KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/7425 E., 2025/11378 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Temmuz 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/209 E., 2023/306 K.
Karar Metni
2.418 kelime·12 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasında Mahkemede görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma kararına karşı direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme kararının usulden bozulması sonrası Mahkemece usuli yanlışlık düzeltilerek tekrar direnme kararı verilmiştir.
Mahkeme kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesinden sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.04.2024 tarih, 2024/226 Esas, 2024/201 Karar sayılı kararı ile davacı ... ile ilgili verilen direnme kararına yönelik davalı vekilinin temyizinin miktardan reddine, davacı ... ile ilgili verilen direnme kararına yönelik davalı vekilinin temyizi yönünden direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı uygun bulunduğu, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir. Dosyanın Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi olan ... işçi ...'nın davalı şirkete ait bina inşaatında çalışmakta iken geçirdiği iş kazası sonucu 10.08.2004 tarihinde vefat ettiğini, davalı işveren tarafından gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmadığını, meydana gelen iş kazasında işverenin tam kusurlu ve sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için maddi ve manevi tazminat ile cenaze ve defin giderlerinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, 06.10.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini davacı ... için 19.007,29 TL, davacı ... için 8.074,76 TL’ye yükseltmiştir.
Davacılar vekili birleşen davada dava dilekçesinde; davacı ... için 66.032,80 TL, davacı ... için 1.989,96 TL, davacı ... için 4,614,40 TL maddi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir
II. CEVAP
Davalı şirket vekili asıl davada cevap dilekçesinde; kazanın 31.07.2004 tarihinde meydana geldiğini, murisin olaydan bir gün önce işe başladığını, işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alındığını, davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddini savunmuştur. Davalı şirket vekili birleşen davada cevap dilekçesinde; açılan ek davanın zamanaşımına uğradığını, davacı ...’nın muristen başka oğullarının bulunduğunu, davacı ...’nın da kaza anında babası ile çalıştığından kazada payının olduğunu, ücretin yazılı delille ispatlanması gerektiğini ve yapılan hesaplamalara itiraz ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 01.06.2010 tarihli ve 2004/296 Esas, 2010/157 Karar sayılı kararı ile; hükme esas alınan 29.09.2007 tarihli raporda davalı işverenin %75, murisin %25 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği,
kazalı işçinin yaşı ve tanıkların beyanları dikkate alındığında tecrübeli soğuk demir ustası olduğunun kabulü ile yapılan emsal ücret araştırması dikkate alınarak 19.02.2010 tarihli bilirkişi raporunun (B) seçeneğinde İnşaat Mühendisleri Odasının bildirdiği ücrete göre yapılan hesaplamaya itibar edildiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, davacı ... için 19.007,20 TL, davacı ... için 8.074,76 TL, davacı ... için 100,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ile davacı ... için 8.000,00 TL, ... için 2.000,00 TL, ..., ..., ..., ... için ayrı ayrı 3.000,00'er TL,
davacı ...için 1.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ayrıca 444,15 TL cenaze ve defin giderinin davalıdan tahsiline, manevi tazminatta fazlaya dair taleplerin reddine; birleşen davada ise davanın kabulü ile davacı ... için 66.032,08 TL, ... için 4.614,40 TL, ... için 1.989,96 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
10. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 30.04.2012 tarihli ve 2010/11651 Esas, 2012/6951 Karar sayılı kararı ile;
“..Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının, maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Hâl böyle olunca hesap raporunun hükme dayanak alınacak nitelikte olduğundan söz edilemez.Yapılacak iş; davacının yaptığı iş, yaşı, kıdemi belirtilmek suretiyle ilgili meslek odasından olay tarihinden günümüze kadar emsal işçinin alabileceği günlük net ücreti her yıl için ayrı ayrı sormak ve hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan veriler nazara alınarak yukarda açıklanan esaslara göre bilirkişiye zarar hesabı yaptırılarak, hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülerek çıkacak sonuca göre karar vermektir.
Ayrıca; haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin Peşin Sermaye değerinin belirlenen tazminatdan düşürülmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş yerleşmiş, görüşlerindendir. Bu bakımdan, davanın niteliği gözönünde tutularak öncelikle ölen işcinin annesine Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından iş kazası nedeniyle gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılması, gelir bağlanmış ise, bildirilen miktarın, tazminattan düşülmesi, gelir bağlanmamış ise bu yön, ölen işcinin annesinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden hak sahiblerine gelir bağlanması için Kuruma başvurmaları giderek dava açmaları yönünden önel verilmek ve verilen önelin sonucuna göre karar vermekten ibarettir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
...
Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 12.02.2016 tarihli ve 2012/294 Esas, 2016/46 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda bozma ilâmı doğrultusunda celp edilen kayıtlar çerçevesinde düzenlenen ve hükme esas alınan 19.11.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre davacı ... yönünden 119.044,68 TL, ... yönünden 4.607,36 TL maddi tazminat hesabı yapıldığı, öte yandan bozmadan sonra 11.12.2012 tarihli celsede davacı ... için talep edilen maddi tazminat talebinden feragat edildiği,
manevi tazminatlar, cenaze ve defin gideri, harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm kısmının bozma kapsamı dışında kalarak kesinleştiği ve davacıların talep ettiği miktarların da dikkate alındığı gerekçesiyle asıl dava yönünden manevi tazminatlar, cenaze ve defin gideri, harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hükümler kesinleştiğinden bu hususlarda karar verilmesine yer olmadığına, davacı ... lehine 19.007,29 TL, davacı ... lehine ise 100,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 31.07.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,
davacı ... yönünden destekten yoksun kalma tazminatı talebinin feragat nedeni ile reddine; birleşen davada davacı ... için 66.032,80 TL, davacı ... için 1.989,96 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, davacı ... yönünden destekten yoksun kalma tazminatı talebinin feragat nedeni ile reddine karar verilmiştir.
... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 04.07.2017 tarihli ve 2016/16303 Esas, 2017/5692 Karar sayılı kararı ile; “..1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, manevi tazminata dair hükümler bozma dışı kaldığından yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacılar eş ve çocuğun maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı annenin maddi tazminat isteminin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından, davacılar vekilinin 06/10/2009 tarihli celsede 29/06/2009 tarihli bilirkişi hesap raporunu açıkça kabul ettiği anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( ...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Bu açıklamalardan olarak somut olayda, davacılar vekilinin 29/06/2009 tarihli bilirkişi hesap raporuna karşı 06/10/2009 tarihli celsede beyanda bulunurken bahsi geçen hesap raporunu açıkça kabul etmesi üzerine, davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan, mahkemece bu 29/06/2009 tarihli hesap raporunda davacılar eş ve çocuk açısından belirlenen maddi tazminat miktarlarına hükmedilmesi gerekirken, usuli kazanılmış hak aşılarak fazlaya karar verilmesi doğru değildir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
...
Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 21.05.2018 tarihli ve 2017/449 Esas, 2018/198 Karar sayılı kararı ile; davacılar vekilinin dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu, 06.10.2009 tarihli duruşma tutanağında ve 06.10.2009 tarihli ıslah dilekçesinde açık şekilde bilirkişi raporunun kabul edildiğine dair bir ifade bulunmadığı, 06.10.2009 tarihli “Maddi Tazminat yönünden ıslah dilekçemizdir” konulu dilekçenin netice ve talep kısmında “fazlaya ait her türlü dava ve talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla” ibaresinin bulunduğu ve dilekçenin ıslak imza ile imzalandığı,
aynı tarihli duruşma tutanağında ise davacılar vekilinin “Rapora bir diyeceğimiz yoktur, dava dilekçemiz ve ıslah dilekçemiz doğrultusunda karar verilmesini talep ediyoruz, karşı tarafın bilirkişi raporuna itirazını kabul etmiyoruz.” şeklinde beyanda bulunduğu, davacılar vekilince söz konusu duruşmada bilirkişi raporuna göre ıslah yapıldığı ve ıslah edilen miktarlar yönünden davanın kabulünün talep edildiği, duruşma tutanağının altında davacılar vekilinin imzasının da bulunmadığı, mahkemelerde feragat, kabul, sulh ve vazgeçme gibi durumlarda beyanda bulunan ilgili taraftan imza alındığı,
kaldı ki yukarıdaki beyanın açık, net, anlaşılır bir şekilde bilirkişi raporunun kabulü anlamı taşımadığı, dosyanın daha öncesinde Yargıtay incelemesinden geçtiği dikkate alındığında bu durumun davacılar aleyhinde değerlendirilmesinin hak ve nesafet kuralları ile bağdaşmayacağı, ilk bozma kararına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hak müessesine de aykırı olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı davalı vekilinin temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 2022/10(21)-62 Esas, 2022/637 Karar sayılı kararı ile “..28. Somut olayda; mahkemece gerekçeli kararın birleşen davaya ilişkin hüküm sonucu kısmında “Davacı ... lehine 66.032,80 TL, davacı ... lehine ise 1.989,96 TL destekten yoksun kalma tazminatının 31/07/2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılar ... ve ...'ya ödenmesine,
Davacı ... yönünden destekten yoksun kalma tazminatı talebinin feragat nedeni ile REDDİNE” kısmının iki defa yazıldığı ancak tefhim edilen hüküm özetinde (kısa kararda) gerekçeli karardan farklı olarak bir kere yazıldığı,
yine birinci bozma kararına uyularak verilen ikinci kararın hüküm kısmında yer alan “Davacılar Meliha ve Hakkı lehine bozmadan önce destekten yoksun kalma talepleri de içerisinde olacak şekilde vekalet ücreti takdir edildiğinden yeniden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” ilişkin kısmın direnme kararında yer almadığı bunlardan da başka 2010 yılında verilen ilk kararda asıl ve birleşen davada karar tarihinde geçerli binde 59,4 üzerinden karar ve ilam harcının tahsiline karar verilmiş olup,
direnme karar tarihinde yürürlükte bulunan binde 68,31 oranı üzerinden karar ve ilam harcına karar verilmesi gerekirken ilk karar tarih ve numarasına atıf yapılarak harcın kesinleştiğinden bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.
29. Öte yandan direnme gerekçeli karar başlığında birleşen davaya ilişkin bilgilere yer verilmediği ve asıl dava “16.09.2004” birleşen dava “18.03.2010” tarihinde açılmış olmasına rağmen karar başlığında dava tarihinin “22.12.2017” yazıldığı anlaşılmıştır.
30. Bu durumda ortada usulüne uygun bir direnme kararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Mahkemece yapılması gereken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 ve 297. maddelerine uygun şekilde direnmeye esas karardaki gibi bir hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun gerekçeli karar yazmaktır..” gerekçesiyle usulden bozulmuş, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 12.10.2023 tarihli ve 2022/209 Esas, 2023/306 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilâmının gereği yerine getirilip önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nun 24.04.2024 tarih, 2024/(21)10-226 Esas, 2024/201 Karar sayılı kararıyla Davacı çocuk ... ile ilgili verilen direnme kararına yönelik davalı vekilinin temyizinin miktardan reddine,
davacı eş ... ile ilgili verilen direnme kararına yönelik davalı vekilinin temyizi yönünden ise “…Özel Dairenin 30.04.2012 tarihli ilk bozma kararında 04.07.2017 tarihli ikinci bozma kararının aksine taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklara ilişkin belirlemeye yer verilmeyerek kazalı işçinin gerçek zarar hesabına esas ücretinin araştırılarak hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan verilerle bilirkişiye zarar hesabı yaptırılması ve yine hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek belirlenecek peşin sermaye değeri mahsup edilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmün bozulduğu,
Mahkemece bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda verilen kararın Özel Dairece bozma ilâmında gösterilen ilkelere uygun olup olmadığı yönünden incelenmesi gerekirken ilk bozma kapsamı dışında kalan hususlara yönelik inceleme yapılarak bozulması ve birinci bozma kapsamı dışında kalan hususlar yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğunun gözetilmemesi isabetli görülmediğinden bu yöne ilişkin direnme gerekçesi yerinde ise de 06.10.2009 tarihli duruşma tutanağının altında davacılar vekilinin imzasının bulunmadığı,
mahkemelerde feragat, kabul, sulh ve vazgeçme gibi durumlarda beyanda bulunan ilgili taraftan imza alındığı gerekçesi ise duruşma tutanaklarının resmî belge niteliğinde olması nedeniyle kanunda öngörülen istisnalar dışında duruşma tutanağında yer alan beyanın altının imzalanmamasının beyan sahibini bağlamayacağı anlamına gelmemekle direnme gerekçesinin bu kısmı doğru bulunmamıştır…” gerekçesi ile direnme kararını yerinde bulunduğu, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
a.Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, direnme kararının yerinde olmadığını ve bu hususun zaten Hukuk Genel Kurulu tarafından değerlendirildiğini, 21. Hukuk Dairesinin ilk bozma gerekçesinin murisin ücretinin tespitine ilişkin olduğunu, ancak 21. Dairenin ikinci bozmasında sadece usuli kazanılmış hak nedeniyle bozma yapıldığını ve sair yönlerden reddettiği için bu hususun bozma dışı kaldığını, murisin bıraktığı tapulu veya tapusuz taşınmazlar ile motorlu taşıtlar gibi gelir getirici unsurların tazminattan tenzil edilmesi gerektiğini, mahkeme kararında bu hususa dair beyanlarının gerekçesiz şekilde karşılanmadığını,
İlk Derece Mahkemesi tarafından davada yapılan itirazların gerekçelendirilmeden reddedildiğini, gerekçeli kararın önceki kararı tekrar ettiğini, önceki bozma kararlarının gereği yerine getirilmeden gerçek ücretin tespiti için yeterli araştırma yapılmadığını ve alınan raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
b. Değerlendirme ve Gerekçe
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
6100 sayılı HMK’nın 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini içermelidir.
Dosya kapsamından, davalı şirketin iflasının açıldığı ve halen tasfiyesinin devam ettiği, dosyada davalı adına temyiz eden avukatun iflas masası tarafından verilmiş vekaletnamesinin bulunduğu, davalının ticaret ünvanının gerekçeli karar başlığında eksik gösterildiği anlaşılmaktadır.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, HMK'nın geçici 3. maddesi delaletiyle HUMK’nun 438/7. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/7425, K. 2025/11378, 4 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama