KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/10521 E., 2024/13631 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/551 E., 2024/328 K.
Karar Metni
1.727 kelime·9 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasında Mahkemede görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 24.12.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... geldi. Davacı adına gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; iş kazası nedeniyle müvekkilinin sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın davalı kusurundan kaynaklandığını ileri sürerek 332.135,48 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemesinin 28.08.2015 tarihli ilk kararıyla; davacı lehine 321.169,32 TL maddi, 7.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Anılan karara karşı davalı vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay( Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 27.11.2017 tarih, 2016/16252 Esas, 2017/9713 Karar sayılı kararı ile sair temyiz itirazları incelenmeksizin mahkeme kararının davacının tespit edilen sürekli iş göremezlik oranları arasında açık çelişki bulunduğu, raporlar arasındaki bu çelişki giderilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçeleri ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen 10.02.2021 tarihli kararla davacının iş kazası nedeniyle %100 oranında ve bir başkasının bakımına muhtaç kalacak şekilde sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının %25, ihbar olunan ve kusur raporunda asıl işveren olarak nitelendirilen bina müteahhidi ...'nın %25, davalı işveren şirketin alt işveren olarak %50 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacı lehine 321.169,32 TL maddi, 7.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin 10.02.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemiz'in 21.06.2022 tarih, 2018/204 Esas, 2021/133 Karar sayılı kararı ile kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin karar verilmesinin yerinde olmadığından bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 11.06.2024 tarihli kararla davacının %25, ihbar olunan ve kusur raporunda asıl işveren olarak nitelendirilen bina müteahhidi ...'nın %25, davalı işveren şirketin alt işveren olarak %50 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacı lehine 321.169,32 TL maddi, 7.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığı hususunun ve zamanaşımı süresinin Mahkemece re’sen gözetilmesi gerektiğini, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olacağını, kazanın meydana gelmesinde davacının tam kusurlu olduğunu, davacının altı ay süreyle eğitim aldığını, kendisine koruyucu donanımların verildiğini, evlilik sonrası yaşadığı stres nedeniyle dalgınlaştığını, Sosyal Güvenlik Kurumu’na verdiği dilekçede olayda yalnızca kendisinin kusurlu olduğunu beyan ettiğini,
yine davacının Sosyal Güvenlik Kurumu Giresun İl Müdürlüğü’ne verdiği dilekçede de kazanın tamamen kendi tedbirsiz ve dikkatsiz davranışları sonucu meydana geldiğini kabul ettiğini, bu beyanların aksinin düşünülemeyeceğini, davacının kendi beyanıyla da sabit olduğu üzere işverenin gerekli eğitimi verdiğini, iş güvenliği malzemelerini teslim ettiğini ve iş yerinde güvenliğe ilişkin önlemleri aldığını, asansör kapısını kapatarak anahtarını yalnızca davacı ve diğer uzman personele verdiğini, davacının ailevi sorunlarını işverenle paylaşmadığını ve psikolojik destek almadığını,
olay günü de tanık ...’nün tüm uyarılarına rağmen rahatsızlığını işverene bildirmediği gibi doktora da gitmediğini, bu hâliyle işverenin kusurunun bulunmadığını, İlk Derece Mahkemesi’nin karar vermeye elverişli olmayan kusur, maluliyet ve hesap raporlarına dayanarak hüküm kurduğunu, dosyada çelişkileri gidermek amacıyla alınan raporun eksik inceleme ve araştırmayla düzenlendiğini, bu hâliyle raporun hükme esas alınamayacağını, ayrıca başkaca araştırma yapılmaksızın Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurul raporuna itibar edilmesinin hatalı olduğunu, kurulda yalnızca bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı bulunduğunu,
raporlar arasındaki çelişkinin giderilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, kazanın meydana geldiği tarihin 2009 yılı olduğunu, aradan geçen sürede ortaya çıkan zarar ile illiyet bağının bulunup bulunmadığının ve davacının kusuruyla mevcut durumun ağırlaştırılıp ağırlaştırılmadığının tespit edilmesi gerektiğini, davacının kusuruyla ağırlaşan sonuçlardan dolayı işverenin sorumlu tutulamayacağını, T.C.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan inceleme raporunun dikkate alınmadığını, olay yerinde yapılan inceleme ve tanık anlatımları sonucu hazırlanan iş müfettişi raporunun içeriği dikkate alınmaksızın düzenlenen kusur raporuna dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, kusur oranları arasında çelişki bulunduğunu, bu çelişki giderilmeden karar verildiğini, ayrıca T.C.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu’nun 26.10.2010 tarihli ve MA/89 sayılı raporunda işverenin %25 oranında kusurlu bulunduğunu, bu rapora davacı tarafından itiraz edilmediğini ve iptali yönünde dava açılmadığını, bu nedenle işveren lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu, hesaplamanın da bu kusur oranı esas alınarak yapılması gerektiğini, İlk Derece Mahkemesi’nin, Giresun Prof. Dr. ...
Devlet Hastanesi’nin 20.12.2010 tarihli heyet raporunda davacının maluliyet oranı %80 olarak belirlenmiş ve bu oran üzerinden maluliyet aylığı bağlanmış olmasına rağmen, Adli Tıp Kurumu raporunda maluliyet oranının %100 olarak belirlendiğini, bu iki rapor arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulduğunu, davacının dava dilekçesinde de %80 oranında malul olduğunu kabul ettiğini, bu oran bakımından usuli kazanılmış hak oluştuğunu, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada davacının bakiye ömrünün fazla belirlendiğini, emeklilik yaşı olan 55 yaşının dikkate alınmadığını,
kaza geçirmemiş olması hâlinde davacının 55 yaşında emekli olacağı ve emekli maaşı ile geçineceği gerekçesiyle, hesaplamanın emekli yaşı dikkate alınarak yapılması gerektiğini, yerel mahkemenin, davalı tarafından davacıya yapılan ödemeleri tazminat hesabından düşmeden karar verdiğini, oysa davacının 06.08.2009 - 22.12.2011 tarihleri arasında çalıştığını ve ücret aldığını, bunun dışında da para verildiğini, SGK kayıtları ve maaş bordroları dikkate alınmadan karar verildiğini, bu ödemelerin tazminattan tenzil edilmesi gerektiğini, hesaplamada İPSD yerine TPSD’nin esas alınması gerektiğini,
karar tarihine yakın Ağustos 2015 itibarıyla davacının almakta olduğu maluliyet aylığı dikkate alınarak peşin sermaye değerinin hesaplanması gerektiğini, yerel mahkemenin SGK’dan karar tarihine yakın TPSD’yi sormadan hüküm kurduğunu, bu hâliyle kararın yasa ve yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, davacı lehine fazla vekâlet ücretine hükmedildiğini, Bulancak Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin 2012/329 Esas, 2015/280 Karar sayılı ilamının temyiz edilmemiş olması nedeniyle bu ilamda kazanılmış olan sınırların aşılmaması gerektiğini, anılan kararda maddi tazminat için 24.670,16 TL,
manevi tazminat için ise 1.500,00 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini, bu sınırın üzerinde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin delil listesinde yer almasına rağmen yemin delilini dikkate almadığını, bu nedenle hükmün hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından, davacının ... tahsis numaralı dosyadan maluliyet aylığı aldığı, bu nedenle iş kazası sürekli iş göremezlik gelirinin yarısının ödendiği, davacının ne zamandan beri maluliyet aylığı aldığına ilişkin dosya kapsamında bilgi bulunmadığı, davalı tarafın aşamalarda ücret ödeme belgeleri sunduğu, belgelere göre davacıya kaza tarihinden Ocak 2012 tarihine kadar çalışma karşılığı olmayan ücret ödenmeye devam edildiği,
davacının kardeşi ...'un 22.03.2013 tarihli ifadesinde “Abim kaza geçirdikten sonra ilk önce bir süre Giresun’da hastanede kaldı, davalı işveren bu kaza tarihinden itibaren yaklaşık 1,5 sene 600,00 TL maaş verdi. “ diyerek bu hususu doğruladığı, davacı vekilinin bu ödeme iddiasına karşı 12.06.2015 tarihli celsede ödemelerin yapılmadığına ilişkin bir itiraz ileri sürmediği ödemelerin talep ettikleri tazminat ile ilgisinin olmadığını beyan ettiği, mahkeme gerekçeli karar başlığında davalının ticaret ünvanının eksik yazıldığı anlaşılmaktadır.
İş kazasına maruz kalan sigortalının maddi tazminat miktarı, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşur.
Pasif dönem, sigortalının aktif çalışma döneminin sona ereceği, bir başka anlatımla emeklilik döneminin başlayacağının varsayıldığı tarihten itibaren, muhtemel bakiye ömrü sonuna kadar devam edecek olan dönemi ifade eder. Pasif dönem hesabı varsayıma dayalı olarak yapılmaktadır. Bunun nedeni, sigortalı çalışanların mevzuat hükümlerine göre emekli olabilecekleri yaşın esas alınmasıdır.
Gerçekte bu tür tazminat davalarında zarar hesabında varsayımlara göre sonuca gidilmesi bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Pasif dönemin de her sigortalının koşullarına göre hangi tarihte başlayacağı ayrı ayrı tespit edilebilir ve buna göre hesap yapılabilir ise de henüz böyle bir uygulama bulunmamaktadır.
Eğer, dava sırasında sigortalının fiilen pasif döneme girdiği tarih anlaşılabiliyor ise artık varsayıma dayalı hesap yapılmaz, aktif dönem zararının belli olan bu tarihe kadar hesaplanması gerekir. Zira bilinen durum varken ihtimale göre hesap yapılması doğru değildir.
Öte yandan davacının fiili çalışması bulunmadığı halde, davalı işverenin olay tarihinden itibaren 2012 Ocak ayına kadar ücret adı altında düzenli olarak davacıya ödemelerde bulunduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık yapılan bu ödemelerin ifa amaçlı olup olmadığına ilişkindir.
Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre tazminat alacaklısına ifa amacıyla yapılan ödemelerin hesaplanan maddi zarar tutarından indirilmesi gerektiği açıktır.
Ayrıca 5510 sayılı Kanun'un 54. maddesi uyarınca; hesaplanan maddi zarar tutarından indirilmesi gereken ilk peşin sermaye değeri tutarı belirlenirken, tutar gelirin başladığı tarih itibariyle 5510 sayılı Kanun'un 54. maddesi uyarınca indirilmiş hâli üzerinden hesaplanan ilk peşin sermaye değerli gelir miktarına, indirme tarihine kadar yapılan fiili ödeme miktarının yarısı da eklenmesi suretiyle belirlenmelidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle somut olayda, davacı kazalının malulen de olsa emekli olduğu belli olduğuna göre, davacının aktif dönem sonunun, emeklilik tarihi olduğu, bu tarihten sonrasının davacı için artık pasif dönem olarak kabul edilmesi gerektiğinin ve pasif dönem ücretinin asgari geçim indirimsiz asgari ücret olduğunun gözardı edilmesi, hesaplanan zarar tutarından tenzil edilmesi gereken ilk peşin sermaye tutarı belirlenirken 5510 sayılı Kanun'un 54. maddesinin gözetilmemesi, çalışma karşılığı olmayan ücret ödemelerinin ifaya yönelik ödemeler olup olmadığı noktasında bir değerlendirme yapılmadan sonuca gidilmesi, gerekçeli karar başlığında davalı şirketin ticaret ünvanının eksik gösterilmesi yerinde görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş, davacının maluliyet aylığı almaya başladığı tarihi belirledikten sonra yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmeksizin 04.05.2015 tarihli hesap raporundaki gibi kabul edilmesi gerektiğini gözeterek yeni bir hesap raporu almak, davacının maddi zararlarını bu şekilde belirlemek, usuli kazanılmış hakları da göz önünde bulundurmak suretiyle çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/10521, K. 2024/13631, 24 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama