KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12868 E., 2010/7971 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.686 kelime·8 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.06.2008 tarih ve 2007/126 - 2008/130 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.07.2010 gününde davacı avukatı Necmiye Bayrakçeken gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Almanya’daki yerel 03.02.2005/304 60 695.2-09 sayılı tescili mesnet alarak 03.03.2005 tarihinde WIPO nezdinde 7, 9 ve 42. sınıf emtia ve hizmetler için 860188 sayı ile tescil ettirdiği RAPA ibareli markanın Madrid Protokolü hükümlerine göre Türkiye’ de de tescili için yapmış olduğu,
2005/44161 kod numarası verilen marka tescil başvurusunun, RABA ibareli 17.09.2003 gün 2004/809 sayılı marka mesnet alınarak Markalar Dairesi tarafından ihdas edilen kararla 556 sayılı KHK’nin 7/b maddesi dayanak alınarak 7. sınıfta yer alan ürünler bakımından reddedildiğini, “başvuru konusu işaret ile redde mesnet alınan marka arasında karıştırmaya sebebiyet verebilecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, başvuru konusu işaretin uzun yıllardan bu yana dünyada ve Türkiye’ de kullanılmakla ayırt edicilik ve tanınmışlık kazandığı,
başvuran şirketin ticaret unvanı olduğu ve menşe ülkede tescilli olması sebebiyle Paris Sözleşmesi'nin 4. mükerrer 6. maddesi uyarınca Türkiye’de de tescil edilmesi gerektiğini ve marka tescil başvurusunun reddedilemeyeceği ve özellikle başvurunun tesciline redde mesnet marka sahibinin muvafakatinin bulunduğu” gerekçelerini ve ret kararının kaldırılması arzusunu içeren itirazlarının nihaî olarak YİDK tarafından 2006/M-3997 sayılı karar ile reddedildiğini ileri sürerek, başvurularının reddine dair kurum kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, kurum tarafından yapılan işlemlerin usul ve yasaya aykırı olmadığını, davacının başvurusunun konusu olan işaret ile redde mesnet alınan markanın biçim, okunuş ve görselliği ile umumî intiba itibariyle bıraktığı etkinin aynı bulunduğunu, tescil kapsamına alınmak istenilen malların da aynı tür olması sebebiyle tüketiciler nazarında karışıklığa yol açmasının muhakkak bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının başvurusunun konusu olan işaret ve mallar ile redde mesnet alınan markadaki ibare ve malların aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer/benzer olup olmadığı ve bunun iltibasa yol açabilecek nitelikte bulunup bulunmadığı noktasında toplanmakta olduğu, redde mesnet alınan RABA ibareli markanın Macaristan’daki yerel 09.07.2003/176011 sayılı tescil mesnet alınarak 17.09.2003 tarihinde WİPO nezdinde 6, 7 ve 12. sınıf emtialar için 814995 sayı ile tescil ettirilen uluslararası tescil esas alınarak,
Madrid Protokolü hükümlerine göre Türkiye’ de 2004/809 sayı tescil ettirildiği, davacının başvurusunun konusu olan işaretin RAPA sözcüğünden müteşekkil bulunduğu, bu sözcüğün markanın asıl ve tek unsurunu oluşturduğu, bu sebeple göze, belleğe ve kulağa seslenen ibarenin bu sözcük olduğu, 7. sınıf ürünlerin vasfına yabancı, fantezi ve orijinal bir kelime olması nedeniyle kapsamında yer alan emtialar yönünden ayırt ediciliğinin yüksek düzeyde olduğu, benzerlerinden tefrike yarayan esas unsurun anılan ibare olduğu, bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görüş ve ayırtediciliği vurgulayan imajın RAPA sözcüğünde odaklandığı;
redde mesnet alınan markanın da şekil+RABA sözcüğünden müteşekkil olduğu, fakat bu hali ile göze, hafızaya ve kulağa hitap eden kelimenin RABA sözcüğünde odaklandığı, kapsamındaki 7. sınıf ürünlerin alıcılarının kulağında ve hatırında kalacak iz ve ibarenin bu kelimede odaklanacağı, davalının redde mesnet aldığı markanın, işaret ve sözcük içeren karma bir marka olmasına karşın, RABA ibaresinin işarette ayırt ediciliği temsil ettiği ve bu sebeple bir sözcük markası olarak kabulünün gerektiği, aynı biçimde başvuru konusu işaretin de sözcük markası olduğu,
böyle markalarda ayırt ediciliğin sağlanabilmesi için göz, kulak ve hafızaya hitap eden asıl unsur konumundaki işaretlerin farklılığına dikkat etmek gerektiği; oysa yargılama konusu işaret ve marka bakımından her ikisinde de bu farklılığın bulunmadığı ve her birinde ayırt ediciliğin RAPA/RABA sözcükleri ile sağlandığı, davalının redde mesnet aldığı RABA ibareli markanın yazıldığı biçimde okunduğu, başvuru konusu işaretin ayırt ediciliğini temsil eden sözcüğünün de RAPA biçiminde yazılıp okunduğu, marka ile işaret arasındaki fonetik benzerliğin, ilk bakışta hemen algılanabilecek seviyede bulunduğu,
zira her ikisinde esas unsuru oluşturan kelimelerin aynı ve benzer biçimde okunan hece ile harf sayılarının aynı olduğu, zira son hecedeki P ve B harflerinin gerek okunuş ve görünüşçe aynı izlenim ve sesi doğurduğu, bu nedenle esas unsurlar bakımından da aralarında benzerlik bulunduğunun kabulünün kaçınılmaz olduğu,
marka ve işaretlerde yer alan harf farklılığı ve şekillerin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı da nazara alınarak her ikisinin de yazım şeklinde algılanabilir bir özellik bulunmadığından ve aynı sescil etkiyi taşıdıklarından biçimsel ve görsel olarak da benzer sayılabilecekleri, esas unsur, fonetik ve biçimsel benzerlik nedeniyle umumi intibalarının da aynı olduğundan şüphe bulunmadığı,
davacı başvurusunun konusu olan RAPA işaretinin, redde mesnet markadan bir harf itibariyle farklı olması ve ayrıca redde mesnet markada yer alan şekli taşımamasının, marka ile aralarındaki esas unsur, fonetik, görsel ve biçimsel ile genel izlenimden doğan benzerliğin etkilerini geri plana atmasının olanaksız bulunduğu, öte yandan yukarıdaki unsurlar yönünden benzerlik bulunmasının karıştırılma ihtimalini beraberinde getirmesinin de kaçınılmaz bulunduğu,
bütün bu unsurlar nazara alınarak davacı başvurusunun konusu olan işaret ile davalının redde mesnet aldığı marka öncelikle yan yana konulup, özellikle farklılığı gösteren tali unsurlara yönelik değil, aksine benzerliği sergileyen noktalara dikkat yoğunlaştırılarak karşılaştırıldıklarında, söz konusu markalar ve işaret altında sunulan emtiaların hitap ettiği kişilerin üzerinde bıraktığı iz itibariyle işitsel, görsel ve biçimsel olarak birbirlerinin benzeri olduğu,
davalı başvurusunun konusu olan RAPA işaretini gören ve duyan alıcı ve tüketicilerin zihninde belirecek olan izin,hemen redde mesnet RABA ibareli markanın bıraktığını hatırlattığı, bunun sonucu ise, davacının redde mesnet marka sahibinin bu markayı taşıyan ürünler için tüketiciler nezdinde tesis ettiği imaj, güven ve hatırlanırlıktan haksız olarak istifade edebileceği, işaretin yukarıda açıklandığı üzere redde mesnet markayla ayırt edilemeyecek derecede aynı/benzer olması nedeniyle,
marka ile aralarında genel izlenimce bağlantı kurulabilecek türden bir baskı-algılama oluşturabileceği ve bu bağlamda her ikisinin aynı işletmeye ait olduğu yönünde iltibasa yol açabileceği, başvuru kapsamında bulunan 7. sınıftaki emtialar için 556 sayılı KHK’nin 7/b maddesindeki hususun redde mesnet markanın sahibi yararına gerçekleştiği, davalı TPE’nin davacı başvurusunu anılan madde hükmünü nazara alarak reddetmesinin hukuk gereği olduğu,
davacı başvurusunun konusu olan işaret ile redde mesnet alınan marka arasında 556 sayılı KHK’nin 7/b maddesi kapsamına girebilecek seviyede bir benzerlik bulunduğunun kabul edilebilmesi için, karıştırmanın gerçekleşip gerçekleşmediği- nin ayrı bir tahkikat ile belirlenmesine gerek olmaksızın ilk bakışta doğacak intiba ile belirlenmesinin gerektiği, bu hâlin de yargılama konusu hadise bakımından çok açık göründüğü ve yukarıdaki biçimde bir iltibasın gerçekleşeceğinin aslında kanunî bir varsayım olarak kabul edilmesinin zorunluluk arz ettiği,
bu nedenle maddelerde yazılı koruma konusunu farazi bir takım kabullerle boşaltılması sonucunu doğurabilecek aksi yöndeki görüşlere katılma olanağının bulunmadığı, davacının önceden tescilli bulunan bir markanın ayırt edilemeyecek derecede benzerini yahut aynısını, aynı emtialar için tescil ettirebilmesi imkânının, başvuru ânından evvel yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK’nin 7/son maddesinde açıklandığı düzeyde işarete kullanımla ayırt edicilik kazandırılması hâlinde mümkün olduğu,
ayırt edici işaretler bakımından getirilen bu olanaktan Paris Sözleşmesi'nin 1. mükerrer 6. maddesi anlamında tanınmış olan markalar evleviyetle yararlanması gerektiği, davacı başvurucunun, bu yoldaki istemini (yahut bu anlamı taşıyan arzusunu farklı ifadelerle de olsa) idarî süreçte gerçekleştirdiği itirazında ileri sürdüğü, ancak davacının tescil isteminin yine de kabulüne olarak bulunmadığı,
çünkü 556 sayılı KHK’nin 7/ son maddesinin “bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise, (b), (c), (d) bentlerine göre tescili reddedilemez” biçimindeki hükmünde yer alan “(b) bendi” ibaresinin 26.06.2004 tarihinde yürürlüğe giren 22.06.2004 gün ve 5194 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle “(a) bendi” olarak değiştirildiği,bu değişiklikten sonra artık kullanımla ayırt edicilik kazanmış ve hatta tanınmış markaların dahi redde mesnet markayı terkin ettirmeden kendi markalarının tescilini sağlama olanağının kalmadığı;
davacı başvurusunun da anılan maddede yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleştirildiği, dolayısıyla davacının, redde mesnet markayı terkin ettirmeden veya anılan marka hükmünü yitirmeden, kendi markasının tescilini sağlama olanağının bulunmadığı; başvuru konusu işaretin tanınmış bir marka veya davacının ticaret unvanı yahut gerçek sahibinin davacı olmasının, mevcut hukukî düzenlemeler itibariyle başvuru konusu işaretin, davacıya, mutlak ret nedeninden etkilenmeksizin tescil olanağını sağlayamayacağı, 556 sayılı KHK’nin 7/b maddesinin;
aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan işaretlerin tescil edilemeyeceğini amir bulunması sebebiyle redde mesnet marka sahibinin muvafakati dahi olsa mükerrer marka tescilinin, anılan 556 sayılı KHK’nin 7/b maddesi hükmü uyarınca mümkün bulunmadığı açıklanan sebeple redde mesnet marka sahibinin başvurunun tesciline izin vermesinin sonucu değiştiremeyeceği savunmaya da itibar olunamayacağı;
davacı vekili bu ret işlemine karşı yaptığı itirazında ve iş bu yargılamada, başvuru konusu işaretin menşe ülkede tescilli olması sebebiyle Paris Sözleşmesi'nin 4. mükerrer 6. maddesi uyarınca Türkiye’de de tescil edilmesi gerektiğini ve tescil başvurusunun reddedilemeyeceğini savunmuş ise de, “Markalar: Bir Birlik Ülkesinde Tescil Edilen Markaların Birlik Üyesi Diğer Ülkelerde Korunması” başlığını taşıyan Paris Sözleşmesi'nin 4. mükerrer 6. maddesinin A.(1) maddesi gereğince, “Menşe ülkesinde usulüne uygun olarak tescil edilen her ticaret markası, bu maddede belirtilen ihtirazi kayıtlar altında,
diğer Birlik ülkelerinde olduğu gibi başvuru yapmak ve korunmak üzere kabul edilecektir.”hükmünün, doğrudan Türk Patent Enstitüsü'nün başvurunun reddine dair kararının yanlış olduğu sonucunu doğurmayacağı, zira menşe ülke dahil yabancı ülkelerdeki tesciller 556 sayılı KHK’ nin ülkesellik ilkesini benimsemesi sebebiyle ülkemizde tescil başvurusunun kabulünü zorunlu kıldığı, bu husus ayrıca Paris Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) fıkrasında, “ticari markaların başvuru ve tescil koşulları, her bir Birlik ülkesinin, yerel yasaları ve mevzuatıyla belirlenecektir” biçiminde açıklanmış olduğu, yine Sözleşmenin 4. mükerrer 6. maddesinin B.
(1) bendinde tescil mecburiyetini kaldıran, “Bu markaların, korunma talep edilen ülkelerdeki üçüncü kişiler tarafından kazanılmış haklara tecavüz etmesi” biçiminde bir ihtirazi kayıt taşıyan hüküm bulunduğu, dolayısıyla yukarıda açıklandığı üzere davacı başvurusunun konusu olan işaret, daha önceden tescilli dava dışı şirkete ait marka hakkına tecavüz oluşturmakta olduğundan işaretin, Türkiye’ de tescili mecburiyetinin ileri sürülmesinin ve bu iddianın kabul edilebilirliğinin mümkün olmadığı, bu durumda davalı kurum kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12868, K. 2010/7971, 6 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama