İçeriğe geç
AC
11. Ceza Dairesi Esas: 2023/3899 Karar: 2023/7433 Tarih: 2023

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2023/3899 K.2023/7433

11. Ceza Dairesi 2023/3899 E. , 2023/7433 K. "İçtihat Metni" K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2013/456 E., 2014/327 K. SUÇ :Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Baka

Karar Özeti

11. Ceza Dairesi 2023/3899 E. , 2023/7433 K. "İçtihat Metni" K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2013/456 E., 2014/327 K. SUÇ :Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Baka

Karar Detayı

11. Ceza Dairesi 2023/3899 E. , 2023/7433 K. "İçtihat Metni" K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2013/456 E., 2014/327 K. SUÇ :Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.11.2014 tarihli ve 2013/456 Esas, 2014/327 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 43 üncü ve 52 nci maddeleri uyarınca 6 yıl hapis ve 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin hükmün, Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin, 05.10.2015 tarihli ve 2015/12733 Esas, 2015/29417 Karar sayılı ilamı ile sanığın temyiz isteminin süre yönünden reddine dair ek kararın onanması suretiyle kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 13.05.2023 tarihli ve 2022/23982 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.07.2023 tarihli ve KYB-2022/64784 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.07.2023 tarihli ve KYB-2022/64784 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Dosya kapsamına göre, 1-5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8/1. maddesi uyarınca 01/06/2005 tarihinden itibaren, Anayasa Mahkemesince iptal edildiği 07/10/2010 tarihine kadar yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305/1. maddesinin 1. bendi uyarınca, gerek hapis cezasından çevrilen, gerekse doğrudan verilen iki milyar liraya kadar (iki milyar dahil) para cezalarına dair olan hükümlerin temyiz olunamayacağı, kesin nitelikte oldukları ve tekerrüre esas olamayacakları cihetle, Mahkemece tekerrüre esas alınan sanığa ait adlî sicil kaydında bulunan Çaycuma Sulh Ceza Mahkemesinin 25/11/2010 tarihli ve 2009/565 esas, 2010/515 sayılı (Çaycuma 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/12 esasına devredilen) kararıyla verilen hapis cezasından çevrili 1.500,00 Türk lirası adlî para cezasının tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adlî sicil kaydında başkaca tekerrüre esas alınabilecek nitelikte ilâmın da bulunmadığı cihetle, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair yazılı şekilde karar verilmesinde, 2-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 193/2. maddesinde “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.” ve anılan Kanun'un 195/1. maddesinde "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır." şeklinde belirtilen ayrık durumlar dışında, sanığın sorgusu yapılmadan hüküm kurulmasının mümkün olmadığı, sanık adına çıkartılan tebliğ mazbatasının anılan Kanun’un 195/1. maddesi uyarınca yokluğunda karar verilebileceği şeklinde şerh de içermesi gerektiği, kaldı ki duruşma davetiyesinin 7201 sayılı Kanunun 21/1. maddesine göre tebliğ edildiği, ancak tebliğ mazbatasında 7201 sayılı Kanunun 21/1. maddesi ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 29/2. maddesinde öngörülen usule göre haber verilen komşunun ismine yer verilmediği gibi imzası ya da imzadan imtina ettiğine dair bir şerh de bulunmadığı anlaşılmakla, sanığa duruşma günü usulüne uygun olarak tebliğ edilmeden, savunma hâkkı kısıtlanmak suretiyle yokluğunda karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 21 inci maddesinin birinci fıkrasının; "Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır" şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir. 2. Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında; "Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir." denilmektedir. 3. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 07.09.2023 tarihli ve 2021/25817 Esas, 2023/5923 Karar sayılı ilamında; "...sanığın yokluğunda tefhim edilen hükme ilişkin gerekçeli karar sanığın bilinen son adresine 7201 sayılı Kanun'un 21 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 24.10.2019 tarihinde tebliğ edilmiş ise de, sanığa gerekçeli kararın tebliğine ilişkin evrakta ''isim ve imzadan imtina eden komşu'' şeklindeki şerhle, bilgisine başvurulan ve haber verilen komşunun ismi ve hatta kapı numarası dahi tespit ve tevsik edilmeden tebliğ işleminin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu hali ile yapılan tebligatın, 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin birinci fıkrası ile Yönetmelik'in 30 uncu maddesi hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmakla, gerekçeli kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesi nedeniyle sanığın öğrenme üzerine verdiği temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun kabulüyle tebliğnamedeki temyiz talebinin reddine ilişkin düşünceye iştirak edilmemiştir...." şeklindeki açıklamalara yer verilmiştir. 4. 6217 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (5320 sayılı Kanun) geçici 2 nci maddesinde; "(Ek: 31/3/2011-6217/26 md.) Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz." hükmü yer almaktadır. 5. 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26/09/2004 tarih ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2’nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326'ncı maddeleri uygulanır." ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi; "...İkimilyar liraya kadar (İkimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler...Temyiz olunamaz. Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz." şeklinde düzenlenmiştir. 6. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.07.2023 tarihli ve KYB-2022/64784 sayılı kanun yararına bozma istemindeki (2) numaralı düşüncede sanığın sorgusunun yapılmadığı ve duruşma davetiyesi tebliğinin de usulüne uygun olmadığı belirtilmiş ise de, dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçundan yapılan yargılamada sanığın sorgusunun yapıldığı belirlenmekle birlikte, sanık tarafından verilen 03.02.2014 tarihli vekaletname ile müdafi tayin edilen Av. ...'ın 17.09.2014 tarihli dilekçesi ile istifa ettiği, istifa dilekçesi ve duruşma gününün sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesinin gerektiği, ancak dosyada mevcut tebligat parçası incelendiğinde, "...muhatabın adresinin kapalı olduğu, komşu/yönetici/kapıcı bulunamadığından ve sanığın nerede olduğu bilinmediğinden muhtara teslim edilmiştir..." şeklindeki ibareyle yapılan tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığı anlaşılmakla, duruşma günü ve istifa dilekçesinden usulüne uygun şekilde haberdar edilmeyen sanığın savunma hakkı kısıtlanmış olup kanun yararına bozma talebindeki (2) numaralı düşünce bu nedenle yerinde görülmüş, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamede, "...Mahkemece tekerrüre esas alınan sanığa ait adlî sicil kaydında bulunan Çaycuma Sulh Ceza Mahkemesinin 25/11/2010 tarihli ve 2009/565 esas, 2010/515 sayılı (Çaycuma 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/12 esasına devredilen) kararıyla verilen hapis cezasından çevrili 1.500,00 Türk lirası adlî para cezasının tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adlî sicil kaydında başkaca tekerrüre esas alınabilecek nitelikte ilâmın da bulunmadığı cihetle, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasının kanuna aykırı olduğu..." hususu yönünden de bahse konu hükmün bozulması talep olunmuş ise de, Anayasa Mahkemesinin 23.07.2009 tarihli ve 2006/65 Esas, 2009/114 Karar sayılı kararı ile 1412 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendinin iptal edildiği ve iptal kararının yürürlüğe girdiği 07.10.2010 tarihi ile 6217 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesinin yürürlüğe girdiği tarih olan 14.04.2011 tarihi arasındaki gerek hapis cezasından çevrilen, gerekse doğrudan hükmolunan adli para cezasına ilişkin kararların kesin olmayıp temyize tabi oldukları ve bu nedenle tekerrüre esas alınabilecekleri, Mahkemece tekerrüre esas alınan hapisten çevrili adli para cezasına ilişkin ilamın hüküm tarihinin de 25.11.2010 olması karşısında, kanun yararına bozma isteminin (1) numaralı düşünce yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki (1) numaralı düşünce yerinde görülmediğinden KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, 2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemindeki (2) numaralı düşünce yönünden KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN KABULÜNE, 3. ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.11.2014 tarihli ve 2013/456 Esas, 2014/327 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 4. Sanık hakkındaki infazın durdurulmasına, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal TAHLİYESİNE, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.10.2023 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla