KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/6053 E., 2025/4653 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Mart 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
Karar Metni
1.069 kelime·5 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... t tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı şirkete ait işyerinde, 01.07.1988-15.12.2008 tarihleri arasında geçen çalışmalarından dolayı, “pnömokonyoz” meslek hastalığına yakalandığını, SGK meslekte kazanma gücü kaybına ilişkin 15.05.2008 tarihli sağlık kurulu kararı ile davacının %32,2 oranında meslekte kazanma gücü kaybı olduğunun belirlendiğini beyan ederek, fazlaya ilişkin talep ve haklarını saklı tutarak 100,00 TL. maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında maddi tazminata ilişkin talebini 136.238,77 TL olarak arttırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı itirazında bulunarak, müvekkili tarafından çalışanların sağlığı ve güvenliği yönünden işyerinde gerekli tüm önlemlerin alındığını beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi 2. ek raporunda vergi istisnasının hesaplamadan mahsup edilmemesi ihtimaline göre yapılan hesaplamanın hükme esas alındığı, her ne kadar davacı vekilince ıslah için süre talep edilmiş ise de 6100 sayılı HMK madde 176/2. gereğince aynı davada, tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceği hüküm altına alınmış olmakla davacı tarafça kaldırma kararından önce 01.07.2021 tarihli dilekçe ile ıslah yoluna başvurulduğu görüldüğü,
6100 sayılı HMK madde 177/2. hükmünde düzenlenen durumun ise daha önce ıslah yapılmamış olmasına ilişkin duruma dair bir düzenleme içerdiği kanaatiyle davacı tarafın ıslah için süre verilmesi talebinin reddine karar vermek gerektiği, bu itibarla maddi tazminat talebi bakımından taleple bağlı kalınarak karar verildiği,
manevi tazminat talebi bakımından yapılan değerlendirmede ise ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutularak manevi tazminatın takdir edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile "136.338,77-TL maddi tazminat alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bu alacağın 100,00 TL'lik kısmına dava tarihi olan 10.12.2014 tarihinden, geriye kalan kısmına ıslah tarihi olan 01.07.2021 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, 50.000,00-TL manevi tazminat alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
bu alacağa dava tarihi olan 10.12.2014 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı yanında paketleme işçisi olarak çalışırken pnömokonyoz meslek hastalığına yakalandığı, maluliyetinin ...
Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından 15.05.2012 tarihinde %32,2 olarak tespit edildiği, meslek hastalığı bakımından zamanaşımının başlangıcının maluliyet tespitinin yapıldığı tarih olduğu, olayın meydana gelmesinde işverenin %85, işçinin ise %15 kusurlu olduğu, bu yöndeki bilirkişi raporuna itibar edilmesinin yerinde olduğu, kaldırma kararından önce mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamanın PMF 1931 yaşam tablosu esas alınarak yapıldığı, tarafların buna itiraz etmediği,
davacı tarafın hesaplamaya itirazı bulunduğundan kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi raporundaki hesap tarihinin bilinen dönem olarak kabul edilmesinin yerinde olduğu, hesap bilirkişisi tarafından 7349 Sayılı Kanun uyarınca asgari ücretin aylık brüt tutarının gelir vergisinden istisna edilmesine ilişkin yasal düzenleme dikkate alınarak bilirkişi tarafından vergi istisnasının hesaplamadan mahsup edilmemesi ihtimaline göre yapılan hesaplama dikkate alınarak (561.499,80 TL) ıslah dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak maddi tazminat alacağının hüküm altına alındığı,
olayın meydana geldiği tarih, maluliyet oranı, tarafların kusur oranları ile davacının yaşı dikkate alındığında 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin yerinde olduğu, dava dilekçesinde faiz başlangıç tarihine maddi ve manevi tazminat bakımından dava tarihi, maddi tazminatın ıslahla artırılan kısmı bakımından ise ıslah tarihinden itibaren faiz talep edildiği, mahkemece buna uygun şekilde karar verildiği İlk Derece Mahkemesi'nce hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunun usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ıslah edilen talep yönünden zamanaşımı itirazının değerlendirilmediğini, davacıya kusur atfı bulunmayan son bilirkişi raporuna itibar edilmesinin yanlış olduğunu, kusur oranının mahallinde yapılacak keşif neticesinde tespitinin gerektiğini, maddi tazminat yönünden usuli kazanılmış hakların ihlal edildiğini, 2022 yılı sonrası için gelir vergisinin tazminat hesabına esas ücretten düşülmemesinin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkeme kararında yazılacak hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Öte yandan, kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Eldeki davada, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde, tutar belirtilmeksizin fakat maddi tazminat alacağının 561.499,80 TL olarak belirlendiği 2. Ek rapordaki vergi istisnasının hesaplamadan mahsup edilmemesi ihtimaline göre yapılan hesaplamaya itibar edildiği ancak maddi tazminat talebi bakımından taleple bağlı kalınarak karar verildiğinin belirtilmesi, ne var ki hüküm fıkrasında fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğuna dair ibareye yer verilmemesi suretiyle, hüküm ile gerekçe arasında çelişki yaratıldığı, dolayısıyla davacının davalıdan talep edebileceği toplam maddi tazminat tutarının 136.338,77 TL mi olduğu yoksa 561.499,80 TL olarak mı kabul edildiği konusunda gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunduğu anlaşıldığından karar isabetsiz bulunmuştur.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesinin esastan redde ilişkin kararı kaldırılarak İlk derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.
VI. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/6053, K. 2025/4653, 24 Mart 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama