Karar Özeti
11. Ceza Dairesi 2025/209 E. , 2025/3809 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.11.2023 tarihli ve 2023/54529 Soruşturma, 2023/147101 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapıla
Karar Detayı
11. Ceza Dairesi 2025/209 E. , 2025/3809 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.11.2023 tarihli ve 2023/54529 Soruşturma, 2023/147101 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul Anadolu 10. Sulh Ceza Hakimliğinin, 26.02.2024 tarihli ve 2024/210 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle karar tarihi olan 26.02.2024'te kesinleştiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi uyarınca, 16.12.2024 tarihli ve 2024/34394 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.01.2025 tarihli ve KYB-2024/131092 sayılı Tebliğnamesi ile soruşturma dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A. Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.01.2025 tarihli ve KYB-2024/131092 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Somut olayda, müşteki vekilinin şikâyet dilekçesinde özetle, şüphelinin müvekkil şirkette 06/02/2019 tarihinden 30/09/2019 tarihine kadar finans direktörü olarak çalıştığını, şüphelinin müvekkil şirketin yapılandırma işlemlerini takip ettiğinden talep ettiği evraklara müvekkillerinin imza attığını, faktoring firmasına verileceği açıklamasıyla yaklaşık 7 adet boş senedin şüpheliye duyulan güvenden dolayı imza edildiğini, daha sonra şüpheli tarafından 4.479.845,00 Türk lirası bedelli iki adet senedin ödenmediği takdirde icra takibi yapılacağı şüpheli tarafından müvekkillerine iletildiğini, ekonomik olarak zor durumda olan müvekkillerinin şüpheli ile anlaşma yoluna gittiklerini, bu bağlamda müvekkilleri ile şüpheli arasında 30/10/2019 tarihli sulh ve ibra protokolü tanzim edildiğini, söz konusu protokol gereği müvekkillerinin tüm borçları ödemek suretiyle senet asıllarını iade aldıklarını, bu tarihten sonra şüpheli ile irtibatlarını kestiklerini, ödeme ihbarnamesi ile gönderilen 30/09/2022 düzenleme tarihli 39.750.000,00 Türk lirası bedelli senet incelendiğinde yukarıda söz edilen iki adet senet ile seri olduklarının anlaşılacağını, şüphelinin müvekkilleri ile arasında 2019 yılında yaptıkları sulh ve ibra protokolüne rağmen varlığından müvekkillerinin haberi olmadığı söz konusu senedi tahsil amacıyla icra takibi başlattığını beyan etmesi karşısında, iddia edilen eylemlere ilişkin tüm bilgi ve belgeler getirtilerek, senet ve senede dayanak sözleşmeler ve teslim tutanağının içerdiği meblağlar da nazara alınarak, şüpheli ile müştekilerin bu miktarda bir hukuki ilişki içerisinde olup olmadıkları, şüphelinin müştekilerin işlerini takip etmesi karşılığı bu miktarda bir alacağı olduğunu iddia etmesi sebebiyle takip ettiği işlerin tespiti ile şüphelinin müştekilerden alacağının tespit edilmesi, senet üzerindeki imzaların müştekiye ait olsa dahi gerçekte senet tutarında bir ilişkinin olup olmadığı hususunun tespit edilerek sonucuna göre şüphelinin hukukî durumumun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden, soruşturmanın genişletilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. 5271 sayılı Kanun‘un 160. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu belirlenmiştir. 2. 5271 sayılı Kanun’un, “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı 172/1. maddesi; “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. ...“ Şeklinde düzenlenmiştir. 3. 5271 sayılı Kanun’un, “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173. maddesinin inceleme konusu ile ilgili olan birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3)(Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. ...“ Hükümleri yer almaktadır. 4. Kanun‘da yer alan düzenlemelerden de görüleceği üzere; Cumhuriyet savcısı, suçun işlenip işlenmediğinin tespiti bakımından hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamalı, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açmalı, aksi halde 5271 sayılı Kanun’un 172. maddesi gereğince kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermelidir. 5. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen Sulh Ceza Hakimliği, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir. 6. Bu kapsamda inceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; şüphelinin, aralarındaki hizmet sözleşmesine istinaden şikâyetçi şirketlere ait kredi yapılandırma işlemlerini takip ettiğinin, tarafların aralarında düzenlenen 30.10.2019 tarihli Sulh ve İbra Protokolü uyarınca şikâyetçilerin tüm borçlarını ödeyerek şüpheli ile hizmet ilişkisini sonlandırdıklarının, bu tarihten sonra aralarında herhangi bir ticari ilişki bulunmamasına karşın şüphelinin, daha önceden banka ve kredi kuruluşlarına vermek üzere şikâyetçilere imzalattığı boş senetlerden birini doldurarak 30.09.2022 keşide tarihli ve 39.750.000,00 TL bedelli bono haline getirip tahsili amacıyla bankaya tevdi ettiğinin ve devamında da icra takibine konu ettiğinin, yine bu bonoya ilişkin aynı tarihli "kambiyo senedi tevdi bordosu" ve "taahhütname, iş kabul, ifa kabul, borç kabulü, ödeme taahhüdü ve sözleşme" başlıklı belgeleri de sahte olarak tanzim ettiğinin iddia olunması ile soruşturma kapsamında temin edilen İstanbul Bölge Polis Kriminal Laboratuvarı Müdürlüğünün 03.10.2023 tarihli uzmanlık raporuna göre, suça konu bono ve diğer belgeler üzerinde şikâyetçiler adına atılı bulunan imzaların şikâyetçilerin eli ürünü olduğunun ve fotokopi/montaj yoluyla meydana getirilmediğinin tespit edilmesi karşısında; şüphelilere isnat olunan eylemlerin, bir bütün halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 209/1. maddesinde düzenlenen açığa imzanın kötüye kullanılması suçunu oluşturduğu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.03.1989 tarihli ve 1988/1 Esas, 1989/2 Karar sayılı ilamı ile buna uyan Dairemizin yerleşik içtihadına göre, boş kağıdın anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının yazılı delille ispatı zorunlu olup, bu hususta soruşturma kapsamında elde edilen yazılı delil bulunmadığı gibi, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilebilecek herhangi bir belgenin de temin edilemediğinin anlaşılması karşısında, şüpheli hakkında "...şüphelinin savunmasında suçlamayı kabul etmediği, müştekilerin şirketlerinde 3 yıla aşkın süreyle çalıştığını, danışmanlık ve hukuk müşavirliği sözleşmesi kapsamında müştekilerin borçlu olduğu şirketlerin borç yapılandırılması işlemlerini yürüttüğünün, senedin şirkette yetkili olan müştekiler tarafından imzalanarak kendisine gönderildiği, sahte senet düzenlemediğini, senedin vadesi gelince bankaya verdiğini, müştekilerle aralarında alacak borç ilişkisi bulunduğunu, borcun ödenmemesi için müştekilerin suç isnadında bulunduklarını beyan ettiği; yapılan soruşturma neticesinde müştekilerin soyut iddiaları dışında şüphelinin savunmalarının aksine hakkında kamu davası açılmasına yeterli ve elverişli delil ve emare elde edilemediği, iddiaların soyut nitelikte kaldığı..." şeklindeki gerekçeyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle, sonucu itibarıyla doğru olan karara yönelik itirazın reddine dair karar usûl ve yasaya uygun olup, ihbarnamede belirtilen düşünce yerinde görülmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Soruşturma dosyasının, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.04.2025 tarihinde karar verildi.