KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/13040 E., 2024/13659 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/288 E., 2023/424 K.
- Karar
- Kısmen Kabul
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 25. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2016/755 E., 2022/688 K.
Karar Metni
3.720 kelime·19 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklı tazminat istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar, ... ... Enerji Üretim A.Ş. ve ... ... istinaf başvurularının, esastan reddine davalı ... Kum Çakıl Tic. ve San. A.Ş. ve ... Madencilik İnşaat ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti. yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ... ... Enerji Üretim A.Ş, ... Madencilik İnşaat ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti ile katılma yoluyla davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle yapılan ön incelemede tespit edilen noksanların ikmali için dosya geri çevrilmiş, geri çevirme üzerine dosya Dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacılar vekili asıl dosyanın dava dilekçesinde özetle "... ... ... 'ın üst işveren olan ... ... Enerji Üretim Anonim Şirketinin termik santralinde Bolu ... oğlu köyü içinde bulunan hafriyat döküm sahasında alt işveren olan ... Madencilik İnşaat ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd.
Şti.'nin işini ifa sırasında, şoför olan ... ...'ın ... plakalı kamyonu kullanırken manevra yapması sırasında 29.02.2016 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, iş kazası sonucunda vefat etmesinden dolayı geriye 1960 doğumlu eşi ..., 1992 doğumlu oğlu ... ve 1985 doğumlu ...'ın kaldığını, söz konusu olayın gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle meydana geldiğini belirterek,
şimdilik müvekkili ... için 1.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın, müvekkili ... için 1.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın ve müvekkili ... için 1.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın faizleriyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini" dava ve talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini eş yönünden 100.158,20 TL'ye artırmıştır.
2. Davacılar vekili birleşen dava dosyasında ise asıl davada talep harici kalan eş lehine 257.064,13 TL'nin davalılar ... ... Enerji Üretim A.Ş. ve ... Madencilik İnş. ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti. ile ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... ... EÜAŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılar vekilinin tazminat talebine dayanak teşkil eden iş kazası ... işçinin ağır kusuruyla meydana geldiğinden kaza ile müvekkil şirketin yürüttüğü iş arasındaki illiyet bağının kesildiğini, meydana gelen kazanın tamamen ... işçinin kusurundan, tedbirsiz ve dikkatsizliğinden meydana geldiğini, dolayısıyla müvekkil şirketin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, işbu davaya konu kazanın oluş şekli incelendiğinde işçinin davalı işyerinde iş kazasına uğraması ile illiyet bağı kurulabilecek herhangi bir işveren kusur ya da eyleminin olmadığını, bir olayın iş kazası sayılmasının Sosyal Sigortalar Kanunu bakımından sonuçları ile işveren aleyhine açılan tazminat davası bakımından sonuçları aynı olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin yetkili olmadığını, müvekkilinin kusuru olmadığını, tazminat alacakları sigortadan karşılanacağından maddi istemlerin öncelikle buradan karşılanmasını, davacıların yaşları itibariyle destekten yararlanmadıklarını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
3. Davalı ... Madencilik ve ... Kum ve Çakıl Şirketleri ortak vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkili Mahkemede açılmadığını, ... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin yetkili olduğunu, sigorta şirketlerinin teminatı kapsamında sigorta şirketlerine davanın ihbarını, davacının en son ücretinin 1.282,50 TL olduğunu, İSG kapsamında her türlü önlemin alındığını, zararın SGK’dan karşılanabileceğinden davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında özetle; olayın, davalı asıl işveren ... Enerji Üretim A.Ş., alt işveren ... Madencilik İnşaat ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd.
Şti. unvanlı işyerinde çalışan ... ... ’ın, 29.02.2016 günü döküm sahasında kamyonlara döküm yeri gösterirken ...’ın sevk ve idare ettiği ... plakalı kamyonun geri manevra yaptığı sırada kamyonun altında ezilerek vefat etmesi şeklinde gerçekleşmiş olduğu, olayın iş kazası olduğu, davalı asıl işveren ... Enerji Üretim A.Ş. ve alt işveren ... Madencilik İnşaat ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti.’nin %90 oranında kusurlu olduğu, ... Kum Çakıl Tic. ve San.
A.Ş.’nin olayla illiyetinin bulunmadığı, ibraz olunan hesap raporunda hak sahiplerinin hak kazandığı tazminat tutarlarının belirlendiği, davalılar tarafından davacı hak sahiplerine ödeme yapıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgenin mevcut olmadığı, 16.09.2022 tarihli bilirkişi tarafından yapılan hesaplamaya itibar edilerek belirlenen 357.222,23 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı eş ...'e verilmesine, çocukların destekten çıkmış olmaları nedeniyle maddi tazminat istemlerinin reddine karar verildiği,
manevi tazminat yönünden ise tarafların kusur durumları ve yargı kararlarındaki ilkeler gözetilerek davacılar için ayrı ayrı 40.000,00'er TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği, tavzih şerhiyle, asıl ve birleşen davalarda istemlerin ayrı ayrı hüküm altına alınması yönünden karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde davalı ... Kum Çakıl Tic. ve San.
A.Ş. yönünden illiyet bağı bulunmadığı tespit edilmekle beraber, hüküm fıkrasında anılan davalının sorumlu tutulmasının hatalı olduğu, bu davalı yönünden husumetten ret kararı verilmesi gerektiği, tarafların kusur oran ve aidiyetine yönelik istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, maddi tazminat hesabında zorunlu ferdi kaza sigorta poliçesi kapsamında davacı ...'e sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin mahsubu gerektiğinden bu yöndeki davalı itirazlarının yerinde olduğu, öte yandan asıl ve birleşen davadaki talepler yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği halde birleştirmek suretiyle hüküm kurulmasının hatalı olduğu,
yeniden hesap raporu alınmasını gerektiren bir durumun ise mevcut olmadığı, manevi tazminat miktarlarının yerinde olduğu, tavzih kararı ile kararı değiştirici mahiyette karar verilmesinin de hatalı olduğuna dair gerekçelere işaretle;
"A-Davacılar vekili ile davalılar ... ... ve ... ... Enerji Üretim A.Ş. vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine,
B-Davalılar ... Kum Çakıl ... A.Ş. ile ... Madencilik... Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurusunun her bir davalı yönünden ayrı ayrı kabulüne,
C-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1,b-2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
D-Asıl Dava Yönünden; 1-Davalı ... Kum Çakıl... A.Ş. yönünden açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine,
2-Davacı ... lehine 100.158,29 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ... Enerji Üretim A.Ş., ... Madencilik İnşaat... Ltd. Şti. ve ... ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine,
3-Davacılar ... ve ... tarafından açılan maddi tazminat davasının reddine,
4-Davacı ... lehine 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ... Enerji Üretim A.Ş., ... Madencilik İnşaat... Ltd. Şti. ve ... ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine,
5-Davacı ... lehine 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ... Enerji Üretim A.Ş., ... Madencilik İnşaat... Ltd. Şti. ve ... ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine,
6-Davacı ... lehine 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ... Enerji Üretim A.Ş., ... Madencilik İnşaat... Ltd. Şti. ve ... ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine," dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; asgari ücret kamu düzeni ile ilgili olduğundan davanın her aşamasında uygulanması zorunlu olup, bozmadan sonra dahi asgari ücrette artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerektiğini, davalı ...
Şirketi vekilinin temyizine cevapla; temyizlerin yerinde olmadığını istinaf kararında müvekkil ...'a sigorta şirketi tarafından ödenen 37.500,00-TL'nin hükmedilecek maddi tazminattan mahsup edilmesi gerektiği belirtilmiş ve buna uygun olarak birleşen dava yönünden hükmedilen maddi tazminat tutarından mahsup edilerek hüküm kurulduğu,
nitekim birleşen dava yönünden 257.064,13-TL maddi tazminat hesaplaması yapılmış olup sigorta şirketinin ödemiş olduğu 37.500,00-TL bu tutardan mahsup edilerek 219.564,13-TL maddi tazminata hükmedildiğini, dolayısıyla davalı ... tarafından mahsup edilmediği belirtilmişse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını beyanla iş temyiz itirazlarının reddini talep etmiştir.
2. Davalı ... ... Enerji Üretim A.Ş. vekili ile ... Madencilik İnşaat ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd.
Şti. vekilinin benzer mahiyetteki temyiz itirazlarında özetle; sigorta ödemesinden yapılan ödemenin mahsubu noktasında gerekçe ile hüküm arasında çelişki olduğu, kusur noktasından yapılan incelemenin hatalı olup manevracı olarak çalışan sigortalının kendi kusuru ile illiyet bağının kesildiğini sigortalının kör noktada bulunması nedeniyle alınabilecek önlem olmadığını, SGK tarafından açılan rücu davasında kusur noktasında inceleme yapan Bölge Adliye Mahkemesinin ceza dosyasındaki kusur raporuna işaretle kararı kaldırdığını,
maddi tazminatın tespiti noktasında usuli kazanılmış hakkın ihlal edildiğii davacı vekilinin 01.04.2021 tarihli ıslah dilekçesinde "Öncelikle bu bilirkişi raporuna bir itirazı olmadığını, rapor doğrultusunda davamızın kabulüne karar verilsin" beyan ettikten sonra Mahkemece bu beyan aşılarak hazırlanan 13.09.2022 tarihli ek raporda 357.617,43.TL'lik hesaba itibarla açılan ek davayı kapsar mahiyette hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın ise fahiş miktarda olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
a) Kusur oran ve aidiyetleri yönünden yapılan temyiz incelemesinde; 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu ... zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama ... güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
6.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten ... tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.
7.Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.
8.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.
9.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."
10.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
11.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
12.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" aynı Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir.
14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında.
"İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında.
"İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan ... sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden ... sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
16.6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
18.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
19. Somut olayda dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelere göre; davalı ... ... Enerji Üretim A.Ş.’nin ... ilçesinde kurulu bulunan termik santralini işlettiği ve ... kömür sahasında dekapaj ve nakliyat işlerini sözleşme ile ... Madencilik İnşaat ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti.'ye verdiği, ... ... ... ’ın anılan bu davalı şirketi işçisi manevracı olarak çalıştığı esnada 29.02.2016 günü hafriyat döküm sahasında kamyonlara döküm yeri gösterirken davalı ...’ın sevk ve idare ettiği ... plakalı kamyona manevra yaptırmak üzere bu kamyonun arkasında bulunduğu sırada araç altında kalarak vefat ettiği anlaşılmıştır.
20. Davaya konu olay SGK Müfettişi tarafından düzenlenen raporda iş kazası olarak tanımlanmış olup,... ... Şirketine asıl işveren olarak %30, ... Madencilik Şirketine alt işveren olarak %50, kamyon şoförü ...'a ise 3. kişi olarak %15 oranında kusur verilirken, sigoralıya %5 oranında müterafik kusur verildiği, SGK tarafından aynı olayla ilgili açıldığı anlaşılan rücu davasında verilen kararın Bölge Adliye Mahkemesince; "ceza davasında mahkumiyetine karar verilen 3. kişi ... ...
Durlu yönünden değerlendirme bulunmadığı, ceza davasında alınan raporlarda ise asli ve tali kusurlar yönünden farklı değerlendirme yapıldığı, ceza davasının hükme esas aldığı 27.05.2018 tarihli kusur raporunda ise Kurum sigortalısı ve davalı ... ...'ın asli kusurlu, ... ...
Durlu'nun tali kusurlu kabul edildiği, İlk Derece Mahkemesince tarafların kusuru yöntemince belirlenmeksizin hüküm kurulduğu" gerekçelerine işaretle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderildiği UYAP kayıtlarına göre anılan dosyanın ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/243 Esasında derdest olduğu, aynı olayla ilgili ceza dava dosyasının ise ...
Asliye Ceza Mahkemesinde bulunduğu, anılan dosyada alındığı anlaşılan 27.05.2018 tarihli kusur raporunda müteveffanın asli kusurlu, sanık şoför ...'ın asli kusurlu, sanık şantiye şefi ... ... Durlu'nun tali kusurlu olduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır.
21. İşbu temyize konu dava dosyasında ise hükme esas alınan 06.08.2019 tarihli kök ve 13.01.2020 tarihli ek raporlarda davalı ... ... EÜAŞ'ın asıl işveren olarak %30, ... Madencilik Şirketinin alt işveren olarak %55, kamyon şoförü ...'ın % kazalı sigortalının ise %10 oranında müterafik kusurlu olduğu, davalı ... Kum Çakıl Şirketinin ise olayla irtibatının tespit edilemediği belirtilmiştir.
22. Bu açıklamalar doğrultusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74 üncü maddesi kapsamında hukuk yargılaması yapan hâkim, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı ile bağlı olmamakla beraber o dava dosyası kapsamında tespit edilen delillere dayalı maddi olguların bağlayıcı olduğu Yargıtayın kökleşmiş içtihatlarındandır. Aynı şekilde SGK tarafından açılan rücu dava dosyaları ise sigortalı veya hak sahipleri tarafından açılan tazminat davaları açısından kesin delil mahiyetinde olmayıp kuvvetli delil olmakla bu dosyalarda verilen kusur oran ve aidiyetlerinin önemi bulunmaktadır.
23. O halde gerek ceza dosyası gerek rücu dosyasındaki deliller ile dosya kapsamında toplanan deliller değerlendirilip, sigortalının olayın gerçekleşmesinde asli kusurunun bulunduğuna dair tespit ve iddiaları karşılar mahiyette ve çelişkileri giderecek surette rapor alınması için dosyanın alanında uzman A sınıf iş güvenliği uzmanlarından teşkil edilecek heyete tevdi edilerek kusur oran ve aidiyetlerinin tespitinin sağlanması gerekmektedir. b) Hesap raporunda usuli kazanılmış hak yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
1.6100 sayılı HMK'nın 266 ncı maddesine göre mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.
(Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.
Aynı Kanun'un 281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle: 22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak,
bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır.
2. Bilindiği üzere HMK'nın 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan usul ekonomisi ilkesine göre de hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E. - 2021/111 K. sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi "Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir. (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)"
4. Somut olayda davacıların destekten yoksunluk tazminat alacaklarının tespiti için hesap bilirkişiden alınan 29.03.2021 tarihli raporda asgari ücretin 1,19 ve 1,17 katı düzeyindeki ücretler üzerinden seçenekli hesap yapıldığı, davacı vekilinin maddi tazminat alacağını 1,17 kat üzerinden yapılan hesaba göre 01.04.2021 tarihli dilekçesiyle davacı eş ... yönünden 100.158,20 TL'ye artırdığı ne var ki davalıların itirazlarını karşılamak üzere alınan 15.09.2022 tarihli ek raporda gerek bakiye ömür tablosu değişikliği,
gerek işlemiş devre tarihinin ileri çekilmesinden kaynaklı davacı lehine artırım yapılmak suretiyle aynı kat düzeyine denk gelen maddi tazminat alacağının 357.222,33 TL olarak tespit edildiği, davacı vekilinin de bu sefer davacı eş ... için ek bir dava açmak sureti ile asıl davada talep harici kalan 257.064,13 TL'nin de hüküm atlına alınmasını talep etmiş ve Mahkemece verilen son kararda da iş bu ek dava da kısmen kabul edilecek şekilde karar verilmiş ise de açıklandığı üzere davacı vekilinin 29.03.2021 tarihli rapora itiraz etmemekle davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu açıktır.
5. O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan şekilde kusur oran ve aidiyeti belirlendikten sonra, maddi tazminat alacağının hesabı açısından da tespit edilecek kusurun usuli kazanılmış haklara göre 29.03.2021 tarihli rapora uygulamak, suretiyle maddi tazminat alacaklarını hesap ettirmek, öte yandan kararın davalı ... tarafından temyiz edilmemiş sayılmış olması nedeniyle davacının iş bu davalı aleyhine elde ettiği usuli kazanılmış ... gözeterek davalıların tazminatlardan sorumlulukları ile ilgili bir karar vermekten ibarettir.
C) Usul yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
1.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı ferdi kaza sigortasından yapılan ödemenin mahsubunu davalılardan ...
Madencilik Şirketi istinafa getirdiği halde işbu istinaf sebebinin bütün davalılarca istinafa getirildiği sonucu doğacak şekilde maddi tazminat alacağından tenzilde tüm davalılar lehine maddi tazminat alacağının azaltılarak hüküm kurulması hatalı ise de davacılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı olmadığından aleyhe bozma yasağı kapsamında bu husus bozma sebebi yapılmamakla beraber, kurulan maddi tazminat hükmünün sonucu itibariyle davalılardan ...
EÜAŞ ile ... lehlerine olmasına karşın, anılan davalıların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi, ayrıca kararın gerekçesinde anılan ödemenin mahsup edilmesi gerektiğine işaret edilmekle beraber tazminat miktarı olarak tenzil edilmeyen miktarın hüküm altına alındığı şeklinde ifadelere yer verilerek çelişki oluşturulması da usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
2.Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
3. O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, bozma sebeplerine göre davacı vekilinin ve davalıların sair temyiz itirazları bu aşamada incelelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; 1. Davalılar ve katılma yoluyla davacılar vekillerince temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/13040, K. 2024/13659, 24 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama