KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/10791 E., 2010/5569 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
761 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.02.2008 tarih ve 2006/521-2008/36 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 18.05.2010 gününde davacı Avukatı ... gelip davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 15.8.2002 tarihli süresiz acentelik sözleşmesinin imzalandığını, müvekkilinin sözleşmenin 5.maddesinde düzenlenen tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkilinin sözleşme yapmaya ve prim tahsil etmeye yetkili olduğunu, ancak davalının 2002 yılından itibaren Komisyon Gider Belgesini müvekkiline tebliğ etmediğini, her ayın ilk 10 günü içinde yapılması gereken mutabakatı yapmadığını, yine müvekkilinin vekaleti kapsamında kalan işleri bizzat kendisinin yaptığını, müvekkili ile bir dizi görüşmelerin sonunda davalı tarafından 12.07.2006 itibariyle sözleşmenin fesh edildiğinin bildirildiğini,
sözleşmenin 17. maddesinde düzenlenen önelsiz feshin ancak acentenin kanun, sözleşme ve talimatlara aykırı davranışında sözkonusu olacağını, davalıya bu konuda gönderilen ihtar sonrasında bu kez fesih tarihinin 14.7.2006 olarak belirtildiğini ileri sürerek, davalının önelsiz fesih hakkının bulunmadığının tesitine, müvekkili tarafından çekilen 8.8.2006 tarihli ihtarın davalıya tebliğinden bir ay sonrasında sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğinin saptanmasına, bu fesihten doğan tazminat haklarının saklı tutulmasına,
davalının sözleşme ve çalışma esaslarına aykırılıkları ve bilgisayar kayıtlarında , poliçelerde yaptığı usulsüzlükler nedeniyle oluşan 800.000 YTL zarardan fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalması kaydıyla şimdilik, 100.000 YTL zararın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, acentelik sözleşmesinin 12.7.2006 tarihinde sözleşmenin 17. maddesi uyarınca feshedildiğini, davacının müvekkiline 30.7.2006 tarihi itibariyle borcu olan 9.327,55 YTL’nı ödemediğini, sözleşmeye aykırı davrandığını, davacının tazminat talep etme hakkının bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma,toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen sürede primlerin ödenmemesi haklı nedenine dayanarak önelsiz fesihinde sözleşmeye aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının önelsiz fesih hakkının bulunmadığının tesiti ile davacı tarafından çekilen 8.8.2006 tarihli ihtarın davalıya tebliğinden bir ay sonrasında sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğinin saptanması ve davalının eylemleri nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Taraflar arasında düzenlenen 15.08.2002 tarihli sözleşme uyarınca davacı, davalı sigorta şirketinin sözleşme yapma ve prim tahsil etme yetkisini haiz acentesi olmuştur. Sözleşmenin 17. maddesi aynen, “ İşbu acentelik sözleşmesi 15.08.2002 tarihinden itibaren süresiz olarak yapılmıştır. Taraflardan her biri, bir ay evvel noter aracılıyla veya iadeli taahhütlü bir mektup ile bildirmek kaydıyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir.
Ancak, acente sözleşme hükümlerine , kanun ve nizamlara ve şirketçe verilecek talimata uymazsa veya diğer herhangi bir sebep varsa şirket, sözleşmeyi bir aylık ihbar müddeti aranmaksızın derhal feshedebilir. “ hükmünü haizdir.
Buna göre, taraflar arasındaki sözleşme ya bir aylık mehil verilerek bu mehlin sonunda yada sözleşme hükümlerine , kanun ve nizamlara ve şirketçe verilecek talimata uyulmazsa veya diğer herhangi bir sebep varsa derhal fesih şeklinde sona erdirilmesi düzenlenmiş bulunmaktadır.
Somut olayda, davalı sigorta şirketi ilk olarak 12.07.2006, daha sonra da 20.07.2006 tarihli ihtarları davacıya göndererek taraflar arasındaki acentelik sözleşmesini feshettiğini bildirmiştir.
12.07.2006 tarihli ihtarında fesih nedeni olarak, 2006 yılına ait ilk 6 aylık teknik sonuçların değerlendirildiği İcra Komitesi toplantısının gerçekleştirildiği ve ISO 9001:2000 kapsamında belirlenen prosedürler çerçevesinde portföy verimliliğinde uzun süredir bir gelişme kaydedilmediğinden ve faaliyetin her iki taraf için getiri sağlamayacağı tesbitinden hareketle sözleşmenin 12.07.2006 tarihinde feshedildiği bildirilmiştir.
20 07. 2006 tarihli ikinci ihtarnamede ise, acentelik sözleşmesinin 17.maddesine istinaden 14.07.2006 itibari ile sözleşmenin feshedildiği ve hususi vekaletname ile verilen yetkilerin de iptal edildiği bildirildikten sonra devamında vadesi gelen borçların ödenmesi talep edilmiş bulunmaktadır.
Mahkemece, davalının sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen sürede primlerin ödenmemesi haklı nedenine dayanarak önelsiz fesih yapmasında usulsüzlük olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, sözleşmenin feshedildiği ilk ihtarname ile bildirilmiş olup, ikinci ihtarname yukarıda açıklandığı üzere ilk ihtarname ile feshedilen sözleşme nedeniyle davalı sigorta şirketinin alacağının ne şekilde ödeneceğini göstermektedir.
O halde, taraflara arasındaki sözleşmenin geçerli şekilde feshedilip edilmediğinin ilk ihtarnameye göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla mahkemece, birinci ihtarnamede sözleşmenin ISO 9001:2000 kapsamında belirlenen prosedürler çerçevesinde portföy verimliliğinde uzun süredir bir gelişme kaydedilmediğinden feshedildiği dikkate alınarak bu sebebin acentelik sözleşmesinin 17. maddesine uygun şekilde fesih hakkı doğurup doğurmadığının tesbiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/10791, K. 2010/5569, 18 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama