KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13928 E., 2010/276 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ocak 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
1.030 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 2.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.09.2008 tarih ve 2004/104-2008/469 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.01.2010 gününde davacı avukatı Bülent H.Acar ile davalılardan T.C.Vakıflar Bankası T.A.O.avukatı ...ve ... avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı T.Vakıflar Bankası T.A.O nezdinde 1998 yılında yatırım hesabı açtırdığını, ancak Vakıflar Bankası Ankara Menkul Kıymetler'in müvekkiline ait hesaplarında müvekkilinin talimatı olmadan çok yoğun hisse senedi alımı gerçekleştirdiğini, yapılan bu işlemin SPK Tebliği, İMKB Yönetmeliği ve ilgili mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu, müvekkilinin talimatı dışında hisse senedi alım-satımı ve para çekme işlemlerinden haberdar olmaması için müvekkiline hesap özeti de gönderilmediğini, işlemlerin yapılması için müvekkilinden vekaletname alındığını,
davacı ... 'nun usulsüzlüğü öğrenmesi üzerine 30.12.2002 tarihinde belgeye dayanmayan işlemleri kabul edilmediğine dair dilekçe verdiğini, banka müfettişlerinin incelemesi neticesinde işlemlerde davacının bilgisinin olduğunun kanıtlanamadığını, SPK Tebliğlerine göre gönderilmesi gereken hesap ekstresinin 2003 yılından itibaren gönderilmeye başlandığını, İMKB nezdinde de davacının girişimde bulunduğunu,
davacının talimatlarını müdür olan diğer davalıya iletmelerine rağmen hesaptaki hisse senetlerinin zarar etmesi durumunda davacının hesabında bırakılıp kâr etmesi durumunda da başka kişilerin hesaplarına aktarılarak davacının sürekli zarar etmesine neden olunduğunu, talimatsız para çekme işlemleri yapıldığını, bilgileri dışında kredi alınıp bu nedenle de zarara uğratıldıklarını, zararlandırıcı işlemlerden sonra kredi sözleşmesi imzalatıldığını, sözlü talimatların yazıya dönüştürülmediğini, sınırsız talimatsız işlem yapıldığını, bilgilendirme olmadığını, mevzuata uygun olmayan işlemlerle davacının yanıltılarak zarara uğratıldıklarını,
cezai soruşturmanın halen devam ettiğini ileri sürerek, 27.09.2004 tarihli dilekçe ile davacının hesabındaki tüm zarara karşılk şimdilik 150.000 YTL.nın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Vakıflar Bankası A.O vekili, fiillerin işlendiği tarih itibariyle bir yıllık zamanaşımının dolduğunu, gerek taraflar arasında akdedilen sözleşmeler, gerek verilmiş olan vekaletname, gerekse imzalanmış olan müşteri tanıtım formaları çerçevesinde davacının hak ve yükümlülüklerine muttali olduğunu ve bu çerçevede işlem yapılması konusunda tarafların anlaşmaya vardığını, işlemlerde usulsüzlük olmadığını, sürekli olarak bankaya gelen davacının tüm işlemlerden haberdar olup, yapılan işlemlerin davacı ...'un talimatına uygun olduğunu, hesap özetlerinin davacıya elden teslim edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, müvekkilinin davacı ile 20 yıldır tanıştığını, davacı ve kardeşleri ile onlarla birlikte hareket eden kişilerin 2002 yılı ocak ayına kadar yüzyüze veya telefonla verdikleri talimatların iyiniyet ile yerine getirildiğini, müvekkilinin haksız bir davranışı olmadığını, bu davanın doğrudan aracı kuruma karşı açılması gerekip, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın zamanaşımına uğradığını, 2002 ocak ayından sonra davacı ve kardeşleri ile müvekkilinin arasının bozulması üzerine bu tarihten sonra işlemlerin müvekkili tarafından yapılmadığını, davacı ve kardeşlerinin her an ekstre isteyebileceğini,
davacının işlemlerden haberdar olması nedeniyle çok uzun süre sessiz kaldığını, telefon dökümleri ile görüşmelerin tespit edilebileceğini, hesabın cari hesap şeklinde işlediğini, kredi sözleşmesinin sonradan imzalanmasının kredi ilişkisini ortadan kaldırmadığını, davacının tüm işlemlerden haberdar olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında yatırım sözleşmesi olup, BK'nun 125.maddesinde yazılı 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği, dava konusu olayda davacı ile aracı kurum arasında yapılmış bulunan hisse senedi alım-satım işlemlerinin neticesinde davacının portföyünde bulunan hisse senetlerinin, bankanın kredi alacağı karşılığı olarak davacının talimatı olmadan re'sen satıldığı, bu satış işlemi nedeniyle aracı kurumun yetkisiz temsilci konumunda olduğu, zira aracı kurumun bu satış konusunda temsil yetkisi bulunmadığı,
İMKB'nın Yönetmelik hükümlerinde müşteri emirlerinin verilme şekli, sonuçları ve işlemlerin borsada gerçekleşmesi ile tasfiyesinin düzenlendiği, anılan mevzuat çerçevesinde aracı kurumların müşterilerine ait menkul kıymetleri müşterinin emri olmadan re'sen satamayacağı gibi acentenin de bu konuda talimat verme hak ve yetkisi bulunmadığı,
dava konusu olayda aracı kurumun, “işlemlerin tasfiyesi”ne ilişkin İMKB Yönetmelik hükümlerindeki “ihbar yükümlülüğü ve bunu izleyen satış” prosedürüne, anılan hükümlerdeki süreler geçirildikten sonra da BK'nundaki temerrüde ilişkin hükümlere uymadan, nezdinde saklanmakta olan davacıya ait olan hisse senetlerini herhangi bir ihbarda bulunmadan satma hakkı bulunmadığı, acente konumundaki bankanın da bu konuda müşteriden bağımsız satış emri verme hakkı olmadığı,
banka ile davacı arasındaki kredi ilişkisinde, kredi borcunu ödemede temerrüt halinde izlenecek yolun, yasal usuller içerisinde bankanın aracı kurum nezdindeki hisse senetlerini herhangi bir ihbarda bulunmadan tek taraflı emirle sattırma hakkı bulunmadığı; ancak yetkisiz temsilci yoluyla yapılan işlemin hak ve borçlarının temsil edilen üzerinde doğmasının, temsil edilenin bu işleme icazet vermesine bağlı olduğu,
icazet verilinceye kadar işlemin geçerliliğinin askıda olmasına rağmen, icazet verilmediğinin açıkça beyan edilmesi veya belirlenen süreye rağmen icazet verilmemesi halinde işlemin geçersiz olacağı, ancak davacının yatırım hesabından yapılan hisse senedi alım-satımı ve kredi gibi tüm işlemlerden davacının haberdar olup, bunlara itiraz etmeyerek icazet verdiği, her ne kadar genel yetki veren bir sözleşmeye dayanılarak aracı kurum konumundaki bankanın re'sen hisse senedi satışı yapması SPK mevzuatına uygun değil ise de, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun varlığının davacının da kabulünde olduğu,
kredi sözleşmesi ekstrelerinden hisse senetlerinin satılarak, kredi borcunun kapatıldığına vakıf olduğu ve buna o tarihte itiraz etmeyerek icazet verdiği, kaldı ki kredi borcunun ödenmemiş olması halinde dava tarihi itibariyle kredi borcunun %85 temerrüt faiziyle birlikte 1.120.392 YTL'na ulaşır iken, hisse senetlerinin değerinin 21.03.2008 tarihi itibariyle İMKB fiyatlarına göre 996.715,33 YTL olacağı, buna göre davacının talep edilebilir bir zararı bulunmadığı, nitekim dava konusu işlemlerle ilgili olarak yapılan şikayet üzerine başlatılan hazırlık soruşturmasında takipsizlik kararı verildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından verilen takipsizlik kararı ile bu karara itirazın reddine dair Sincan 1.Ağır Ceza Mahkemesi kararlarının hukuk davasında delil niteliği bulunmamasına,
davacının yatırım hesabında, davacının talimatı dışında kredi kullanmak suretiyle hisse senedi alındığı ve hisse senetlerinin davalı banka tarafından re'sen satıldığı iddia edilmiş ise de, bu işlemlerden sonra davacının gerek İMKB uzmanlarına verdiği beyanlardan, gerekse 24.12.2002 ve 19.03.2003 tarihli telefon görüşmelerine ilişkin deşifre tutanaklarından, dava konusu tüm işlemlerden haberdar olup, bu işlemlere icazet verdiğinin anlaşılmış bulunmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13928, K. 2010/276, 14 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama