KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/11186 E., 2010/2447 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
498 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bitlis Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/04/2008 tarih ve 2007/201-2008/128 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ...tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdinde açılmış bulunan hesaplarındaki paranın kendi bilgisi dışında çekilmiş olduğunu, hesabındaki paraların çekilmesine ilişkin tediye makbuzlarındaki imzaların müvekkiline ait bulunmadığını, aynı banka şubesinde başka mevduat sahiplerinin de hesaplarından paralarının çekildiğini, banka yetkilileri tarafından mağdur olan mevduat sahiplerine paralarının ödeneceği sözünün verildiğini, müvekkilinin bu nedenle hesabında düzeltme yapılmasını beklediğini ancak davalıların bu yönde hiçbir girişimde bulunmadıklarını ileri sürerek, 11.900,00 YTL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının 19.06.2000 tarihinde imzalamış olduğu ibraname ile müvekkili bankayı ibra etmiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre ibraname ile dava tarihi arasında yedi yıllık bir sürenin bulunduğu, ibranamenin hükümsüzlüğünün bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerektiği, davacının ibranamenin hükümsüzlüğüne ilişkin hususu 2005 yılında öğrenmiş olduğu, bu durumda bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğu sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış bulunan hesaptaki paranın davacının bilgisi ve izni dışında çekilmiş olması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 31 nci maddesinde hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan tarafın bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirmesi halinde akde icazet vermiş nazariyle bakılacağı, bu mehilin hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan edeceği belirtilmiştir.
Somut olayda davacı taraf, davalıya verilen ibranamenin yapılan bir ödeme karşılığı olmadığını ileri sürmektedir.Bu durumda davacının davadan önce verdiği ibranameye ilişkin olarak bu ibranamenin ödeme karşılığı olmadığı,
bu ibranın kendisini bağlamayacağı yönünde davalı banka müfettişleri tarafından yürütülen teftiş sırasında veya ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafın bilgisine ulaşmış anılan 31 nci madde kapsamında bir beyanının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.Yapılacak araştırma sonucu davacının işbu davadan önce verdiği ibraname ile bağlı olmadığına ilişkin olarak anılan 31 nci madde kapsamında bir beyan veya irade açıklamasının olması halinde bu ibranameye icazet vermediği,
bu ibraname ile bağlı olmadığı sonucuna varılacağından anılan hükümde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması mümkün olmayacaktır.O halde mahkemece, davacının sözkonusu ibranameye ilişkin olarak davadan önce bu ibranamenin geçerli olmadığına, bununla bağlı bulunmadığına ilişkin davalı tarafa ulaşmış bir beyanının olup olmadığının araştırılması ile sonucuna göre davacının hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken anılan husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/11186, K. 2010/2447, 4 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama