KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/14565 E., 2024/13797 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/847 E., 2024/747 K.
- İlk derece mahkemesi
- Şanlıurfa 1. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/160 E., 2021/290 K.
Karar Metni
1.597 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının ...
Atolyesi ünvanlı iş yerinde 10.12.1985 tarihinde işe alındığını, bu tarihte çalıştığı iş yerince işe giriş belgesinin Kuruma verildiğini, müvekkilinin söz konusu iş yerinde çalıştığının sabit olduğunu, ancak davalı Kurum 10.12.1985 tarihine dair dönem bordrosunun bulunmadığı gerekçesi ile müvekkilinin sigorta başlangıç tarihini 10.12.1985 olarak esas almadığını, Antalya SGK İl Müdürlüğü tarafından verilen 21.02.2017 tarihli yazıdan ve sigorta kayıtlarından anlaşılacağı üzere 1985 yılında işe girişinin bulunduğunu, müvekkilinin bahse konu iş yerinde 10.12.1985 tarihinde çalıştığını,
müvekkilinin işe başladığından itibaren yararlanması için SSK tarafından bir kart verildiğini, müvekkilinin bu sağlık kartı ile hastanelerde tedavi olduğunu, müvekkilini sigorta başlangıç tarihinin 10.12.1985 olarak tespit edilmesini talep etmiştir .
II. CEVAP
Davalı Kunum, cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulü ile davacının ... sigorta sicil numarasında kayıtlı davacı ...’in dava dışı ...’e ait ... sicil numaralı işyerinde 10.12.1985 tarihinde 1 gün süre ile mülga 506, 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında hizmet akdi ile çalıştığının tespitine, sigortalılık başlangıç tarihinin 01.01.1988 tarihi olarak kabulüne, aksine kurum işlemlerinin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile"... yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu;
davacının 10.12.1985 tarihli dava dışı ... isimli işyerinden sigortalı işe ilk giriş bildirgesinin varlığı, tanıkların davacı iddiasını teyit eden somut ve net anlatımları ile tüm dava dosyası kapsamı dikkate alınmak sureti ile davacının, davaya konu ...'e ait işyerinde 10.12.1985 tarihinde bir gün fiilen çalıştığı belirgin olup,
davacının 10.12.1985 18 yaşını doldurmadığı sonuç olarak davacının 10.12.1985 tarihinde fiilen çalıştığı ve sigortalılık başlangıç tarihinin 18 yaşını doldurduğu 01.01.1988 tarihi olduğu kabul edildiği ancak hüküm kısmında infazda tereddüt hasıl olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiştir...." gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulü ile ...
T.C. kimlik numaralı davacı ...'in dava dışı ...'e ait ... sicil numaralı ait işyerinde 10.12.1985 tarihinde 1 gün fiilen çalıştığının tespitine, ancak davacı 01.01.1970 doğumlu olmakla sigortalı hizmetinin başlangıç tarihi olarak 18 yaşını doldurduğu 01.01.1988 tarihinin kabul edilmesi gerektiğinin tespiti ile 18 yaşını ikmal ettiği 01.01.1988 tarihinden önceki çalışma süresinin 506 sayılı Kanun'un 60/G hükmü gereğince sadece prim ödeme gün sayısına dahil edilmesine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, açılan davanın haksız ve kötüniyetli olarak açıldığını, iş yerinde davacı adına verilmiş işe giriş bildirgesine, dönem bordrosunda adına rastlanılmadığını, davacı adına hiçbir bildirim kayıtlarında mevcut olmadığını, davacının çalışması aynı işverene bağlı olarak kesintisiz şekilde devam etmediğinden 5 yılı aşan hizmet tespiti talepleri hak düşürücü zamanaşımına uğradığını, davacının davasını ispat edemediğini, davacının iş yerinde tespiti istenen dönemlerde çalışmalarına delil olabilecek yazılı belgelerin aranması gerektiğini,
sadece tanık beyanları ile ispatının mümkün olmadığını, dinlenecek tanıkların bordroda ismi geçen aynı veya komşu iş yeri çalışanlarından güvenilir kişilerden resen seçilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, siorta başlangıcının tespiti istemine ilişkindir.
1. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 2, 3/II-B, 6, 108, 2089 sayılı Çırak Kalfa ve Ustalık Kanunu'nun 4, 5, 16. maddeleri, hükümleridir.
506 sayılı Kanun'un 108. maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, aynı Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrası kapsamında bir günlük çalışmanın belirlenmesi davasıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde saptanmalıdır.
506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.
Öte yandan aynı Kanun'un 3/II-B maddesinde, özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Bu kapsamda; sigortalı ile işveren arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ve sigortalının çırak olup olmadığı belirlenirken çalışma ilişkisi irdelenmeli, çıraklık sözleşmesinde akdi ilişkinin üstün niteliğinin çalışma yerine sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesi olduğu hususu gözetilmeli, sigortalının iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara eylemli olarak katılması ve meslek ve sanat eğitiminin ikinci plânda tutulması, bir başka anlatımla sigortalının emeğiyle iş yeri ve işverene katkıda bulunması durumlarında çıraklık ilişkisinin söz konusu olamayacağı benimsenmelidir.
05.07.1977 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2089 sayılı Çırak Kalfa ve Ustalık Kanunu'nun 4 . maddesi çırağı, “Bu Kanuna tabi bir sanatı, o sanat için düzenlenen teorik ve pratik öğrenim programına göre o iş yerinde öğrenmek amacı ile bir çıraklık sözleşmesi ile bir işyeri sahibinin hizmetine giren kimse...” olarak tanımlamıştır. Kanunu'nun 5. maddesine göre çırak olabilmek için 12 yaşından küçük, 18 yaşından büyük olmamak gerekir.
Kanun'un 16. maddesinde ise, işyeri sahibi veya temsilcisinin çırak adayını çalıştırmağa başlamadan önce velisi veya Kanuni mümessili ile üç örnek yazılı bir çıraklık sözleşmesi yapmaya mecbur olduğu, 20. maddesinde, sözleşmenin bir örneğinin Mahalli Çıraklık Eğitim Komitesine, derneğe kayıtlı ise ilgili derneğe veya odaya vermek ve sicil numarasını alarak sözleşmeye yazmak zorunda olduğu öngörülmüştür.
Çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; Ankara, 1977 Baskı, s;130).
2.Bu açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, davacı adına,...-oto karoseri ünvanlı işverenin ... sicil no.lu işyerinden 10.12.1985 tarihli işe giriş bildirgesi verildiği, 01.01.1970 doğumlu doğumlu davacının dava konusu dönemde 15 yaşında olduğu,işe giriş bildirgesinde işyerinin oto karoseri olduğu belirtilmekle birlikte gelen işyeri tescil bilgilerinde işyerinin demir doğrama profil mahiyetli olduğunun belirtildiği,işyerinin 20.01.1973-30.09.1988 tarihleri arasında kanun kapsamında olduğu, işyerinin 1985/1-3 arası dönem bordrolarının dosyaya geldiği, dava konusu 1985/3. döneminde 3 sigortalının bildirildiği,
bu sigortalılardan ...'ya ulaşılamadığı, ... ve ...'ın dinlendiği, her iki çalışanın da davacıyı hatırlamadıklarını beyan ettikleri, öte yandan davacı tanığı olarak işverenin oğlu ...,komşu işyeri olduğu belirtilen ... işyeri çalışanı ..., dava konusu işyerinde 1985/1 ve 2. dönem çalışması olan ... ile işyerinde çalışması olmayan davacının amcasının oğlu ... 'in dinlendiği, işveren adına vergi mükellefiyetinin 01.01.1960-01.01.1991 tarihleri arasında seyyar bölme ve metal üzerine asma tavan montaj işleri ile diğer doğrama tesisatı işleri alanında faaliyet yürütüldüğünün bildirildiği,
emniyet, SGK, vergi dairesi marifetiyle yapılan komşu işyeri araştırmasında komşu işyeri tespitinin yapılamadığı, belediye nezdinde komşu işyeri araştırmasının yapılmadığı, işe giriş bildirgesinde işyerinin oto karasör atölyesi olduğu belirtilirken işyeri tescil bilgilerinde demir doğrama işi olarak belirtildiği, tanık beyanlarında da bu hususun tam olarak açıklanmadığı, işyerinde yapılan işin ne olduğu, davacının ne iş yaptığı hususunun tam olarak aydınlatılmadığı, öte yandan davacının işyerinde yaptığı işin ne olduğu üretime mi bir sanat ve beceri öğrenmeye yönelik olup olmadığının araştırılmadığı,
tanık beyanlarının bu kapsamda alınmadığı, böylelikle davacının özellikle dava konusu dönemde çırak olarak çalışıp çalışmadığı hususu tam olarak açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
3.Buna göre Mahkemece, davacı adına verilen işe giriş bildirgesinde işyerinin oto karsorei atölyesi olarak işyeri tescil bilgilerinde ise demir doğrama profil olarak belirtildiği göz önüne alınarak öncelikle işyerinde yapılan işin niteliği tereddütsüz olarak tespit edilmeli, işin niteliği belirlendikten sonra, davacının da ayrıntılı beyanı alınarak işyerinde ne iş yaptığı, kimlerle birlikte çalıştığı hususu sorulmalı, özellikle dava konusu dönemde çırak olarak çalışıp çalışmadığı, bu kapsamda çıraklık sözleşmesi olup olmadığı,
bu dönemde teorik eğitiminin meslek eğitim merkezinde, pratiğine yönelik çalışmasının dava konusu işyerinde yapıp yapmadığı hususu davalı Kurumdan da çıraklık sözleşmesi olup olmadığı sorulmak suretiyle araştırılmalı, bozma öncesi dinlenen ...'in yanında çalıştığı ...
Korkmaz'ın dava konusu dönemde dava konusu işyerine komşu olup olmadığı vergi kaydı, belediye vasıtasıyla uzaklık mesafesi de tespit edilerek belirlenmeli, belediye marifetiyle de komşu işyeri araştırması yapılarak belirlenen komşu işyeri olması halinde vergi, çalışma kayıtları da getirtilerek işyerinde yapılan işlerin ne olduğu,davacının bu kapsamda hangi işleri yaptığı, yaptığı işlerin üretimin bir parçası mı yoksa meslek ve sanat öğrenimine yönelik mi olduğu, hususunda ayrıntılı beyanları alınmalı, böylelikle davacının işyerindeki çalışma ilişkisi aydınlatılarak,
iş yerinde davacının tam olarak hangi işleri yaptığı, davacının yaptığı işlerin üretimin bir parçası mı yoksa meslek ve sanat öğrenimine yönelik mi olduğu, iş yerinde işlerin davacının talep konusu dönemde yaşı itibariyle yapabileceği işlerden olup olmadığı, bu işleri yapma hususunda fiziksel ve psikolojik yetkinliğinin olup olmadığı,
bu işi yapmayı bu yaşta öğrenip öğrenemeyeceği, yaptığı işi ne kadarlık süre içinde öğrenebileceği belirlenmeli, komşu işyeri tespit edilememesi halinde tarafların beyanları alınarak dava konusu dönemde davacının çalışmasını bilebilecek olanlar da belirlenerek çalışma kayıtları getirtilerek yukarıda belirtilen hususlarında ayrıntılı beyanları alınmalı, dinlenen tanık beyanları arasında varsa çelişkiler giderilmeli,böylelikle toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/14565, K. 2024/13797, 25 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama