KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2010/17348 E., 2011/748 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Şubat 2011
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Suç
- Memurun resmi belgede sahteciliği, nitelikli dolandırıcılık ve görevi ihmal
- Hüküm
- Sanıkların 765 sayılı TCY.'nın 339/1,59/2. madde ve fıkralar gerğince 2 yıl 6 ay hapis, dolandırıcılık eylemleri nedeniyle 5237 sayılı TCY.'nın 158/e,168,62,52/2,50. madde vefıkralar gereğince sonuç olarak 6.000. YTL. adli para cezasına,sanık ...'in ise 765 sayılı TCY.'nın 230/1,59/2,647 sayılı Yasanın 4 ve 6. madde ve fıkraları gereğince sonuç olarak 375.000. YTL adli para cezasına ve ertelemeye ilişkin.
Karar Metni
832 kelime·4 dk okuma
Hükmolunan cezanın miktarına göre koşulları bulunmayıp süresinden sonra olan sanık ...’ün vaki duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 318. maddesi gereğince REDDİNE karar verilip incelenerek gereği görüşüldü.
I)Sanık ...’in “memurun resmi belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık” suçlarından mahkumiyetine dair hükümlere yönelik müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın, Uyap kanalıyla Mernis üzerinden temin edilen nüfus kayıt örneğine göre, hükümden sonra 04.02.2006 tarihinde öldüğü anlaşıldığından, hükümlerin bu sebeple 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı yasanın 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davalarının 5237 sayılı TCK.nun 64/1 ve 5271 sayılı CMK.nun 223/8. maddesi uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE,
II)Sanık ...’ın “görevi ihmal”, sanıklar ... ve ...’un ise “nitelikli dolandırıcılık” suçlarından mahkumiyetlerine dair hükümlere yönelik sanık ... müdafii, sanıklar ... ve ... ile müdafilerinin temyiz itirazlarına gelince;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. ve 5349 sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında; sanıklara yüklenen “görevi ihmal ve nitelikli dolandırıcılık” suçlarının yasada Gerektirdiği cezalarının türleri ve üst sınırları itibariyle tabii oldukları, suçların işlendiği tarihte yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, sanık ... yönünden, görevi ihmal suçunun işlendiği 16.06.1999,
sanıklar ... ve ... yönünden nitelikli dolandırıcılık suçunun işlendiği 08.09.1999 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış ve sanıklar ile müdafiilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken, 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı Yasanın 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCK’nun 102/4 ve 104/2. maddeleri gereğince ORTADAN KALDIRILMASINA,
III) Sanıklar ... ve ...’un “memurun resmi belgede sahteciliği” suçundan mahkumiyetlerine dair hükümlere yönelik sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazlarına gelince;
Suç tarihinde Ayvalık İlçesi, Küçükköy beldesi Jandarma Karakol ve lojman binası inşaat işinin yüklenici sanık ...’a ihale edildiği, 08.09.1999 tarihinde düzenlenen 2 nolu ara-geçici hak ediş raporuyla, 2482.281 metreküp stabilize dolguya karşılık 47500 metre mesafeye göre ödeme yapıldığı ancak sonradan yapılan tespitte dolgu malzemesi miktarının 1470.80 metreküp, getirme mesafesinin ise 1700 yada 17000 metre olabileceği, böylece 2 nolu geçici hak edişle yükleniciye fazla ödemede bulunulduğu,
görevli memurlar sanık ... ve Fuat’ın düzenlediği hak ediş raporu, muhteviyatı itibariyle gerçeği yansıtmadığı ve içeriği itibariyle sahte olduğundan görevleri gereği düzenledikleri resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri, yüklenici sanık ...’ın da bu suça iştirak ettiği iddia ve kabul edilerek mahkumiyetlerine hükmedilmiş ise de; tespite konu Bakanlık müfettişliği raporunda açıklandığı üzere, bahse konu arazinin bulunduğu bölgenin deniz etkisiyle oluşmuş ve denizin çekilmesiyle bugünkü haline gelmiş, yer altı su seviyesinin yüzeyde olduğu ve zemini deniz kumundan müteşekkil bataklık alan olması,
uzman bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan raporda da, nakliye mesafesi ve dolgu miktarında kesin bir tespitin bulunmadığına değinilip, sanık ...’ün suç tarihinde kontrol mühendisi olmadığına, görevlendirmesinin suç tarihinden sonra 11.01.2000 ve 20.07.2000 tarihleri arası için yapıldığına, kontrol amiri olarak ara hak ediş olması nedeniyle aritmetik inceleme ve imalat poz nosunun doğruluğunu kontrol ederek hak edişi, geçici mahiyette olup düzeltme imkanı bulunduğundan tereddüt etmeden imzaladığına, dolgu yapım tarihi olan 08.09.1999 ile tespitin yapıldığı 25.04.2001 tarihleri arasında iki yıla yakın sürenin geçmesi,
arazi kodlarında doğal afetler ve arazi yapısından dolayı değişikler olması, arazinin deniz seviyesinde oluşu, çöküntüye uğraması, sıkışma, dolgu malzemesinin balçık tabakaya karışması, zeminin malzemeyi yutma özelliği, alt tabakanın harekete duyarlı oluşu, denize yönelik malzeme kayıpları nedenleriyle dolgu imalat miktarlarında değişiklik olabileceğine dair savunması karşısında;
gerçeğin kuşkuya neden olmayacak şekilde belirlenebilmesi açısından, suç tarihinde kontrol mühendisi olarak sahada bulunup denetimleri gerçekleştiren görevlinin tespiti, savunma, teftiş ve önceki bilirkişi raporlarında ileri sürülen dolgu miktarı hesabına ilişkin verilerin arazi yapısı, coğrafi özellikler, dolgu tarihi ve ihale şartnamesine göre kesin olarak belirlenip belirlenemeyeceği, işin ifası ile tespit tarihi arasındaki sürenin kullanılan dolgu miktarının belirlenmesine etkili olup olmadığı ve bakanlık teftiş görevlileri tarafından yaptırılan tespitte kabul edilen verilerin denetlenmesi bakımından konusunda uzman jeoloji,
harita ve inşaat mühendislerinden oluşturulacak akademisyen bilirkişi kurulundan gerektiğinde mahallinde inceleme yapılarak rapor alınmasından sonra sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilip, CMK’nun 230. maddesi uyarınca, delillerin tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen delillerin belirtilmesi kapsamında savunmada ileri sürülen görüşlere neden itibar edilmediği açıklanmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2010/17348, K. 2011/748, 10 Şubat 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama