KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/14118 E., 2010/10148 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Ekim 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
705 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.05.2008 tarih ve 2006/374 - 2008/115 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı - karşı davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.10.2010 gününde davacı-karşı davalı avukatı ... ile davalı-karşı davacı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 16.12.1976 tarih (95575) sayılı ve 30.sınıf için tescilli "..." ibareli markanın sahibi olduğunu, bu markanın üzerinde kullanıldığı ürün ambalajının da 20.12.2001 tarihi itibariyle müvekkili adına endüstriyel tasarım olarak tescilli bulunduğunu, anılan ibarenin müvekkili ile özdeşleşip tanınmış ve ayırt edici nitelik kazanmış bir marka haline geldiğini, davalının bu durumu bildiği halde "..." ibaresini 16.12.2002 tarihinde adına marka olarak tescil ettirdiğini ileri sürerek, davalının haksız rekabetinin tespitini ve önlenmesini davalı markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin markasının iltibas yaratacak bir şekilde kulanımının sözkonusu olmadığını savunarak asıl davanın reddini istemiş; karşı davada ise davacı-karşı davalının "..." markasını tescil edildiği tarihten bu yana sadece "dayanıklı ekmek" emteasında kullanıp başka hiçbir emtea üzerinde kullanmadığını, hatta kendi beyanlarına göre 1986 yılına kadar tescilini takip eden 10 yıl içinde hiç kullanmadığını ileri sürerek, 556 sayılı KHK'nın 14.maddesi uyarınca davacı - karşı davalının markasının "dayanıklı ekmek (biscat)" dışında kalan tüm emtealar hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini, hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.
Davacı - karşı davalı vekili, yetki, derdestlik ve esas yönünden karşı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, derdestlik itirazına konu Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2005/583 E sayılı dosyasının taraflarının ve bu dosyadaki karşı davanın işbu dava dosyası ile bire bir uyduğu, dolayısıyla karşı dava yönünden derdestlik itirazının yerinde görüldüğü, asıl davada davacı adına tescilli "...+Şekil" ibareli markanın, özellikle dayanıklı ekmek emteası yönünden 556 sayılı KHK'nın 7/1-i ve 8/4.maddeleri anlamında tanınmış marka olduğu, "MEK" kelimesinin anlamı olmayan ancak ayırtedicilik özelliğine sahip bir kelime olduğu ve bu kelime üzerinde davacının tescil yoluyla öncelik hakkının bulunduğu,
davalının markasında da bu kelimenin esas unsur olarak kullanılmasının iltibasa neden olacağı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, davalının "..." markasının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, karşı davanın derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı - karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı- karşı davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak asıl dava, davalının haksız rekabetinin tespit ve önlenmesi ile markasının hükümsüzlüğü, karşı dava ise davacı- karşı davalının markasının 556 sayılı KHK.’nin 14. maddesinde belirtilen kullanmama nedenine dayalı olarak hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta asıl davada davacının markasının 16.12.1976 tarihinde, davalının markasının ise 16.12.2002 tarihinde anılan tarafların adlarına tescil edilmiş bulunduğu, dosyaya sunulan belgelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Asıl davada davacı vekilince haksız rekabetinin tespit ve önlenmesi talebinde de bulunulmuştur. Oysa davalının markası da tescilli olup, markaların tescilli bulundukları süre içindeki kullanımları, 556 sayılı KHK. ile sağlanan koruma kapsamında olduğundan, tescilli bir markanın haksız kullanımından söz edilemez. Markaların ancak hükümsüzlüğü yolunda alınacak kararlar ile sicilden terkinleri sağlandıktan sonra korumaları kalkacak ve bu tarihten itibaren kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğu ileri sürülebilecektir.
Bu durum karşısında mahkemece, asıl davada davacı vekilinin haksız rekabetinin tespit ve önlenmesi ile ilgili taleplerinin reddine karar verilmesi ve bu talep yönünden davalı vekili yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, asıl davada anılan talep yönünden olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi doğru olmamıştır.
3- Yine, HUMK.’nun 194. maddesi uyarınca derdestlik itirazının kabulü halinde davanın reddine değil, açılmamış sayılmasına karar verilir. Bu durum karşısında mahkemece, karşı dava yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi dahi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/14118, K. 2010/10148, 12 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama