KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/10564 E., 2024/10759 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Kasım 2024
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/530 E., 2024/153 K.
Karar Metni
811 kelime·4 dk okuma·10 bölüm
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı, davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının 10.11.1998 ile 14.10.2010 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı çalışmaların tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının müvekkil iş yerinde çalışması olmadığını belirterek; haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.04.2019 tarihli kararı ile fiili ve gerçek çalışma olgusunun ortaya konulamaması gerekçeleriyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.12.2021 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, "...Eldeki davada, yukarıda izah edilenler kapsamında, davacının bildirimleri, vakıf bünyesinden yapılmış ise de tanık beyanlarından vakıf dışındaki kurumlara da hizmet ettiğinin anlaşılması, karşılığında da vakıftan ayni ve nakdi yardım alındığının dosya içeriğinden belirlenmesinden dolayı bu yardımların hizmet karşılığı olup olmadığı; davacının tespit edilecek işverene bağlı olarak bir çalışmasının bulunup bulunmadığı araştırılarak; varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmeli iken eksik inceleme ve araştırma ile karar tesisi yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, davacının 21.01.2008 – 14.10.2008 tarih aralığında 213 gün bildirimi, 16.01.2009 – 14.10.2009 tarih aralığında 270 gün bildirimi, 15.01.2010 ile 14.10.2010 tarih aralığında 270 gün bildirimi davalı işveren nezdinde olmakla; eksik gün bildiriminde esas alınan; davacı tarafından imzalanan puantaj kayıtlarının varlığı karşısında; puantaj kayıtlarına göre bildirim yapılan dönemler yönünden Mahkeme kararı yerindedir..." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacının davalı ... işyerinde 10.11.1998-20.01.2008 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine dair karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kararın kaldırılarak, tümden kabule dair karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.
Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
Öte yandan 506 sayılı Kanun'un 79/10. maddesi hükmüne göre Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde. Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
İnceleme konusu eldeki davada, davacı 10.11.1998 - 14.10.2010 tarihleri arasında çalıştığının tespitini istemiş; Mahkemece davanın kısmen kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de hüküm eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalıdır. Somut olayda davacının en son çalışması 14.10.2010 tarihinde sona ermiş olup dava 28.04.2017 tarihinde açılmış olup davalı nezdinde çalışmalarının 21.01.2008 tarihi itibari ile başladığı görülmekle bildirim öncesi çalışma dönemi yönünden hak düşürücü sürenin geçtiği belirgin olup bu kısım yönünden hak düşürücü sürenin göz önünde tutularak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/10564, K. 2024/10759, 11 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama