunen temsile yetkili kişinin de tasfiye memuru ... olduğu gözetilerek karar başlığında şirketin tasfiye halinde olduğunun gösterilmemesi ve giderek bu şirket temsilcisinin de karar başlığında gösterilmemesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
8. O halde, temyiz eden davalı tasfiye memuru vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek Mahkeme hükmü bozulmalıdır.
11. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilerek onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
1. Davalı vekilinin manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının 6100 sayılı Kanun'un 352/1-b maddesi uyarınca miktardan REDDİNE,
2. Davalı vekilinin maddi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazları yönünden; temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi Kararının; A) Karar başlık ve içeriğinde yer alan "... Denizcilik Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti." unvanlarının silinerek yerlerine gelmek üzere "..." unvanlarının yazılmasına, aynı zamanda bu şirketi temsilen "Tasfiye Memuru; ... " isminin yazılmasına,
B) Karar gerekçesinde.
"Somut olayda davacıların mirasçısı ... 'nun 19.05.2012 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle vefat ettiği, iş kazasının meydana gelmesinde davalının iş hukuku bakımından çalıştıranın sorumluluğu esas alınarak toplamda %100 oranında kusurunun bulunduğu anlaşılmakla 15.07.2018 tarihli hesap bilirkişi raporunda hesaplanan maddi tazminata ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur" kısmının silinerek yerine "Somut olayda davacılar desteği ... sigortalı ... 'nun 19.05.2012 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle vefat ettiği,
iş kazasının meydana gelmesinde ... sigortalının kusurunun bulunmadığı ve iş sağlığı ve güvenliği kapsamında tespit olunan %100 oranındaki kusurdan davalı işverenin, destekten yoksun kalan davacılara karşı müteselsilen sorumlu olduğu kusur oran ve aidiyetinin davalı ile sorumluluğu bulunanlar arasında ileride açılması imkanı bulunan rücu davasında tartışılarak sonuca bağlanmasının mümkün olması nedeniyle dosya kapsamındaki kusur raporuna itibar edilmek,
bu doğrultuda 15.07.2018 tarihli kök hesap bilirkişi raporuna itirazlar nedeniyle alınan 15.01.2019 tarihli hesap raporu gözetilerek davacı eş ... ve ... lehlerine artırılan talepler de dikkate alınarak maddi tazminat alacaklarına hükmedilmiş, çocuk ...'ün tazminat alacağının SGK ödemeleri ile karşılanması, diğer çocuklar ... ve ...'ın ise destekten yararlandıklarının ispat edilememiş olması nedeniyle maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur" ifadelerinin yazılmak suretiyle hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
3.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/7627, K. 2024/10370, 5 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama