KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/11010 E., 2010/1748 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
772 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/04/2008 tarih ve 2006/534-2008/104 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “OLA” ibareli marka başvurusunun davalı şirketin OLA BOLA markasına dayalı olarak yapmış olduğu itiraz nedeniyle kısmen reddedildiğini, müvekkili tarafından TPE Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’na yapılan itirazın da reddedildiğini, oysa müvekkili markasının tanınmış olduğunu, bu nedenle davalı markanın kötüniyetli olarak tescil edildiğini ileri sürerek, TPE YİDK’nın 2006-M-1777 sayılı kararının iptalini ve davalı markanın hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, YİDK kararının iptalinin 2 aylık hak düşürücü sürede, davalı şirkete ait markasının hükümsüzlüğünün de 5 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, marka tescili isteminin reddine dair davalı Enstitü’nün “Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulu” kararının iptali ve davalı adına tescil edilmiş bulunan markanın 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 42. maddesine dayalı hükümsüzlük istemlerine ilişkindir.
556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 40. maddesinde “Markanın Koruma Süresi” başlığı altında; “tescilli markanın koruma süresi başvuru tarihinden itibaren on yıldır. Bu süre, onar yıllık dönemler halinde yenilenir” denilmekle koruma süresi başvuru tarihinden başlatılmaktadır.
Bu durumda, başvuru tarihi sadece koruma süresinin başlangıcında belirleyici olmakta, hükümsüzlük davasının açılmasında 5 yıllık sürenin başlangıcına esas alınacak tescil tarihi ise aynı KHK.’nin “tescil” başlıklı 39. maddesinde ayrıca düzenlenmektedir.
Buna göre; “bu Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili yönetmelik hükümlerine göre başvurusunu eksiksiz yapmış veya eksiklerini gidermiş ve süresi içerisinde hakkında itiraz yapılmamış veya yapılan itiraz kesin olarak reddedilmiş bir başvuru, tescil edilerek sicile kaydedilir. Başvuru sahibine "Marka Tescil Belgesi" verilir.
Sicil kaydında; marka örneği, başvuru tarihi, marka tescil numarası, markanın kullanılacağı mallar veya hizmetlerin listesi, mal veya hizmetlerin sınıf veya sınıfları, marka sahibinin ve varsa vekilinin adı, soyadı, uyruğu, tüzel kişilerde ticaret unvanı ve hangi ülkenin kanunlarına göre kurulu olduğu, adresi, tescil tarihi, marka ve marka hakları ile ilgili bütün değişiklikler ve yönetmelikte öngörülen diğer hususlar yer alır. Marka sicili alenidir.
Talep edilmesi ve yönetmelikte öngörülen ücretin ödenmesi koşuluyla sicil örneği verilir. Sicil kaydı yapılan marka ile ilgili bilgiler yönetmelikte şekil ve şartları belirtildiği biçimde ve ikinci fıkrada yer alan unsurları da kapsamak üzere yayınlanır.” denilmektedir. Görüldüğü gibi bu maddede tescilin gerçekleşmesi süreci ayrıntısı ile açıklanmaktadır.
Dosya içinde bulunan davalıya ait marka tescil belgesi üzerinde yazılı olan 25.10.2000 tarihi; 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 40. maddesi uyarınca, tescilli bir markanın 10 yıllık koruma süresinin başlangıç tarihi olan “marka başvurusu tarihi”dir. Dolayısıyla marka başvurusu tarihi olan bu tarihin, aynı KHK.nin 39. maddesinde düzenlenen “markanın sicile kaydedildiği tescil tarihi” olarak kabulü mümkün değildir. Yani, tescil belgesinde yer alan ve KHK’nin 40. maddesi gereğince marka başvurusu tarihi olduğu belirgin olan tarih tescil tarihi olmayıp, hükümsüzlüğe ilişkin dava süresinin başlangıcına da esas alınamaz.
O halde, 5 yıllık dava açma süresine başlangıç alınacak tarihin tespitinde “tescil” konusunda açık düzenleme içeren KHK.’nın 39. maddesine gidilecektir. Bu maddede tescil için gerçekleşecek prosedür açıklanmakta ve sonuçta tüm aşamaların tamamlanmasıyla, markanın tescil edilerek sicile kaydedileceği, ifade edilmektedir. İşte bu tescil ve sicile kayıt tarihi hükümsüzlük davası açma süresinin başlangıcına esas alınacak “tescil” tarihidir.
Somut olayda; mahkemece, davalıya ait markanın 25.10.2000 tarihinde tescil edildiği, davanın ise 26.9.2006 tarihinde açıldığı, dolayısıyla 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğu gerekçesiyle, hükümsüzlük isteminin reddine karar verilmiştir. Ancak, 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 42. maddesine dayalı hükümsüzlük davasının, “markanın tescil tarihinden” itibaren, “5 yıl” içinde açılması gerektiği mahkemece isabetli olarak vurgulanmış ise de, 25.10.2000 tarihi davalıya ait markanın koruma süresinin başlangıcı olan marka tescili için yapılan başvurunun tarihi olup, markanın sicile kayıt tarihi dosya içindeki belgeden 15.2.2002 olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, 556 sayılı KHK’nin 42. maddesine dayalı olarak açılan hükümsüzlük davasının tescil tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre dolmadan açıldığı anlaşıldığından, mahkemece işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre bir hüküm verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/11010, K. 2010/1748, 16 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama