KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/10019 E., 2010/1336 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
540 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 2.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08.05.2008 tarih ve 2007/545-2008/479 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı nezdindeki hesabından rızası ve bilgisi dışında internet aracılığı ile başkasının hesabına havale yapıldığını ve daha sonra paranın çekildiğini, davacının kullandığı bilgisayar dışında bir bilgisayarın bu işlemde kullanıldığını, davalının güvenlik sisteminin yetersiz olduğunu, zorunlu SMS uygulamasına bu olaydan sonra geçtiğini ileri sürerek, 4.993,02 YTL'nın faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının gerekli teknik önlemleri zamanında almadığı ve davalının zararına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, mevduat sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir.
Mevduat sözleşmesi, ağırlıklı olarak esas itibarıyla belli oranda faiz elde etme amacına yöneldiği için ödünç sözleşmesine daha çok yaklaşan, ancak güvenilir bir kurumda parayı muhafaza etme düşüncesi ile vedia sözleşmesini hatırlatan kendine özgü bir sözleşme tipidir. Mevduata uygulanacak hükümler, ancak kıyas yolu ile ve niteliği uygun düştüğü ölçüde ödünç sözleşmesi hükümleri ve istisnai hallerde vedia sözleşmesi hükümleri olacaktır.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede aynen veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür. BK'nun 306 ncı ve 307 nci maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı iade ve eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur.
Aynı Kanun'un 472/1 nci maddesi uyarınca usulsüz tevdi de paranın nef'i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan bu parayı kendi yararına kullanılabilir. Ancak mudinin istediği zamanda iade ile yükümlüdür. Bankalar yararlandıkları bu mevduatı hiç bir bahane ile iadeden kaçınamazlar. Bankanın sorumluluğunun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlali ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir.
BK'nun 100 ncü maddesi uyarınca banka, yardımcı kişilerin işlerini yaparken verdikleri zararlardan dolayı kusur aranmaksızın sorumlu olur.
Somut olayda, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere,davacının davalıya bildirdiği ve davalı sistemine tanıtılan bilgisayar dışındaki bilgisayarların girişine davalı sisteminin teknik olarak engel olması,bağlantıyı kesmesi gerektiği gibi,diğer bazı ek tedbirlerin zorunlu olarak uygulatılması,davacının tercihine bırakılmaması da gerekmektedir.
Sisteme ek güvenlik tedbirleri almayan davalının kusurlu ve sorumlu bulunduğunun kabulü gerekir.Bu tespitler ve olgular,objektif özen yükümlülüğünün ihlali ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının kurulmasına yeterli olan olgular olup,BK'nun 100 ncü madde hükmü koşulları oluşmuştur.Kaldı ki,aynı Kanun' un 99/2 nci maddesi 100/son maddesindeki kurtuluşu hafif kusurlar için dahi kaldırmaktadır.Davalı,kişisel bilgileri ve parolayı davacının koruyamadığını,
belirlenemeyen fail ile birlikte davacının beraber hareket ettiğini kanıtlayamamıştır.Davacı müşterinin,şifreyi koruma dışında bir yükümlülüğü bulunmamakta olup,davacının bu yönde müterafik kusurunu kanıtlayamayan davalı, aldığı mevduatı tam ve eksiksiz olarak iade ile yükümlüdür.
Davalı sistemine giren kişilerin oluşturduğu zarar,hesap sahibine yönelik değil,bankaya yönelik oluşturulan bir zarar olup,bu zararı işleyenlere bankanın rücu edebilmesi ya da edememesi,bankanın sorunudur ve mudiyi ilgilendirme- mektedir.
Bu itibarla bu gerekçelere ve hüküm yerinde yazılı diğer gerekçelere göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/10019, K. 2010/1336, 8 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama