Karar Özeti
11. Ceza Dairesi 2023/5249 E. , 2025/2161 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/4472 E. 2023/2596 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret İlk Derece Mahkemesince kurulan hüküm
Karar Detayı
11. Ceza Dairesi 2023/5249 E. , 2025/2161 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/4472 E. 2023/2596 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Denizli 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.09.2022 tarihli ve 2022/301 Esas, 2022/481 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk ... hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158/1-f-son, 158/3, 43, 31/3 ve 52/2-4 maddeleri uyarınca 5 yıl 7 ay 14 gün hapis ve 28.740,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 158/1-f-son, 158/3, 43, 52/2-4 ve 53 maddeleri uyarınca 8 yıl 5 ay 7 gün hapis ve 43.120,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2.Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 14.07.2023 tarihli ve 2022/4472 Esas, 2023/2596 Karar sayılı kararı ile sanık ve suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik suça sürüklenen çocuk, suça sürüklenen çocuk müdafii ve sanığın istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. II.TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Suça sürüklenen çocuk ... müdafinin temyiz isteği; Müvekkilinin suça konu eylemin gerçekleştiği dönemde, yaş itibarıyla suçun anlam ve mahiyetini kavrayabilecek akıl ve muhakeme yetisine sahip durumda olmadığına, suç işleme kastıyla hareket etmediğine ve katılanın zararını gidermek istediğini beyan etmesine rağmen süre verilmediğine ilişkindir. 2. Sanık ...'ün temyiz isteği; ssç ...'a ricası üzerine banka kartını verdiğine ve suç işleme kastının bulunmadığına ilişkindir. 3. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; müvekkilinin suç işleme kastıyla hareket etmediğine, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 maddesi uyarınca zorunlu müdafii tayin edilmeksizin yapılan yargılamanın, üst sınırdan ceza tayin edilmesinin ve hesap sahibi ... hakkında yargılama henüz soruşturma aşamasında iken ölüm ile sona ermesine rağmen sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 158/3 maddesinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. III. GEREKÇE Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2-155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3 maddesi uyarınca müdafi atanması gerektiğine karar verilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanık ...'ün yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156 ncı maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafii tayin edilmediği anlaşılmakla, sanık ...'e isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ve son cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sanık ...'e müdafi atanıp savunması alındıktan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ...'ın hukuki durumlarının ve haklarında 5237 sayılı Kanun'un 158 üncü maddesinin üçüncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmasının göz ardı edilmesi 5271 sayılı Kanun’un 289/1-h. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 14.07.2023 tarihli ve 2022/4472 Esas, 2023/2596 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince sair yönleri incelenmeksizin, Tebliğname’ye aykırı olarak, Yargıtay üyesi ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla diğer yönlerden oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Denizli 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2025 tarihinde karar verildi. Karşı Görüş: Sanık hakkında TCK'nin 158/1-f-son,3, 43/1, 62 52, 53 maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün TCK'nin 158/1-f maddesi uyarınca 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası öngördüğü suçun 3 veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi nedeniyle takdire bağlı olmaksızın yarı oranında artırım yapılması zorunlu olduğu bu nedenle atılı suç için cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması dikkate alındığında CMK' nın 150/3 maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira; Evvel emirde ifade etmek gerekir ki kovuşturma aşamasında 18 yaşını ikmal etmiş olan suça sürüklenen çocuk yönünden Dairemizin bozma kararı CMK' nin 150 maddenin 2 fıkrasına değil 3 fıkrasına istinaden kurulmuştur. Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK'nin 150/3 maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-a maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmenin zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir. Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzua5t kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 150/3 maddesi kanunlaştığı ilk metni ile "Üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı Kanunun 21. maddesi ile yapılan değişiklikle "Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 314 ve 3713 sayılı Kanunun 5 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5 maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgüt üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örgüt suçlarına bakmakla görevlendirilen Kapatılan Yargıtay Yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş sonra bu uygulamasından vazgeçerek CMK'nin 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay diğer özel daireler ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun uygulamaları da bu doğrultuda istikrarlı ve yeknesak olarak devam etmişir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza dairesi kararları Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 Esas ve Karar sayılı kararı ile zorunlu müdafi atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen zorunlu müdafi atanması gerektiğine ilişkin uygulama bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 03.12.2020 gün ve 2018/16-270 Esas 2020/498 Karar; 05.11.2020 gün ve 2018/16-153 Esas 2020/446 Karar; 19.11.2020 gün ve 2018/16-441 Esas 2020/468 Karar sayılı kararları ile CMK' nın 150/3 maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cezası gerektirip gerektirmediğinin gözetilmesi artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 06.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki 4 Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki artırım maddelerininde nazara alınması gerektiği yönündeki karar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır. Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça; kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın hukuki güvenlik ve istikrar yönünden değişmemesinde yarar vardır. Bu içtihatların canlı ve değişkenlik olma özelliğine zarar vermeyecektir. Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda bir biri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıdada belirtildiği üzere CMK' nin 150/3 maddesi zorunlu müdafilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafiinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan CMK'nin 289/1-a maddesinde düzenlenen mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden bir olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyleki 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden yargılanmanın yenilenmesi gündeme gelecektir.Zaman zaman Yargıtay Ceza genel kurulu gündemine CMK' nin 150/3 maddesi ile ilgili işlerde gündeme eklenen içtihat değişikliklerinin tashihi karara konu olamayacağına ilişkin 1949 tarihli içtihadı birleştirme kararının gündeme eklenmiş olmasıda bu tehlikenin ortadan kaldırılmasına bir önlemdir. Karar ittihaz edilirken bu tehlike önlenmek istenmiştir. Ancak bu 1949 tarihli içtihadı birleştirme kararı ile bile mümkün değildir. Zira gerekli olduğu halde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK'nın 289/1-a maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, 2018/16-270 Esas ve 2020/498 Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 Esas ve 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafii görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafii görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun yerel mahkemenin direnme kararının isabetli olmadığına ilişkin kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.