KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12048 E., 2010/4396 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
658 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.05.2008 tarih ve 2005/73-2008/157 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinden ...’un 1973 yılından beri “... ... Ciğercisi ve Sakatatçısı” olarak ticari faaliyette bulunduğunu, diğer müvekkilinin de ticari hayatına babası ...’un yanında başladığını ve daha sonra “...
İşkembecisi ve Sakatatçısı ...” ismi ile ticari faaliyetine devam ettiğini ve müvekkili ...’un “...” ibaresini 27.11.2001 tarihinden itibaren marka olarak tescil ettirmiş olduğunu, davalı ...’in hem kendi işletmesinde hem de münferiden imzaya yetkili olduğu ve yönetim kurulu başkan yardımcılığını yürüttüğü davalı şirkette “...” ibaresini kullandığını ve bu ibare ile ticari faaliyetlerde bulunduğunu, oysaki anılan ibarenin müvekkili tarafından marka olarak tescil ettirilmiş olması nedeniyle davalıların eylemlerinin markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek,
davalı şirketin ticaret unvanından “...” ibaresinin çıkarılarak sicil kaydından bu ibarenin silinmesine, davalı ...’in “... ... Kasabı” şeklindeki ticaret unvanından “...” ibaresinin çıkarılmasına ve kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkili ...’in 1970 yılından beri “...
Kasabı” unvanı ile ticaret siciline kayıtlı olduğunu, müvekkilinin “...” ibaresi üzerinde önceye dayalı üstün hak sahipliğinin bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiş, birleşen davada ise müvekkili ...’in 1970 yılından bu yana “...” ibaresi ile ticari faaliyette bulunduğunu, gerek tescilli ticaret unvanı gerekse tescilsiz de olsa marka olarak haklı bir şöhret ve ayırt edicilik sağladığını, davalı ...’un müvekkilinin uzun yıllardır kullandığı ve piyasada tanıttığı “...” ibaresini marka olarak seçerek tescil ettirmesinin TTK’nun 56 ve 556 sayılı KHK’nin hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek,
davalıya ait markanın hükümsüz sayılmasına ve terkinine, müvekkilinin gerek ticaret unvanı ve gerekse marka olarak kullandığı “...” ibaresine davalı tarafından vuku bulan tüm müdahalelerin men’ine ve mahkeme kararının ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen dava davalısı ... vekili, davacı ...’in iddialarının haksız olduğunu, davaya konu “...” ibaresini piyasada ve sektörde tanınmış hale getiren kişinin müvekkilinin babası ... olduğunu, davacının müvekkili adına tescilli markanın kullanımına bugüne kadar herhangi bir müdahalesinin olmadığını, davanın kötü niyetli olarak açılmış bulunduğunu savunarak, reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davaya konu “...” ibaresinin sakatatçılık ve lokantacılık faaliyetinde ticaret unvanı ve işletme adı olarak her iki tarafça 1973 yılından beri kullanıldığını, her iki tarafın da kullanıma itiraz etmediği, bu durumda davacı yanın bu ibareyi marka olarak tescil ettirme hakkının bulunduğu, davalının bu ibareyi kullanmasının davacının markasını tescil ettirmesinden önceki dönemde başladığı, dolayısıyla marka hakkına dayanılarak engellenemeyeceği, aynı şekilde davacının bu ibareyi marka olarak tescil ettirme hakkının önceye dayalı kullanımdan doğduğu, bu nedenle markanın hükümsüzlüğünü isteme şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle hem asıl hem de birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Mahkemece verilen karar davacılar ... ve ... vekili tarafından yasal süresi içinde temyiz edilmiş ise de temyiz isteminden sonra davacılardan ... verdiği 19.01.2009 tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiğini bildirmiştir.
Hüküm kurulduktan sonra ancak henüz kesinlik kazanmadan davadan feragat edildiği anlaşılmakla yapılan bu feragatin mahkemece değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiğinden kararın davacı ... yönünden bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre de davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
3-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre de davacı-birleşen dava davalısı ... ve davalı-birleşen dava davacısı ... ile asıl dava davalısı şirket vekillerinin asıl ve birleşen davalarda verilen kararlara yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12048, K. 2010/4396, 22 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama