KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2010/14454 E., 2010/15201 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Suç
- Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
- Hüküm
- 765 sayılı Kanunun 342/1, 59.mad.uyarınca 1 yıl 8 ay hp., 5237 sayılı Kanunun 157, 62, 53/1, 63.mad.uyarınca 10 ay hapis ve 160 YTL.apc.hak yoksunluğu, mahsup
Karar Metni
499 kelime·2 dk okuma
I- Bozmaya uyularak, yapılan duruşmaya, mahkemenin kovuşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine göre, önceki “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahkumiyetine dair hükmünün kesinleşmesinden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5349 Sayılı Kanunla değişik 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri uyarınca mahkemece duruşma açılarak önceki 765 sayılı Yasa uyarınca hükmolunan ceza ile uygulanması gereken 5237 Sayılı yasa hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların denetime imkan verecek şekilde gösterilip birbiriyle
karşılaştırılması suretiyle lehe kanun belirlenip sonucuna göre hüküm kurulmuş, CMK.nun 231. maddesinin uygulanmama nedenleri gösterilmiş incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan hükümlü ve müdafiinin suçun sabit olmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,
II- Hükümlü ve müdafiinin “dolandırıcılık” suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince:
Bozmaya uyularak, yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma neticesine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre hükümlü ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine ancak;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 16.06.2009 gün, 2009/114-161 ve 06.04.2010 gün, 2010/57-75 sayıl kararlarında da açıklandığı üzere lehe yasanın belirlenmesi yöntemi, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi, 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile birlikte değerlendirildiğinde, sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerektirmektedir.
Bu yapılırken önceki hükmün farklı bir madde uygulanmak suretiyle kesinleşmiş olması da, lehe yasa uygulamasında hükümlü lehine bir sonuç doğurmayacaktır. Zira lehe Yasa uygulamasında, önceki hükümde uygulanan maddeler değil, sabit kabul edilen olaya 5237 Sayılı TCK.nun ilgili tüm hükümleri uygulanmak suretiyle elde edilecek sonuç ile önceki hüküm karşılaştırılacaktır.
Aksi hal önceki yanılgılı uygulamaların benimsenerek, bu yanılgılara, yeni yanılgıların eklenmesi sonucunu doğuracaktır.
Bu açıklamalar ışığında; önceki hükümde sabit kabul edilen olay, hükümlünün bankanın maddi varlığı olan çeki kullanarak dolandırıcılık eylemi olup suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 504/3. maddesine uygun olmasına rağmen aynı yasanın 503/1,522 ve 59/2. maddeleri ile tayin olunan cezanın temyiz incelemesi yapılmaksızın kesinleşmesinin hükümlü lehine lehe Yasa karşılaştırılmasında kazanılmış hak teşkil etmeyeceği cihetle; sanığın suça konu çek bedelini ödediğine dair savunması ile müdafiinin bu hususu belirttiği 19.03.2007 havale tarihli dilekçesi karşısında;
gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenebilmesi bakımından şikayetçinin duruşmaya celbi ile zararının giderilip giderilmediği hususunda yeniden beyanı alınarak 5237 Sayılı Yasanın 168/2. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı araştırılıp sonucuna göre, karşılaştırmanın kesinleşen önceki hüküm ile 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 158/ 1-f, 62 ve 168/2. maddeler uyarınca yapılmak suretiyle lehe Yasanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2010/14454, K. 2010/15201, 27 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama