KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12621 E., 2010/7994 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Konya Asliye 3.Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
535 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya Asliye 3.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.12.2007 tarih ve 2007/329-2007/443 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 29.06.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında görülen alacak davasında Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nce 19.04.2006 tarihinde verilen karar ile davalının (58.287,27)Euro’ya 09.03.2006 tarihinden itibaren %5 temel faiziyle birlikte müvekkiline ödemesine karar verildiğini, yargılama giderlerine ilişkin ek karar ile (4.436,02)Euro’nun 02.05.2006 tarihinden itibaren %5 temel faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hükmedildiğini, temyiz başvurusu yapılmadığından kararın 12.07.2006 tarihinde kesinleşerek apostil ile onandığını ileri sürerek, Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 7 0 189/09 sayılı kararının tenfizini talep etmiştir.
Davalı vekili, yabancı mahkemece müvekkiline dava dilekçesinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeyip gıyap kararı verildiğini, bu nedenle MÖHUK’nun 38. maddesi uyarınca tenfiz kararı verilemeyeceğini, yine mahkeme kararının müvekkiline tebliğ edilmediğinden kesinleşmediğini MÖHUK’nun 34. maddesi uyarınca ancak kesinleşmiş şabancı ilamların tenfiz edilebileceğini, yabancı mahkeme ilamının TTK’nun 329 ve 405/2. maddeleri ile HUMK’nun 17. maddesine ve dolayısıyla kamu düzenine aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 25/3 ve Tebligat Tüzüğü’nü 36/1. maddesi uyarınca yurtdışı tebligatın, tebliği çıkaran merciin bağlı bulunduğu Bakanlık aracılığıyla Dış İşleri bakanlığı’na, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği’ne veya Başkonsolosluğu’na gönderilmek suretiyle yapılmasının gerektiği, 1965 tarihli Lahey sözleşmesi’ne Türkiye ve Almanya’nın taraf olduğu, bu sözleşme ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemi olan “doğrudan posta yoluyla tebligat” yöntemini,sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler için uygulanabileceği, Türkiye’nin ise bu maddeye çekince koyduğu,
somut uyuşmazlıkta ise yabancı mahkemenin gıyapta verdiği kararın doğrudan posta yolu ile tebliğ edildiği, bu durumun davalının savunma hakkını kısıtladığı gibi MÖHUK’nun 38/c maddesi uyarınca kamu düzenine de aykırı olduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunduğundan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- HUMK.’nun 434/2. maddesi hükmüne göre, temyiz isteği harca tabi ise temyiz, harcın yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır. Davalı vekilinin temyiz dilekçesi 24.10.2008 tarihinde hakim tarafından havale edilmekle birlikte, temyiz harcı yatırılmadığı gibi temyiz defterine de kaydı yapılmamıştır. Bu durumda temyiz istemi usulüne uygun bulunmadığından, davalı vekilinin temyiz isteminin HUMK. 432/4. maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12621, K. 2010/7994, 6 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama