KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/14942 E., 2024/13630 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/105 E., 2022/279 K.
- Karar
- Kısmen Kabul
Karar Metni
1.966 kelime·10 dk okuma
Taraflar arasında mahkemede görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalılar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ... Şirketi ve sigorta şirketi yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili ile davalı ... Şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 04.06.2024 gün ve 2023/12184 Esas-2024/6295 Karar sayılı kararıyla Mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Davacılar vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde.
Mahkeme tarafından bozma öncesi 22.06.2016 tarihinde verilmiş olan ilk karara esas alınan 20.05.2015 tarihli hesap bilirkişi raporuna karşı müvekkilleri tarafından itiraz edildiğini, işbu yazılı itiraz dilekçesinde müvekkillerin tazminatın hesaplanma yöntemine ve murisin tazminat hesabına esas alınan ücretine ilişkin itirazlarını açıkça dosyaya sunduklarını, Mahkemenin 22.06.2016 tarihli bozma öncesi ilk kararına karşı temyiz başvurusu yapıldığını, açıkça tazminat hesabına ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna itiraz edildiğini,
bozma öncesi düzenlenen 20.05.2015 tarihli hesap bilirkişi raporunda yer alan tazminat tutarlarının kesinleşmesi ve/veya davalı ... İnşaat lehine usuli kazanılmış hak teşkil etmesinin mümkün olmadığını belirterek karar düzeltme taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...
Şirketi vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; müvekkili tarafından uzman görüşleri alındığını, anılan uzman görüşlerinin dosyaya ibraz edildiğini, dosyada mevcut hükme esas hesap ve kusur raporları ile uzman görüşlerinin birbiriyle bütünüyle zıt düşen tespitler içerdiklerini, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatları gereği işbu dosyadan yapılan hesaplamada bilinen devrenin 31.12.2022 'ye çekilmesinin kabul edilemeyeceğini, dosyada mübrez bozma öncesi düzenlenen 20.05.2015 tarihli bilirkişi raporunda bilinen dönemin sonu 31.12.2015 olduğunu,
bu rapora karşı davacılar vekilince salt ücretin tanık beyanlarına göre tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle duruşmada itiraz edilmiş, itirazların değerlendirildiği 25.12.2015 tarihli ikinci ek raporda itirazların reddedildiğini, davacılar vekilinin işbu raporun istihsalinden sonra davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiğini ve dosyanın bu kapsamda karara çıktığını, davacılar vekilince 2016 yılı asgari ücret verilerinin rapora yansıtılmadığı hususunun temyiz sebebi yapılmadığını,
uyulan bozma ilamında usuli müktesep hakların korunması gerektiği belirtildiğinden davalılar lehine oluşan usuli müktesep hak uyarınca bilinen dönemin 31.12.2015 tarihi itibariyle sabitlenmesi, başka bir deyişle bilinen dönemin 31.12.2022’ye çekilmemesi,
2015 yılından sonra asgari ücretteki artışların dosyadaki hesaplamalara yansıtılmaması gerektiğini, hükme dayanak edilen bilirkişi hesap raporunda bakiye ömrün yanlış tespit edildiğini, kendileri lehine oluşan usuli müktesep hak gereği TRH 2010 tablosunun işbu davada hesaplamalarda dikkate alınamayacağını, dosyada mübrez 25.12.2015 tarihli bilirkişi raporunda davacıların ömür sonunun PMF 1931 tablosuna göre tespit edildiğini, 25.12.2015 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan miktarlardan rücu edilebilen peşin sermaye değerinin tenzili sonucu ulaşılan miktarların üzerinde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu,
bozmaya konu ilamda ...’nin maddi tazminat alacağının 61.014,83 TL olarak hesaplandığı halde Mahkemece ... için ...
Çipli'nin hesaplanan maddi tazminat alacağının hüküm altına alındığını, bu hususun davacılar vekilince temyiz sebebi yapılmadığını, müteveffanın ücretinin Kuruma eksik bildirildiğine ilişkin dava dilekçesinde herhangi bir iddia olmadığını, bu sebeple de emsal ücret araştırması deliline dayanılmadığını, ... sendika üyesi olmadığı gibi müteveffanın ölmeden önce sigortaya bildirilen ücretleri konusunda işveren ile mutabık olunduğunun dosyadaki SGK tahkikat evrakında da tespit edildiğini, asgari ücret üzerinden hesap yapılması gerektiğini, anne ve babaya pay ayrılmasının hatalı olduğunu,
ayrılacaksa bile çocukların yarısı kadar ayrılması gerektiğini, anne ve babanın maddi tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, onlara gelir bağlanmadığını, iş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında azalan bir destek dağılımı benimsendiğini, bu yerleşik uygulamaya rağmen annenin gelirden çıkmasından sonra annenin payının babaya devrinin kabul edilemeyeceğini, bozma öncesi hesap raporunda bilirkişi tarafından çocuklar için 22 yaş ikmaline kadar hesap yapıldığını, bu hususun temyiz sebebi yapılmadığını, bu kapsamda itirazlarına konu raporda kız çocuklar için 22,
erkek çocuk için 18 yaş ikmaline kadar hesap yapılmasının usuli müktesep hakka aykırı olduğunu, tazminat hesabında davalılar lehine oluşan usuli müktesep hakka aykırı şekilde yılın 365 gün olduğunun kabulüne göre fazla tazminat hesabı yapılmasının kabul edilemeyeceğini, bozma öncesi istihsal edilen bilirkişi raporundaki gibi yılın 360 gün olduğunun kabulü ile aylık ücretler üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, bozma kararından önceki raporda kaza tarihindeki AGİ dahil ücretin 1.379,00 TL olduğu kabul edildiği halde dosyada mübrez son hesap raporunda kendileri lehine oluşan usuli müktesep hakka aykırı şekilde bu ücrete AGİ eklendiğini,
bilinen dönemin 2022 yılı sonuna çekileceğinin kabulü halinde, AGİ’li asgari ücret üzerinden katsayının uygulanmasının yanlış olduğunu, net asgari ücrete katsayı uygulandıktan sonra 2022 yılına kadar asgari geçim indirimi, 2022 yılında vergi istisnası eklenmesi gerektiğini, yine davacılar için hükmedilen maddi–manevi tazminattan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilecek yardım ve ikramiyelerin, bağlanacak gelir ve tahsis gelirlerin peşin sermaye değerlerinin, ... işçiye ve davacılara sağlanan her türlü gelir ve tahsislerin, ölüm nedeniyle tahakkuk edebilecek miras haklarının da mahsubu gerektiğini,
aynı şekilde ilk derece yargılamasında davalı olarak gösterilen Eureko Sigorta A.Ş.’den alınmış/alınacak sigorta bedeli ve davalıların davadan önce yapmış oldukları yardım ve ödedikleri öteki paraların da düşürülmesi gerektiğini, hükümde ilk bakışta belli olan yahut ilerde ortaya çıkabilecek hesap, varsayım hataları ve her türlü noksanlıklar sebebiyle dahi hükme karşı kendileri lehine bozma talebiyle temyiz yoluna başvurduklarını, ıslahın zamanaşımına uğradığını,
ıslah talep edilen alacaklar bakımından zamanaşımı def’inde bulunulmuşsa da Mahkemece işbu itirazlarının dikkat ve değerlendirmeye alınmadan zamanaşımına uğrayan alacaklar bakımından davacılar lehine, usul ve yasaya aykırı olarak hüküm kurulduğunu, davacıların ıslahının kabulü ile bozmaya uyulması sonrası dikkate alınması gereken usuli müktesep haklarının açıkça çiğnendiğini, bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırıldığını, 09.09.2021 tarihli heyet raporunu düzenleyen bilirkişi kurulunda yer alan bilirkişilerin uzmanlık alanlarına bakıldığında bilirkişilerden birinin alanının kimyagerlik olduğunun görüldüğünü,
olaydaki iş kolu ile kimyagerlik alanının herhangi bir ilgisi bulunmadığını, bu durumun tek başına Yargıtayın bozma kararında bahsettiği bilirkişilerin dava konusu kazaya dair iş kolunda uzman olması koşulunun gerçekleşmediğinin göstergesi olduğunu, raporun 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'na aykırı olduğunu, raporda delillerin ve beyanlarının dikkate alınmadığını, somut olayı gerçekliğe uygun biçimde aydınlatmaktan uzak bir rapor olduğunu, müvekkili şirket ile diğer davalı ...
Grup A.Ş’nin ortak ve yetkilileri hakkında dava konusu olay bakımından açılan ceza davasında beraat kararı verildiğini, bu karar dikkate alınmadan düzenlenen raporun hükme dayanak kılınmasının kabul edilemeyeceğini, rücu davasında hazırlanarak hükme esas edilen bilirkişi raporundaki kusur oranları ile eldeki dosyada hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen kusur oranları arasında fahiş çelişkiler bulunduğunu, mübayeneti giderecek biçimde rapor alınmadan hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, müvekkili ile davalılardan ... şirketi arasında bağıtlanan sözleşme uyarınca konduvi ve tünel beton, kalıp,
demir işlerinin tamamının anahtar teslim olarak davalılardan ... şirketine ihale edildiğini, ortada asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olmadığını, müvekkili şirketin de içinde yer aldığı adi ortaklık ile müteveffanın işvereni olan davalı ... Ltd. Şti. arasında akdedilen taşeron sözleşmesi incelendiğinde diğer davalı ... Ltd.
Şti.’nin işe ilişkin gerekli tüm emniyet ve tedbirleri almaya mecbur olduğunun ve istihdam ettiği işçinin iş kazası geçirmesi sonucunda bir zararın ortaya çıkması halinde müvekkiline husumet ve sorumluluk yüklenmesi ve bunun sonunda müvekkilinden tazminat ve alacak istenmesi dolayısıyla davalı ... Ltd.
Şti.’nin müvekkile karşı sorumlu bulunduğunun hüküm altına alındığı, müteveffanın ölümüne neden olan kazanın oluşumunda müvekkili şirkete atfı kabil kusur bulunmadığı halde bilirkişi heyeti tarafından müvekkil şirkete ve dahi müvekkilin içinde yer aldığı ortaklığa % 80 oranında kusur atfedilmesinin kesinlikle kabul edilemeyeceğini, Mahkemece bozma öncesi yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporunda ve bu rapora dayanılarak verilen kararda müvekkil şirkete herhangi bir kusur yüklenmediğini, bu hususun davacılar tarafından temyiz sebebi yapılmadığını, bozma kararına da gerekçe edilmediğini,
hal böyle iken müvekkili bakımından oluşan usuli müktesep hak gözetilmeden müvekkil ya da müvekkilin içinde bulunduğu ortaklık aleyhine % 80 kusur oranı belirlenmesinin yerinde olmadığını, her ne kadar müvekkilinin şantiyede çalışan işçilere karşı hiçbir sıfat ve/veya statü ile sorumluluğu bulunmasa ve de tüm bu sorumluluk ile yükümlülükler diğer davalı ... Ltd.
Şti.’ye ait olsa da müvekkilinin tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini ve mükellefiyetlerini yerine getirdiğini, rücu dosyasında hükme esas alınan kusur raporunda müvekkili şirket aleyhine -kabul anlamına gelmemek kaydıyla- sadece % 10 oranında kusur belirlenmişken işbu dosyadan aynı olaya dair düzenlenen raporda müvekkiline sekiz kat fazla kusur atfedilmesinin hiçbir gerekçe ile izahının mümkün bulunmadığını, 09.09.2021 tarihli raporda -... müvekkilinin işçisi olmadığı halde- müvekkil şirketin 2 ve 4 metre derinliğinde kanallar açtığı,
böylelikle önlem aldığı belirlenmesine karşın bu görüşler ile çelişir şekilde müvekkile ve/veya müvekkilin içinde bulunduğu ortaklığa %80 kusur verilmesinin kabul edilebilir olmadığını, davalı ... Ltd.
Şti. aleyhine belirlenen kusur oranının usul ve yasaya, dosya kapsamına, somut olayın gerçekliğine aykırı ve haksız şekilde düşük olduğunu, diğer davalılar bakımından da bilirkişi raporunda kusur oranı belirlemesi yapılmamasının hatalı olduğunu, Pirinçlik HES inşaatı projesi dolayısıyla davalılardan Eureko Sigorta A.Ş. ile İşveren Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi akdedildiğini, söz konusu poliçenin sigortalılarının ... Elek. Üretim San. ve Tic.
A.Ş. ve/veya tali müteahhit ve taşeronları olduğunu, müvekkili ve BGM Grup A.Ş.'nin, dava konusu işi davalılardan ... Elek. Üretim San. ve Tic. A.Ş.’den aldıklarından kendilerinden istenilen maddi/manevi tazminatların da sigorta kapsamında bulunduğunu, bu durumda davalılardan Eureko Sigorta A.Ş., davalı ... Elek. Üretim San. ve Tic.
A.Ş. ile akdettiği İşveren Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesindeki hükümler dolayısıyla dava konusu iş kazasından ... tazminat taleplerinden sorumlu olduğunu, buna rağmen işbu davada hükme esas bilirkişi raporunda davalılardan Eureko Sigorta A.Ş.’ye kusur oranı atfedilmemesinin Mahkemece de bu hatalı tespitin yerinde görülmesinin hukuka aykırı olduğunu, Mahkemece davanın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ...
Elektrik Üretim A.Ş. ve Eureko Sigorta A.Ş. yönünden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, 09.09.2021 tarihli raporda ... işçinin işbu dava konusu kazada kusuru olup olmadığının detaylı bir şekilde dikkat ve değerlendirmeye alınmadığını, 09.09.2021 tarihli itiraza konu bilirkişi raporunda dava konusu olayda kaçınılmazlık unsurundan, mücbir sebepten bahsedilmemesinin hiçbir hukuki veyahut maddi gerçekle örtüşür yanı, dayanağı bulunmadığını, Mahkemece hüküm altına alınan faiz başlangıç tarihlerinin hatalı olduğunu, ıslah olunan kısımlar için ıslah harcının yatırıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini,
ölüm tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki davacılar, ıslah dilekçesinde 25.11.2011 tarihinden itibaren faiz talep ettiklerini, Mahkemece taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak ıslahla talep olunan alacaklar için 25.05.2011 tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemece, faizin geri dönülerek, ölüm tarihinden itibaren başlatılmasına karar verilmişse de maddi tazminat taleplerinde güncel hesaplama yapıldığından karara esas alınan hesap tarihinden faiz yürütülmesi,
faizin amacına ve bununla ilgili temerrüt hükümlerine uygun olacağını, hüküm altına alınan manevi tazminatların fazla olduğunu, Mahkemece manevi tazminatların bozulan karara nazaran arttırılmasının hatalı olduğunu, yargılama boyunca tarafların beyanlarına ve taleplerine eşit şekilde yaklaşmakla, taraflara iddia ve savunma bakımından aynı koşulları sağlamakla, taraflardan birini daha zayıf bir duruma düşürmemekle yükümlü olan Mahkemece dosya kapsamında hiçbir itiraz yahut taleplerinin delillerinin dikkat ve değerlendirmeye alınmamasının silahların eşitliği ve hukuki dinlenilme haklarına da aykırı düştüğünü,
kendilerince tüm bu hususlar kapsamında 29.06.2022 tarihinde hakimin reddi talebinde bulunulmuşsa da HMK’nın ilgili hükümleri tamamen yanlış yorumlanarak, ileri sürdükleri hakimin reddi sebepleri ve gerekçeleri tam ve eksiksiz şekilde incelenmeksizin taleplerinin haksız biçimde reddedildiğini, reddi istenen hakimin başka bir ile atanması dolayısıyla verilecek kararın fiilen bir sonucu olmayacağından yargılamayı gereksiz uzatmamak adına anılan karara karşı kanun yoluna başvurulmamışsa da geçirilen yargılama safahatıyla sabittir ki işbu dava dosyasında hakimin reddinin tüm nedenlerinin mevcut olduğunu, vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu,
karar düzeltme talebinde bulunan davacının, süresi içerisinde temyiz talebinde bulunmadığını ve temyiz dilekçesinin reddedildiğini, bu nedenle bu talebinin de reddedilmesi gerektiğini belirterek karar düzeltme taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı ... davalı ... Şirketi vekilleri tarafından, kararın maddi hataya dayandığı gerekçesi ile ortadan kaldırılması istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) "Hükmün tashihi" kenar başlıklı 304 üncü maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
" (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. ... "
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) 7 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince 6100 sayılı Kanun'un kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.
6100 sayılı Kanun’da ise karar düzeltme kanun yolu düzenlemesine yer verilmediği anlaşılmaktadır.
Dosya içeriğine göre Dairemizce temyiz incelemesi sonucunda verilen kararda maddi hata saptanamadığı gibi maddi hataya dayandığı ileri sürülen hususun hukuki değerlendirmeye ilişkin olduğu ve 7036 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca iş mahkemelerinin kararları ile ilgili Yargıtay kararlarına karşı karar düzeltme istenemeyeceği de dikkate alınarak davacı ... davalı ... Şirketi vekillerinin dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/14942, K. 2024/13630, 24 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama